Yasaların, kurum ve kuralların egemen olduğu bir yapıda takdir hakkına gerek kalmaz; kuralların ve teamüllerin belirlediği biçimde hareket edilir. İlk kez karşılaşılan acil durumlarda, yetkilinin kamu yararı açısından ve hizmetin aksamaması için yetki kullanması söz konusu olabilir. Ancak yetki kapsamında bulunan bu durum sorumluluk dışı değildir; hele ki, ben yaptım oldu olumsuzluğu hiç değildir! Çünkü idarenin eylem ve işlemleri her koşulda denetlenmelidir. Güçlü devlet karşısında güçsüz bireylerin, devletin gücünden korunması gerekir. Bu nedenle takdir hakkı temel hakların kullanılması önünde bir engel olmamalıdır. Yani kişisel tercih öteki eşitlerin haklarının ihlaline neden olmamalıdır.

Takdirin olduğu yerde özgürlükler zedelenebilir. Takdir kişiseldir, görecedir ve hatta keyfide olabilir. Çünkü olması gerekenler, olması gerektiği gibi değildir. Yani normalin aşımı söz konusudur. İlk kez karşılaşılan durumlarda karar alma zorunluluğu takdir hakkı kullanmayı gerektirebilir. Bu yetkinliğin ve yeterliğin test edildiği noktadır. Eğer demokratik diktatörlük olur ise, o zaman anlamlı ve gerekli olabilir. Ancak her koşulda mantık, eşitlerin önde gelenini işaret eder ki; bu kamu yararını ve yaşam yararını gözetmek olur.

Hiçbir yetkilinin sorumsuzluğu ileri sürülemez. Zaten yetkili dediğimiz kişiler, milletin hizmetinde olan ve hizmetinin karşılığını maaş olarak alan kişilerdir. Bu temelde seçilmişlik veya atanmış olmak bir ayrıcalık yaratmaz. Tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi olması gerekir. Takdir adı altında yapılan şey ya bir eylem ya da bir işlemdir. Bunun yargı denetimi dışında tutulması için haklı bir neden ileriye sürülemez. Çünkü, sonuçta yöneten ya bir atanmış ya da kendisine yetki verilen bir seçilmiştir. Bunların tekrar nitelikli işlemleri ve benzerlerini yapmalarında bir sakınca yoktur. Yönetenlere yetki devrinde bulunanların çoğunluğunun istemlerini karşıladığı sürece de sorun yok.Bu arada devlet sırrının da irdelenmesi gerekmektedir. Çünkü onun ardına sığınılarak yapılan şeyler toplumun bedeninde onarılması güç sorunlar yaratabilir.

Devlet sırrı: Açıklanması, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek, Anayasal düzeni bozabilecek ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek bilgiler devlet sırrı* sayılmalıdır. Devletin sırrı, yarar ve zarar muhasebesi sonucunda bulunacak ve buna da yargı karar verecektir. Bir sır açıklandığında zararı yararından fazla ise, bu sır olmaya devam eder; eğer açıklanmasında kamu yararı var ise, bilgi sır olmaktan çıkarılır. Devletin kuruluş aşamasında bu sivil oluşuma, amaç ortaklığı temelinde özgür iradi kararla katılan bireylerin gizlisi ve saklısı olmamalıdır, olur ise eğer, bu doğrudan doğruya ortaklığı zedeler(!) Böyle bir oluşumda hiçbir katılımcı kendisini üstün ortak olarak göremez. Çünkü katılımın özneleri özgür bireylerden oluşur. Devlet kamu yararını, sırlar ise devlet çıkarını koruduğu sürece anlamlı olabilir. Devlet sırrı; çıkarların, haksızlıkların, hukuk dışılıkların, yolsuzlukların örtüsü ve şemsiyesi olamaz. Devlet erki kullanan biri bunu kendi yararına, bir grup veya zümre yararına kullandığında hukuka aykırı bir iş yapar. Aykırılıkları gizlemek için sır kalkanını kullandığında, buna önce devletin (görevli ve yetkili organlarınca) karşı çıkması gerekir. Bu belirlenen durumun aksine davranan devlet (yetki kullanan sorumlu birey) sonuçta kendisini zayıf düşürür. Özellikle ticari işlemler uzayda yapılmıyor ve yapıldığı ortamda birçok kişiyi etkileyebiliyor. Burada önemli olan kamunun çıkarlarıdır; ticari sırlar kamu yararının önüne geçemez! Kullanılan takdir hakkının yararı kamuya, zararı uygulayana yazılmalıdır!...

“Takdir” kavramı kişisel, göreceli, hatta keyfi olabilen bir alan… Bu yüzden özgürlüklerin zedelenme ihtimali hep vardır. Çünkü takdir, normların dışına çıkıldığında devreye girer; yani olağanüstü, beklenmedik, ilk kez karşılaşılan durumlarda. Burada karar vericinin yetkinliği ve yeterliliği sınanır.

Ama işin kritik noktası şudur: Takdir, demokratik düzenin içinde meşru bir araç olabilir mi? Eğer takdir, “demokratik diktatörlük” denebileceği gibi, yani eşitlerin ortak yararını gözeten bir mantıkla kullanılırsa, anlamlı hale gelir. Aksi halde, kişisel çıkarın veya keyfiliğin aracı olur.

Takdirin İkilemleri

  • Özgürlük vs. Güvenlik: Takdir, özgürlükleri sınırlayabilir; ama aynı zamanda güvenliği sağlamak için zorunlu olabilir.

Takdir kişisel bir yetki gibi görünse de kamusal yararı gözetmediğinde meşruiyetini yitirir.

  • Eşitlik vs. Ayrıcalık: Mantık, eşitlerin önde gelenini işaret eder; yani takdir, ayrıcalık yaratmamalı, kamu yararını öncelemelidir.

“Takdir, özgürlüğün sınavıdır; keyfiliğe kayarsa zincir, kamu yararına yönelirse adalet olur.”

Takdir Manifestosu

1. Tanım

Takdir, normların ötesinde karar alma yetkisidir. Olağanüstü, beklenmedik, ilk kez karşılaşılan durumlarda devreye girer.

2. Riskler

  • Keyfilik: Takdir kişisel ve göreceli olduğunda özgürlükleri zedeler.
  • Ayrıcalık: Eşitlik yerine ayrıcalık yaratırsa meşruiyetini yitirir.
  • Güvensizlik: Kamu yararı gözetilmediğinde toplumsal güveni aşındırır.

3. Meşru Kullanım Koşulları

  • Demokratik Çerçeve: Takdir, ancak demokratik düzen içinde anlamlıdır.
  • Kamu Yararına Yönelim: Karar, bireysel çıkarı değil toplumsal faydayı öncelemelidir.
  • Eşitlik İlkesine Bağlılık: Takdir, eşitlerin önde gelenini işaret etmeli, ayrıcalık yaratmamalıdır.

4. Çağrı

Takdir, özgürlüğün sınavıdır. Keyfiliğe kayarsa zincir, kamu yararına yönelirse adalet olur.

Takdir, normların ötesinde doğan bir sınavdır; olağanüstü anlarda kararın yükünü taşır, özgürlüğü zedeleme ihtimaliyle birlikte adaletin kapısını da aralar. Keyfiliğe kaydığında zincir olur, ayrıcalık yarattığında güveni aşındırır; ama demokratik çerçevede, eşitlerin önde gelenini işaret ettiğinde kamu yararını gözetir, yaşamı korur. Takdir, kişisel çıkarın değil toplumsal faydanın sesi olmalı; çünkü ancak o zaman özgürlüğün sınavı adaletin çağrısına dönüşür.