Kasvetli kış günlerinden bir süre uzaklaşmak için ruhumuzu özgürleştiren kitaplarla ilgili bir yazı yazmanın anlamlı olabileceğini düşündüm. İnsanlar eskisi gibi kitap okumasa da okuyan önemli bir kitle olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitaptan vazgeçmek o kadar kolay değil... Her şeyin yeniden tanzim edildiği bir süreçten geçiyoruz. Çağımızın bizden aldığı zaman kavramı içine sığdırılan dünlerle yarınların savaşı devam ediyor. Alışkanlıklarımızı her gün parçalayan yeni bir dünya var karşımızda. Zamanın akışını düzenleyen, önceliklerimizi belirleyen farklı bir çağın içindeyiz. İhtiyaçlarımız ve ulaşılabileceklerimize kestirme yollarla çözüm üreten cihazlar tüm zihnimizi teslim almış. Bu cihazlara yüklenen yapay zekâ destekli programlar, uygulamalar ve iğne deliğinden geçen olgaritmalardan kendimizi kurtarabilirsek kitapların dünyasına daha çok girebiliriz.

Kitaplar bize sosyal medyanın bileşenlerinden ve "Podcast" lerden farklı bir dünya sunuyor. Betimlemeler ve sihirli sözcüklerin arasına gizlenmiş uçsuz bucaksız bir dünyada hayal gücümüzü zorlayan görsel bir evrende bizleri gezdirir kitaplar. Bu nedenle kitapların bize sağladığı analitik düşünme ve olayları çözme becerisi yarına bırakılan derin bir müktesebattan fazlasıdır. Bizleri hayata bağlayan, çok yönlü düşünmemizi sağlayan, dünyanın akışını, doğanın, sevginin, mutluluğun, umudun, hüznün hatta savaş ve barışın yansımalarını bize sunan kitaplardır. Çözümsüzlüğün girdaplarında bizlere umut eli uzatan ve kendimizle barışık olmamızı sağlayan yine kitaptır. Bir düşün peşinde koşarken ya da başka bir dünyanın derinliklerinde gezinirken daha önce karşılaşmadığımız ilişki ağlarından süzülen kurmaca dünyasının hikâyeleri sarmalar ruhumuzu. Bir yarın belirir umutsuz dünlere inat. Bir sevgi yeşerir dağların kurak yamaçlarında. Bir duygu seli başlar Marquez'in sihirli kaleminde. Çukurova'nın yemyeşil ovasında İnce Mehmet’in sesi duyulur haksızlığa karşı kelimelere giydirilen mücadelenin serüveni. Kurguyla gerçek karışır edebiyatın o gizemli cümlelerin arasına. Petersburg’un Beyaz Geceler ‘inde yalnızlığın tüm yoğunluğu ruhumuzu esir alır, Dostoyevski'nin kaleminden. Homeros'un Ege kıyılarındaki serüveni ve yazın dünyasına yansıyan sihirli cümleleri Kazancakis’in kaleminden Zorba romanına adeta veri taşır. Anadolu'nun yaşanmışlıkları Necip Fazıl'ın şiirlerinde anlam bulurken diğer taraftan insanı merkeze alan Nazım Hikmet'in şiirleri bizi derin derin düşündürür. Sait Faik, “yazmasaydım çıldırırdım” derken öte taraftan Sabahattin Ali' nin Kürk Mantolu Madonna'sı bizi farklı düşünme setleri arasında gezdirir.

Kitaplar hayat yolculuğunda bize eşlik eden dostlardır. Onların dünyasında olgunlaşır düşüncelerimiz. Yazının icadından bu yana kitaplar insanların hayatına hep yön verdi. Artık sayıları hızla artan, gerek yazılı gerekse dijital ortamda her yıl binlerce yeni kitap yayımlanıyor. 2025 verilerine baktığımızda Türkiye’de en çok okunan kitaplar ise şöyle sıralanıyor:

Bekle Beni – Zülfü Livaneli, Gece Yarısı Kütüphanesi – Matt Heig, Sarı Yüz – R. F.Kuang, İnsanlığımı Yitirirken – Osamu Dazai, Yırtıcı Kuşlar Zamanı – Ahmet Ümit

Yaşamak – Yu Hua, Azdahak – İskender Pala

Hülasa, edebiyat bir toplumun derinliklerinde yükselen çığlıkları anlamlandıran ve kelimelerle toplumu besleyen önemli bir disiplindir. Bu nedenle edebiyat ve kitaplara her zamandan daha fazla sahip çıkarak yeni yarınlar inşa etmenin taşıyıcısı olarak bakmalıyız. Sosyal medyanın gelip geçici rüzgârlarına değil, edebiyatın sessiz esintilerinde hayatı anlamlandırmalıyız.