Yüzyıllardır SİYASET FELSEFESİ bağlamında okuduğumuz sözlerdi bunlar:
“Prens'den korkulmalı mı, sevilmeli mi?”
Makyavel’in çok bilinen sorusuydu bu... Bir ülkenin nasıl yönetileceğini, hangi kötülüklerin meşrulaştırılabileceğini sormuştu bize yüzlerce yıl öncesinde Makyavel... Ve bizler onca yıldan beri takılıp kalmıştık bu soruya:
“Prens'den korkulmalı mı, sevilmeli mi?”
Ama Makyavel'in önerilerine göre; yanlış çağda yaşıyoruz. Bugün sorun; halkın seni sevip sevmediği değil, sorun şu:
“Halk neye inandığını bile bilmiyor. Çünkü düşünmekten yorulmuş.”
İşte tam burada karşımızda Makyavel değil; Steve Bannon var.
Dünlerde Makyavel; güçlü prensin/hükümdarın sihirli yol göstericisiydi. Makyavel’in çağında siyaset, sarayda oynanırdı. Güç odadaydı, görünürdü. Lider, rakiplerini nasıl alt eder? Halkı nasıl ikna eder? İhanet mi, sadakat mi? Bunlar konuşulurdu.
Oysa şimdi...
Güç gölgede.
Gerçekler ise çöpte.
Bütün bu geleneksel düşünce yöntemini değiştiren Steve Bannon ve acaba kimdir o adam?
Steve Bannon, Amerikalı siyasal danışman ve medya yöneticisidir. 2016 ABD başkanlık kampanyasında Donald Trump’ın kampanya CEO’su olarak görev yapmış ve Trump’ın seçim zaferinden sonra Beyaz Saray’da baş stratejist ve kıdemli danışman olarak atanmış.
Trump’ın Beyaz Sarayı’ndaki en önemli danışmanı olarak; Trump'ın politikalarının belirlenmesinde etkili olmuş. Daha sonra Trump yönetiminden ayrılmış olsa da, aşırı sağ düşünce çevreleriyle yakın ilişkileri olan Bannon; özellikle Trump’ın göçmenlik politikalarını da yönlendirmiş.
Steve Bannon’un felsefesi şöyle açıklanıyor:
“Gerçek mi? Onu boğ. Alanı saçmalıkla doldur.”
Daha açık bir anlatımla; tek bir büyük yalan söylemene gerek yok. Binlerce küçük, çelişkili, manipülatif şey söyle yeter. İnsanlar doğruyu aramaktan vazgeçer.
Sonunda şunu der: “Bilmiyorum artık. Herkes yalan söylüyor.”
İşte sen oldun, günümüzdeki düzenin istediği gibi oldun. Düşüncelerin karmakarışık, güvenin sarsılmış, belki de doğruyu aramaktan yılmışsın. Çünkü yılgın zihin, artık direnmez. Tartışmaz. Düşünmez.
Yalnızca olan biteni izler.
Dolayısıyla günümüzde Makyavel’in “Prens”i olsa olsa bir tarihi drama dizisinin senaryosunda kendine yer bulur. Oysa Bannon’un stratejisi TikTok’ta, YouTube’da, bakanın açıklamasında, “algı operasyonu” etiketinde; her an , her yerde gözlerinin önünde...
Ve en kötüsü?
Bu strateji yalnızca Trump’ın ülkesinde, onun izlediği siyasette değil…
Belki de dünya genelinde; Sana, bana, bize uygulanıyor.
Hepimiz bir “bilgi bombardımanı”nın içindeyiz ve bu saldırı nedeniyle gerçekte neler oluyor, ayırdına bile varamıyoruz.
Çünkü günümüz insanını; gerçek yoruyor, saçmalık eğlendiriyor. Yorgun halk, yalnızca kısa videolarla yaşıyor. Gerçek habere değil, hızlı içeriklere bayılıyor. Analize değil, mizaha kaçıyor.
Bu nedenle Steve Bannon gibi danışmanlar; zihinleri saçmalıklarla doldurmak için siyasetçinin yanında değil, algoritmaların başında oturuyor
Evet günümüzde “prens” yok.
Yeni çağda hükümdarlar algoritmalardır ve danışmanlar da manipülasyon mühendisleridir.
Algoritmalar ve algı mühendisleri varken; günümüzün egemenlerine elbette ki Makyavel yetmez. Çünkü Makyavel'in “korkut” dediği yerde, Bannon “kafasını karıştır” diyor. Makyavel “güçlü ol” derken, Bannon “gerçeği sil” diyor.
Ve bizler Bannon gibi kuramcıların becerileriyle; gerçeğin arkasından değil, yalanların peşinden sürükleniyoruz.
İktidarların “büyük sırrı” artık saray duvarlarında değil, haber akışında gizli. Ve o haberleri kim seçiyor derseniz?
Belki de en sevilen ya da sayılan bir “danışman.” ya da daha doğrusu yalnızca Steve Bannon öğretilerini uygulayan ve her ülkede algoritmaların başında oturan birer replikası...
Ve insanlık için hiç de kolay olmayacak bugünlerden sonrası...