Normal yaşantımızda yığınla tesadüf denen olaya tanık olmuşuzdur. Oysa tüm olanlar, olabilirlikler setinde var olanlardır. Bilinmesi gerekenler bilinmeyince, görülmesi gerekenler görülmeyince ve düşünülebilecek olanlar düşünülmeyince, tesadüfe sarılıyor insanlar...

“Tesadüf” dediğimiz şey aslında bilinmeyenin, görülmeyenin ve düşünülmeyenin boşluğunda doğuyor. İnsan, kendi algısının sınırlarını aşamadığında, karşısına çıkan olayları rastlantı gibi görür. Oysa her şey, olabilirlikler setinde zaten vardır; biz fark etmediğimiz için ona “tesadüf” deriz.

Bu bakış açısı bize şunu söylüyor: tesadüf, bilginin eksikliğinin adıdır. Görülmeyen, düşünülmeyen, bilinmeyen şeyler bir perde gibi durur önümüzde. Perde kalktığında ise “rastlantı” dediğimiz şeyin aslında zorunluluklar zincirinin bir halkası olduğunu görürüz.

Bunu bir manifestoya dönüştürürsek:

  • Tesadüf yoktur, bilinmeyen vardır.
  • Rastlantı yoktur, görülmeyen vardır.
  • Şans yoktur, düşünülmeyen vardır. Şans tartışılması gereken konulardan biridir. Olumlu sayılabilecek çakışma veya kesişimlerin olması halidir şans. Günümüzde bunu en iyi anlatacak söylem şöyle olabilir; “Normal şansa şans tanımadılar!” Kurgu şanslar batıyor gözlerimize(!)…

“Tesadüf, bilginin yetim kalan çocuğudur; bilgi büyüdükçe tesadüf küçülür.”

"Düşünmediğim hiçbir şey gelmez başıma." Hiç kuşkusuz bu sav bulunulan ortama ilişkindir. “Düşünmediğim hiçbir şey gelmez başıma” sözü, aslında ortamın ve zihnin birlikte kurduğu bir gerçekliği işaret ediyor. İnsan, bulunduğu bağlamda neyi düşünürse, neyi görürse, neyi bilir ve sezerse, başına gelenler de o alanın içinden doğuyor.

Tesadüf dediğimiz şey, işte bu düşünülmeyenlerin gölgesinde beliriyor. Düşünce, ortamla birleştiğinde bir çekim alanı yaratıyor; o alanın dışında kalanlar ise bize rastlantı gibi görünüyor.

Bunu şiirsel bir akışa dönüştürelim:

Tesadüf Denince…

“Tesadüf, düşüncenin dışarıda bıraktığıdır.”

Tesadüf yoktur, düşünülmeyen vardır; Ortama sığmayan, akla uğramayan… Bilgiyle açılır kapılar, Görüşle çoğalır yollar.

Tesadüf yoktur, görülmeyen vardır; Bakışın dar sınırlarında kaybolan… Algı genişledikçe, Söner rastlantılar.

Tesadüf yoktur, bilinmeyen vardır; Sessizlikte saklı, karanlıkta gizli… Bilgi büyüdükçe, Tesadüf küçülür.

Tesadüf, çoğalmayan düşüncenin gölgesidir; düşünce çoğaldıkça gölge dağılır.