Zorlanır yaşamak kendini yeniden üretmekte.
Öyle ki, dinlenmeler bile yük olur yorgun bedene.
Açılır doğa mevsimiyle beden mevsiminin arası;
Beden aksarken, doğanın mevsimi çekip gider!
Genel bir soru ile konuya girelim. Hukukun üstünlüğü temelinde ve temel hakları yasal-kurumsal güvencelerle koruyarak güvenceye kavuşturmak için, kimler birlikte ve kime karşı mücadele etmelidir?
Hukukun üstünlüğü ve temel hakların kurumsal güvencelerle korunması, yalnızca bireysel bir çaba değil, kolektif bir mücadele gerektirir.
Kimler birlikte mücadele etmeli?
Vatandaşlar: Hakların doğuştan geldiğini bilen, onları sahiplenen ve sesini yükselten bireyler.
Sivil Toplum: Dernekler, sendikalar, meslek örgütleri, insan hakları kuruluşları; toplumsal vicdanın örgütlü gücü.
Bağımsız Medya: Hakikat ve denetim için kamuoyunu bilgilendiren, şeffaflığı sağlayan güç.
Akademi ve Aydınlar: Hukukun üstünlüğünü kavramsal ve tarihsel bağlamda savunan, bilgiyle toplumu güçlendiren aktörler.
Yargı ve Hukukçular: Devletten yana değil, hukuktan yana olan; hakları korumayı asli görev bilen yargıçlar ve hukuk insanları.
Kime karşı mücadele edilmeli?
Keyfi Erk Kullanımı: Devlet olanaklarını kişisel çıkar için kullanan seçilmiş veya atanmışlar.
Otoriterleşme Eğilimleri: Fren, denge ve denetim mekanizmalarını zayıflatmaya çalışan her türlü iktidar biçimi.
Hak İhlalcileri: Temel hakları gasp eden, özgürlükleri sınırlayan uygulamalar ve kurumlar.
Bir Manifesto Nefesiyle: Hak, varlıkla doğar; hukuk onu korur. Mücadele, bireyin sesiyle başlar, toplumun vicdanıyla büyür. Birlikte direnilecek olan, keyfi erk ve otoriterliğin gölgesidir. Yan yana durulacak olan, özgürlük ve adaletin ışığıdır.
Kolektif Mücadele Manifestosu
1. Birlikte Olanlar
Halkın sesi: yurttaşlar, öğrenciler, işçiler, kadınlar, gençler.
Örgütlü vicdan: sendikalar, dernekler, meslek örgütleri, insan hakları savunucuları.
Hakikatin ışığı: bağımsız medya, özgür düşünceyi koruyan akademi, aydınlar.
Hukukun kalkanı: bağımsız yargıçlar, hukukçular, adaletin nöbetçileri.
2. Karşısında Durulacak Olanlar
Keyfi erk ve otoriterlik.
Hakları gasp eden, özgürlükleri sınırlayan uygulamalar.
Şeffaflığı ve denetimi yok sayan iktidar biçimleri.
3. Mücadelenin Yolu
Dayanışma: yalnızlığın değil, kolektifliğin gücü.
Direniş: sessizliğe karşı söz, korkuya karşı cesaret.
Dönüşüm: bireysel talepten toplumsal çağrıya, parçadan bütüne.
4. Hak, doğuştan ışır; hukuk onu korur. Mücadele, yan yana durmanın şiiridir. Birlikte direnilecek olan, keyfi erk ve otoriterliğin gölgesidir. Yan yana durulacak olan, özgürlük ve adaletin ışığıdır.
Poetik Çağrı – Hukukun Işığı
Birlikteyiz: halkın sesi, örgütlü vicdan, hakikatin ışığı, hukukun kalkanı. Karşımızda: keyfi erk, otoriterliğin gölgesi, hak gaspının zincirleri.
Dayanışma bizim türkümüzdür, direniş bizim nefesimiz, dönüşüm bizim yolumuz. Her yurttaş bir kıvılcım, her örgüt bir ateş, her söz bir yankıdır. Karanlığa karşı yan yana dururuz, özgürlüğün ve adaletin ışığında çoğalırız.
Aforizma: “Hak, doğuştan ışır; hukuk onu korur. Mücadele, yan yana durmanın şiiridir.”
Temel hakların hukukla korunması gerekli olmanın da ötesinde kaçınılmazdır. Bu söylem bir genel doğrudur. Ancak, çıkarlarını yaşamın merkezine yerleştirenler için geçerli değil. Genellikle normal insanlar zorunlu olmadıkça yönetimde görev almaz. Kendi çıkarını önceleyenlerin yönetimi ele geçirmeleri, yaşamın doğal akışı içinde en çok tanık olduğumuz hallerdir. Örneğin, makam ve mevki ile ilişkili olan “ERK” nasıl işlevlendirilir? Erk, yasal kılıfa büründürülerek kurumsal güvencelere kavuşturulan zorbalıklar ve adaletsizlikler bütünüdür. Aynı kapsamda bir de hukukun nasıl işlevselleştirildiğine bakalım. Hukuk sermayenin ve egemenlerin süpürgesidir. Gerektiğinde pisliklerini ve ihtiyaç duyduklarında da istemediklerini temizlerler!
Kaşıkla verdiklerini kepçe ile geri alanlar yardım etmez, kılıfına uydurarak yardım alır!...
Gözleri sancılı ve kırgın kanayan coğrafyanın;
Yüreklerde kapanmamış yaraların acısı var!
Sarsılır yeniden ölmelerde toplumsal bedenimiz!
Yoksunluklarla çocuk büyüten anaların acısı tarifsizdir!