Öncelikle ilk eleştirel sözlerimiz gelsin "Bizim Çocuklar" nick name ile tanıtılan ayak-topçulara:
Dışa bağımlı ekonomiler gibi; her ülkede farklı ekolde top koşturan dışa bağımlı oyuncularla başarı sağlayamazsınız, tur atlayamazsınız, kemikleşmiş ulusal bir takım oluşturamazsınız. Kış Güneşi gibi böyle erkenden batarsınız. Dahası; pestisitli tarım ürünleri gibi, anında gönderirler sizleri geri!
Ülkede genel geçer değer olan; entrika, kurnazlık, kolaycılık... Emeksiz yemek, çalışmadan kazanmak... Ülkede siyaset, bahis mafyası, tarikat; ayaktopu karşılaşmalarında ve ayak-topçular arasında virüs gibi yayıldıkça başarı kavramının önünde olmuş en büyük barikat...
Ama ne söylesek de boşuna; sizler gerçekleri görmezsiniz, akıllanmazsınız, aymazsınız!
Son günlerde yine "eğlenilecek kız, evlenilecek kız" söylemleri dolaşıyor sanal ya da gerçek toplumsal alanda...
Oysa evlenilecek kız-eğlenilecek kız söylemi; İsa'dan öncesinden beri vardı, dünlerde işveli kızların hiç birisi evde kalmadı ama güzelim diye kasılanlar, kimseyi beğenmediği için evde kaldı.
Anneler evlenilecek kız al oğlum der, oğullar da eğlenilecek kızları seçerler, mutluluk içinde yüzerler; bırakın bu basmakalıp sözleri, kasıntı, güzellik budalası ama soğuk kadınları hangi erkek ister ki?
Karışmayın birbirlerini sevenlerin ilişkilerine; size diyorum size, çok bilmişlik taslayanlar!
Çocuklarını disipline etmeyi bilmeyen ya da beceremeyen ana-babalar, gece yarısında öğretmenin evine telefon edip, çocuğum sözümü dinlemiyor diye dert yanıyorlarmış.
Bu nasıl saygısızca bir ilişki, bu nasıl özel yaşama saldırı?
Yok mu bu vasatın egemenliğinin bir sınırı?
Terbiye evde; ana-baba tarafından verilir, öğretmenler okulda okuma-yazma öğretir.
Ana-babalar terbiye görmemiş ki çocuklarına ne verebilsinler? İşte böyle gece yarılarında öğretmenleri uykusundan ederler.
Sözün özü; kuş yuvada gördüğünü işler, terbiyesiz kişiyi de toplum dışlar.
Bu aralar, ülkemize gelen Rus kadınlar sosyal medyada da, gerçek yaşamda da Türk kadınlarını eleştirir olmuşlar. Onlar güzel, Türkler çirkinmiş. Onlar işveli, Türkler değilmiş.
Şu Rus kadınları ülkelerinde alkolik ve hoyrat erkeklerinden değer görmezler, erkek bulmaya ülkemize gelirler; sonra da Türk kadınlarını eleştirirler. Rus bir kadınla evli olan Türk komşumuz, bir süre sonra bir Türk kadınla aldattı eşini; neden mi? Çünkü Rus kadın evlendikten sonra hiç cilve yapmıyormuş, yalnızca adamın parasını ve malını istiyormuş.
Her ne ise Rus kadınlarında aradığını bulamayan Türk erkekleri bir yana, Rus kadınlarının sözlerine öfkelenen Türk kadınları da onlarla yarışabilmek için estetik doktorlarının kapılarını çalıyormuş.
Ne diyelim? Tengri akıl, fikir versin her birinize; amen!
Yaşadığımız kent Didim'de, halkın çoğunluğu ikinci baharını yaşayan emekliler; özellikle de devlet memuru emeklisi olanlar da hem devlet terbiyesi almış, hem de üniversitede eğitim yapmış.
Onlar sürekli yakınıyorlar; hangi kamu ya da özel işyerine gitsek ya da hastanelere evet özellikle de hastanelere; bizlere "siz" değil "sen" diyorlar. Bu nasıl saygısızlık, görgüsüzlük diye yakınıyorlar.
Yalnızca Didim'de değil, ülkenin her köşesinde, herkese SEN diyorlar ve anında uyarıyorum formal(resmi) ve informal (gayri-resmi) ilişkiler bağlamında... Anlayan SİZ diyor, anlamayan da aval, aval yüzüme bakıyor. Sonuç olarak, karşımızdaki personel formal ve informal ilişkiler bağlamındaki o ince sınırı ayırt edemiyor. Belki ailelerinin yükseköğrenim görmüş ilk neslidirler, belki de yaşamlarında kurumsal bir aidiyeti ilk kez deneyimliyorlar; ancak buradaki temel sorun onların kişisel öyküleri değil, düzenin onlara kamusal nezaketi öğretememiş olmasıdır. Oysa işe ilk girdiğimizde öğretirlerdi bizlere; burası devlet kurumu, burada "sen yok, siz var" ve amca, teyze, abla, abi yok "bey ve hanım var" diye işe başladığımız ilk günlerde öğretirlerdi.
Ne yazık ki bu ülkede bozulma her alanda, her yerde ahbap çavuş ilişkileri... Kurumsal bir kimlik ve olgunluk kazandırılamamış ne yazık ki o gençlere... Ülkede insan ilişkileri, iletişim biçimleri ne yazık ki böyle acınılası durumda... Çünkü bizden büyüklerin dediği gibi BALIK BAŞTAN KOKARMIŞ, daha doğrusu KOKMUŞ, KOKMUŞ!
Ülkeye, ulusa geçmişler olsun! Bu gidişle daha çok özleriz; devletimizin kurulduğu, cumhuriyetimizin temelinin atıldığı o değerli yılları...