Sahip olmak ve sahip çıkmak aynı şey değil. Birinde el koyarak kişiselleştirmek, ötekinde; paylaşılacak yarar temelinde sahip çıkmak, korumak ve kollamak var. Varlıklara ilişkin tavır ve yaklaşımlar sınıfsaldır. Sağda olanlar, el koyma yaklaşımı içinde olanlardır. Solda ise, genel yarar doğrultusunda paylaşımcı bir yaklaşımla sahip çıkmak vardır. Halk arasında gözleme dayalı ilginç bir saptama var, der ki; “Sağcılar devleti yerken, solcular birbirini yer!” Yurtseverlik tanımı sol ile ilişkilidir. Yurtseverliğin en önemli ve temel özelliği dinamik olmasıdır. Bu olgu, değişime uyum anlamındadır. Dincilik ve milliyetçilikle yurtseverlik arasındaki fark bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yaşam akarında değişime uyum sağlamak çabasının karşısında, değişimlere karşı tavır almak var(!)

Yurtseverler olay ve olgulara varlıklar temelinde yaklaşır. Burada varlık insanla başlar, doğayı, hayvanları, bitkileri, su ve havayla birlikte zenginlik kaynaklarını kapsar. Bu kaynaklar içinde bilim, bilinç ve kültür birikimleri de var.

Yurtseverliğin dinamik olması, değişime uyum sağlaması ile ilişkilidir. Dincilik ve milliyetçilikte aynı dinamik yapı ve oluşumlardan söz edilemez. Dincilik büyüyememek, milliyetçilik ise, çocuklukta takılıp kalmaktır(!)Bu olgu aynı zamanda dincilik ve milliyetçilik ile yurtseverlik arasındaki farkı açık biçimde göstermektedir. Bu temel gerçeğin doğal sonucu olarak sağdan gelen siyasetçiler, babalarının çiftliğindeymiş gibi hareket etmektedir. Hukukun üstünlüğü temelinde demokratiklikten ve ortak akıldan kaçış, çözüm üretmek yerine sorun üretir (!)

Seçilmiş veya atanmış olmayı, her şeyi yapma hakkı kazandırdığı yanılgısıyla hareket ederek haksız ve hukuksuz işler yapmaktadırlar! Aynı mantık, farklılıklar söz konusu olduğunda gündeme gelmektedir. Bu farkında olmayış tüm ayrımcılıkların temelini oluşturur. Dahada ilginç olanı, böyle davranmak için yetkilerinin olduğunu sanmaktalar; hatta ayrımcılık yapmanın doğal olduğunu yaratılış ile ilişkilendirmeye çalışmaktalar. Denetimden kaçınmak ve sorumluluk yerine sorumsuz davranmak bu temel yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Bu ve benzeri yaklaşımlar, adil paylaşımın önündeki en büyük engeldir!...

Hukuk tanımayan yaklaşımlar, insanların birikimlerini yani mülkiyeti tehdit eder hale gelmektedir. İnsan onuruna yaraşır bir gelir ve ücret oluşumunu engellemekte; plansız ve programsız olarak yapılan mega yatırımlar, borçlandırma yoluyla gelecekteki gelirlere ipotek koymaktadır. Servet transferi çocuklarımızı ve hatta torunlarımızı borçlu hale getirmiştir!

Bu çalışma bir köşenin sınırlarını aşacak boyutlara ulaştı. O nedenle bölümler halinde paylaşmayı uygun gördüm. Devam yazıları konuyu açmayı amaçlamaktadır.