Bizim için gelen değildir bu gece,
Yarınsız lığa yürüyen yol ayrımlarında…
Kırılır uykular en beklenmez yerinden;
Rüyaların yüreğindeki köz düşlerdedir…
Bireylerin tutsak olup olmadığı, yaşama biçiminden anlaşılır. Hiç kuşkusuz, özgür bir birey ile herhangi bir yapının veya otoritenin güdümünde ve onların askeri olan kişinin nitelikleri yani yaşama biçimi çok farklı olabilir. Aslında bu söylemle ben kültürü tanımlamış oldum. En öz ve kısa tanımıyla; kültür bir yaşama biçimidir. Bu tanımın altını doldurmak gerekir. Çünkü aynı tanımdan aynı anlamları çıkarmak her koşulda mümkün olmayabilir. Hele ki, ana dilde yabancı dille konuşanların olduğu bir yapılarda…
Çaldılar yaşamın gonca baharını,
Açmadan döktü renklerini çiçekler!
Kurudu doğanın gözyaşları, söndü akarlar…
Denize hasret kaldı yaşamdan koparılan ırmaklar!
Bilgileri yaşamsal deneyimlerden derleyen özgür birey ile, bir torba gibi kasıtlı ve yönlendirici şeylerin doldurulduğu bir zihin yapısına sahip olanlar eşit olamaz(!) En azından hayata, olay ve olgulara bakışları kesişmez ve çakışmaz. Türlerin varlık temelli eşitler olduğunu kabul etmeleri olanaksızdır(!) İnsanı en üstün varlık olarak kabul etmeleri bundandır. Bu sakat yaklaşımı aşabilmek için, yaşam döngüsünü bilmek gerekir. İnsanların kardeş, hayvanların arkadaş ve bitkilerin dost olduğunu anlamaları ve kavramaları olanaksızdır! Bu yaklaşım, insanlar arasındaki farklılıkları da kabullenemez. İnanç farklılıklarını ise çok farklı bir biçimde değerlendirir. Oysa farklılık çok renkliliğin, güçlülüğün ve birlikteliklerin temelidir. Farklılığın bütünleyici olduğunu göremez ve algılayamaz. Bunun kaçınılmaz sonucu; kadın erkek eşitliğini kabullenememektir(!) Bu bile normal bir yaşamı yaşanılmaz kılmaya yetecek bir nedendir(!)
Köz çimlenir yaşamın baharlı yüreğinde…
Tomurcuklarla buluşan sevda güle soyunur.
Arzuları kırbaçlarken kuşanır gökkuşağını;
Çeker göndere varlıkları ve doğayı savunur!
Farklı, doğru, güzel ve iyi düşünenlerin azınlıkta kalması; dünya insanlık ailesinin en büyük kayıplarından biridir. Bu kapsamda, kifayetsizlerin, yetersiz ve yeteneksizlerin yönetimlerde söz sahibi olmaları, azınlıkta kalan aydınlar için çok büyük bir işkencedir(!) Cehennemler yaratarak kurmaya çalıştıkları cennet, azınlıkta kalan aydın ve yurtseverler için cehennem olur(!) İnsan yakar, hayvanları öldürür, ağaçları keserek yaşamı çöle çevirirler(!)
Bir sarmaşık dokunur yüreğin bam teline,
Filizlere seğirir dal sürgünleri ki, barış yeşili…
Çiçeğe durur güneşe belenen kuşun kanadı;
Düşlere kucak açan sürgünler hep yollardadır!
Kültürü kısaca yaşama biçimi olarak tanımladık. Bu tanımın içeriğine bakalım. Kültürün olmazsa olmazlarını şöyle sıralayabiliriz; alışkanlıklar, bilgiler ve bilgilerin aktarılma yol ve yöntemleri, değerler, tarzlar ve davranışların tamamı kültürün kapsamındadır. Özgür iradi davranışlar, yaratı ve tasarımların yaşamda kalıcılaşması hali, kültürün damgasını taşır. Aynı zamanda kültürün ahlaklı olması kabullenilir ve beklenir. Farkındalıklar ve ön görebilirlikler sadece bugünlerin değil, geleceğinde güvencesidir. Geleceğin kurulması sadece geleceğe bırakılamaz!
Yüreklere çığ düşürür sevdanın baharı.
Özlemler yürümeyi bilir, kaçmayı bilmez.
Gül kurusu akşamlar semirtir düşleri;
Sürgüne duran yarınlar yeşile yükler özlemlerini…