“Sezon nasıl gidiyor?”
“Daha başlamadı abi. Okullar tatil olacak, ondan sonra.”
Türk turizminin en istikrarlı ürünü nedir diye sorsalar, cevabım hazır: Beklenti.
Biz beklemeyi severiz.
Önce okulların kapanmasını bekleriz. Sonra sınavların bitmesini bekleriz. Ardından bayramı bekleriz. Bayramla birlikte uzatılmış tatili bekleriz. O da olmazsa havaların biraz daha ısınmasını bekleriz. Son çare olarak da “Temmuzda patlar” deriz. Temmuz geçerse “Ağustos çok iyi olacak” deriz. Eylül geldiğinde sezon bitmiş olur ve gelecek sezonun umutları filizlenmeye başlar.
Bu, yurt içi turizmi için geçerlidir. Yurt dışı turizminde ise sürekli dua ederiz; siyaset sakin olsun diye dua ederiz, savaş çıkmasın diye dua ederiz, salgın hastalık olmasın diye dua ederiz.
Turizmde sezon gelip geçicidir, umut ise kalıcıdır.
İspanya’ya bakıyoruz, farklı dertleri var. Yunanistan’a bakıyoruz, başka sorunları var. İtalya’ya bakıyoruz, onlar da aşırı turistten şikâyet ediyor. Kimse oturup “Okullar kapansın da turist gelsin” diye dua etmiyor.
Onların derdi aşırı turist.
Bizim derdimiz turist beklemek.
Almanya’ya bakıyoruz. Adamlar göllerine, kıyılarına, şehirlerine turist çekiyor. Tatil dönemlerinde en büyük korkuları otoyolların kilitlenmesi. Bizim korkumuz ise otoyollarda kimsenin olmaması.
Bir de şu var: Yabancı turist azaldığında hemen yerli turiste sarılırız. Yerli turist de önce çocukların okul durumuna bakar. Sonra sınav takvimine göz atar. Ardından aile büyükleriyle istişare edilir, gurbetçiler devreye girer. Sonunda üç kuşak, dört araba ve farklı şehirlerden, hatta farklı ülkelerden gelen akrabalar büyük bir organizasyonla tatil bölgesine ulaşır.
Ve sektör olarak hep birlikte derin bir nefes alırız:
“Sezon kurtuldu galiba...”
Hâlbuki atalarımız bu konuda bizi yıllar öncesinden uyarmış:
“Bir gül ile bahar gelmez.”
“Taşıma su ile değirmen dönmez.”
Ama biz her yıl aynı filmi yeniden izlemeyi tercih ederiz.
Bir de uzatılmış tatil meselesi var.
Bir söylenti çıkar:
“Bayram tatili dokuz gün olacakmış.”
Sektörde heyecan başlar.
Rezervasyonlar hayal edilir.
Doluluklar hesaplanır.
Henüz ortada bir karar yoktur ama umutlar çoktan satışa çıkmıştır.
Sonra karar alınır, fakat rezervasyonlar beklenen düzeyde değildir.
Bu kez umut yine ertelenir.
Biz umutların peşinden koşarken rakiplerimiz işlerini tıkırında yürütmeye devam eder. Yeni pazarlar bulurlar, ürün çeşitlendirirler, sezonu uzatırlar ve turist akışını yılın geneline yayarlar.
Belki de rakiplerimiz gibi olmak için Almanların yaptığına benzer uygulamaları düşünmeliyiz. Okul tatillerini bölgelere göre farklı tarihlere yayabiliriz. Böylece talebi belirli haftalara sıkıştırmak yerine daha geniş bir döneme dağıtabiliriz. Fiyatlar daha dengeli oluşur, turizm de birkaç haftalık yoğunluğa mahkûm olmaz.
Bütün bunları düşünürken çözümün yeni oteller yapmakta değil, yeni pazarlar bulmakta olduğunu unutmayalım. Biraz da neyin olmaması gerektiğini konuşalım.
Elbette umutlanalım.
Ama umudun gerçekleşmesini beklerken çözümü de birlikte üretelim.