Çok mutluyuz; Didim'e yaz geldi.

Dolayısıyla sinekler tarafından, mikrop aşılanma mevsimi açıldı.

Çok yakında çamurlu sularla yıkanmaya da başlarız.

Arasan da bulamazsın böyle bir yöre; unutma ki Ege'nin "sözde" incisi Didim'de yaşıyorsun.

Bursa'dan Gemlik'e yol alırken, yol kıyısındaki tabelada Orhan Veli'nin dizeleri yazılıdır:

Gemlik'e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma!

İşte Didim'in girişine de şöyle bir uyarı yazısı yazılmalıdır:

Didim'e doğru 5. dünya kenti bir yöre göreceksin; hazırlıklı ol, sakın aklını kaçırma!

Yine Didim

Ne imiş?

Didim'de çöpler ayrıştırılacakmış.

Mış, mış, mış...

Şu an çöpler ayrıştırılıyor , yığınlardan alınıp ateşe atılıyor ve ayrıştırılarak soluduğumuz havaya karıştırılıyor.

İste böyle Didim'de çöplere çözüm, yakılarak bulunuyor, yaz-kış geceler yanık duman kokuyor. Yakında yazlıkçılar gelip, nüfus artınca, kanalizasyon düzeneği patlayınca her yaz gecelerinde olduğu gibi bu yaz havaya karışan lavanta kokuları da Didimli'ye bonus...

Sosyal demokratik belediyecilik anlayışı budur; daha ne istiyorsunuz?

Fikrim Yok

Toplumsal yaşamda ya da sanal ortamda; hemen her konuda araştırmalar yapılır, sorular sorulur bazen bilimsel, bazen siyasal, bazen toplumsal olaylara ilişkin ölçümleme yapmak amacıyla... Çünkü Toplum Bilimler'de; araştırmaların deney alanı ya da laboratuvarı elbette ki toplumdur, ileri sürdüğünüz hipotezinizi kanıtlamak için de genellikle "anket" yönteminden yararlanılır. Deneklere sorular sorulur ve onlar da yanıtlar verir.

- Katılıyorum

- Katılmıyorum

- Fikrim yok

Üçüncü şık; fikrim yok!

Yıllarca eleştirdim; bu yanıtı verenleri "nasıl olur da fikri olmaz insanın?" diye...

Olumlu ya da olumsuz; neden bir düşünce, bir kanaat taşımazlar, bir öngörüleri olmaz?

Neden bir yargıları ya da yanıtları yoktur; olaylar, olgular, oluşumlar karşısında?

Oysa böyle bir yanıt vermek; yaşam için ne büyük bir kolaylık-mış ancak anladım.

Fikrim yok!

Kendimi yaşamdan soyutladım.

Ne haliniz varsa görün!

Değerlerinize "karşılıklı olarak" ister saygı gösterin, ister sövün!

İster iyi geçinin, isterseniz birbirinizi dövün!

Bana ne!

Ben kendimi soyutladım, iyot gibi açığa çıkardım, idiot olduğumu düşünseniz de, açığa çıkardım kendimi...

Nereden? Toplumdan!

Bundan böyle ne başım ağrır, ne de canım sıkılır.

Ay sorgulanacak mıyım? Ay yargılanacak mıyım?

Fikrim yok dersin, sorunsuz bölgeye geçersin.

Vatanı kurtaracak olan "şapşal" sen misin?

Bırak gitsin; inceldiği yerden kopsun!

Kim, kimi isterse; onu öpsün!

Ve senin yanıtın tek ve değişmez olsun:

- Fikrim yok!

Seçim olacak sandık mı, yoksa kandırıldık mı?

Adam asılmaya gidiyor, kadın terlik-pabuç derdinde derdi bizden öncekiler...

İşte bugünlerde de...

Halk açlıktan ölüyor; birileri umursamadan parsa kavgası, birileri halkın önüne sandık gelsin diyor, diğer taraf da "gündemimizde seçim yok" diyor.

Burada "parsa" diye tanımlanan değer de Türkiye adlı sınırları şehid kanlarıyla çevrili arsa...

Daha açık bir deyişle...

Siyasal Parti üst başlığı altında toplanan kurnazların; ülkenin GSMH değerleri için yaptığı rant kavgası...

Ne saçı bitmedik yetim hakkı, ne de kamusal yarar ilkesi hiç birisinin değil kaygısı...

Özetle iktidar karşıtları diyor ki:

Yıllardır sen çok yedin, şimdi ben de yeme sırası...

Biliniz ki kesinlikle umurlarında değil hiç birisinin; ne ülke, ne de ulus...

Sergiledikleri yalnızca "köprüyü geçene kadar ayıya dayı" deme gösterisi...

Kamusal alanda yer alan duyumlara göre 2027 yılının Kasım ayında seçim olacak(mış). Bekleyelim görelim; önümüze sandık gelecek mi, yoksa bu süreçte kör topal işleyen demokrasimiz son soluğunu da verecek mi?