“Vakit nakittir.” Diye bir atalar söylemimiz var. Zamanın yaşamsal değerine gönderme yapar. Bilen ve değerlendirme yapabilenler için önemli bir uyarıdır.
Zaman olgusu görece bir kavram. Evrensel düzlemde bir kesit alındığında; evrensel zaman içinde bağımlı alt zamanların olduğu görülebilir. Ama kütle ile zaman arasında görünür veya görünmez yığınla ilişkinin olduğu ileri sürülebilir. Bizi en çok ilgilendiren dünya zamanıdır. Zamanı bazı niteliklerle adlandırıyor ve anlamlandırıyoruz. En çok kullandığımız; gündüz ve gece.
Kazanma zamanı dediğimiz zaman, küresel zamandan söz etmiş oluyoruz. Somut ve soyut olguları, niteliklerine bakarak adlandırıyoruz. Tanımlı bir zaman kesiti içinde bireylerin pozitif konumları kazançla ifade ediliyor. Aynı zaman diliminde istenmeyen ve beklenmeyen durum ve haller için “kayıp” ifadesini kullanıyoruz.
Kazananların zamanı aynı kesitte yer alan ve kaybedenlerle kesişir ancak; birileri için pozitif olan, ötekiler için negatif olabilir. Birilerinin kazançları, yığınların kayıplarından oluşabilir.
Kazananlarla kaybedenler aynı zaman kesitinde yaşıyor ise; kaybedenler zamanın bitmesini, kazananlar ise devam etmesini ister. Bu farklı istemler hiçbir biçimde zamanın varlığını etkilemez. Dahası, zamanın bundan haberi bile olmaz. Zaman kendi yolunda ilerlemeye devam eder. Zamanın bitmesini istemek, akan süreç içinde yeniden paylaşım temelli düzenlemelerin devreye sokulmasını istemek anlamındadır. Paylaşım, yaşamın en önemli sorunlarının en önde gelenidir. Savaşların ve kavgaların temelinde paylaşım sorunu vardır(!)Hatta şunu diyebiliriz; tüm kötülüklerin nedeni paylaşımla ilgili sorunlardır.
Kazanma ve kaybetme olguları aynı zaman kesitinde kesişir. Kazananlar, kazandıran zamanın devam etmesini ister ve bunun için ellerinde bulunan tüm olanakları kullanabilir. Kaybedenler ise, kayıptan kurtularak kazanma olanaklarına kavuşmak ister. Bu gibi hallerde en sakıncalı bulunan şey; muhalefetin çözüm temelli birleşmesidir! Buna engel olmak için ilk yapılan şey, muhalefetin yapay ayrımlarla parçalanmasıdır. Muhalefetin parçalanma süreci; hukuksuzluğun, adaletsizliğin, kayırmacılığın, bölücülüğün, çözülmenin ve ahlak erozyonunun yaşandığı bir süreçtir.
Zaman, insanın arzularına kulak vermez ne hızlanır ne yavaşlar. O, kendi akışında tarafsız bir tanık gibi durur. Ancak insanlar için zaman, yalnızca bir ölçü değil, aynı zamanda bir mücadele alanıdır. Çünkü paylaşım sorunu, zamanın içinde sürekli yeniden üretilir. Bir toplumun adalet anlayışı, zamanla sınanır; eşitsizlikler ise zamanın derinliklerinde kök salar.
Kazananlar için zaman, birikimlerin ve ayrıcalıkların korunmasıdır. Kaybedenler içinse zaman, değişim umudunun taşıyıcısıdır. Bu nedenle zaman, aynı anda hem umut hem de korku barındırır. Umut, yeniden paylaşımın mümkün olabileceğine dair inançtır; korku ise mevcut düzenin sonsuza dek süreceği düşüncesidir.
Paylaşımın adil olmadığı yerde zaman, bir tür ceza gibi hissedilir. Çünkü her geçen gün, eşitsizliğin yeniden üretildiği bir döngüye dönüşür. Oysa adil paylaşımın olduğu yerde zaman, bir armağan gibi yaşanır; her yeni gün, birlikte var olmanın ve çoğalmanın imkânını taşır.
Sonuçta zamanın kendisi ne iyi ne kötüdür. İyi ya da kötü olan, onun içinde kurulan ilişkilerin niteliğidir. Zamanın akışı, insanın adaletle kurduğu bağa göre ya bir yük ya da bir özgürleşme alanına dönüşür.
Toplumların tarihinde zaman, çoğu kez eşitsizliklerin yeniden üretildiği bir sahne olmuştur. Zengin ile yoksul, güçlü ile güçsüz aynı zaman diliminde yaşar; fakat bu ortaklık, eşitlik anlamına gelmez. Tam tersine, zamanın akışı içinde ayrıcalıklar korunur, yoksunluklar ise katmerlenir.
Paylaşım sorunu, yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı değildir. Bilgi, güç, fırsat ve hatta umut bile eşitsiz biçimde dağıtılır. Bir toplumda eğitim hakkı adil paylaşılmadığında, zaman yeni kuşakları da aynı eşitsizliklerle karşı karşıya bırakır. Sağlık hizmetleri adil paylaşılmadığında, zaman hastalıkları ve ölümleri belirli sınıfların kaderi haline getirir.
Savaşlar, devrimler ve toplumsal hareketler hep bu paylaşım sorununa müdahale etme çabasıdır. Zamanın akışı içinde insanlar, adaletsiz düzeni değiştirmek için yeniden paylaşım talep eder. Bu talep, kimi zaman barışçıl yollarla dile getirilir; kimi zaman ise çatışmalarla. Ama özünde hep aynı soruya dayanır: “Zamanın içinde adaletli bir yaşam mümkün mü?”
Adil paylaşımın olmadığı yerde zaman, bir tür zincire dönüşür. İnsanlar, kendi ömürlerini başkalarının çıkarlarına hizmet ederek tüketir. Oysa adil paylaşımın olduğu yerde zaman, özgürleşmenin ve ortak geleceğin alanı olur. Bu nedenle toplumsal mücadeleler, aslında zamanın niteliğini değiştirme mücadelesidir: Zamanı bir yük olmaktan çıkarıp bir armağan haline getirmek için; adil olarak paylaşmak, dayanışmak ve güven içinde yaşamı birlikte üretmek!...