Bir arkadaşım aradı…
Turizmin içinde yetişmiş, sahayı iyi bilen bir dostum.
Sorduğu soru netti: İran’da yaşananlar nereye gider ve turizmi nasıl etkiler?
Cevap aslında çok net:
Savaşın olduğu yerde turizm gelişmez, geriler.
Turizmin olduğu yerde ise savaşın ruhu bile barınamaz.
Çünkü turizm; huzur ister, güven ister, istikrar ister.
İnsanlar seyahate günlük yaşamdan kaçmak için, kendisini iyi hissetmek, moral bulmak için çıkar.
Savaşı veya krizleri ilk kez yaşamıyoruz.
Körfez Savaşı ile gördük.
Yugoslavya İç Savaşları ile gördük.
Rusya-Ukrayna Savaşı ile gördük.
Bugün de İran–İsrail–ABD gerilimi üzerinden aynı tabloyu yaşıyoruz.
Çünkü, savaşın başladığı an, turizmde tedirginlik başlar.
Bu tedirginlik sadece sektörün içinde değil, tatil planı yapan insanların zihninde de başlar.
Alınmış kararlar yeniden gözden geçirilir.
Rezervasyonlar ertelenir.
Bazıları tamamen iptal edilir, körfez ülkelerde şu anda yaşadığımız gibi.
Şu da bir gerçek bizim için, Arkadaşımın söylediği gibi savaş nisan ayın da biterse diğer ayları kurtarırız.
Bu cümle bize aynı zamanda şunu gösteriyor:
Turizm, dış etkilere karşı en hassas sektörlerden biridir.
Ama bir gerçek daha var:
Turizm sektörü krizleri tanır.
Hatta artık bir anlamda “kriz ustasıdır.”
Hızlı toparlanır, refleksi güçlüdür, günlük işleyişine dönebilir.
Ancak şu soruyu sormak zorundayız: Nereye kadar?
Her kriz;
daha fazla belirsizlik,
daha fazla mali yük,
daha fazla insan kaynağı sorunu demektir.
Tesisler tam kapasite çalışamaz,
ödeme dengeleri bozulur,
beklentiler karşılanmaz.
Ve krizler tekrar ettikçe, bir noktada kırılma kaçınılmaz hale gelir.
Sonuç olarak tablo çok nettir:
Barış turizmi büyütür, savaş ve krizler ise küçültür.
Küçülmemek için de doğru yönetmeliyiz, sadece doğru strateji ile sarsılmadan yolumuza devam edebiliriz.