Yamaç yol verir gidenlerine, vadi konuklarına kucak açandır!
Bir kıran fırtınasıdır ki, yollarda bırakır gözleri!
Koparılan gül, ayrılığın acısıyla soyunur rengini…
Ve ölmeye yatar çıplak sular kendi teninde.
Gitmek bir yalnızlıktır ki;
Kendini de bırakırsın geride.
Yaşamaya devam eder dostların,
Yolunu gözleyenler olmaz!
Kötüye savrulurken bulur bizi geleceğin endişesi.
Zaman en topal akarındadır ayak sürürken sular.
Ayakta yıkılır insan kendi içine.
Sökemez çığlıklar yürek sızısını,
Kıyameti önceler hüzünlü bakışların;
Bugünden yarınsız kalırım ben sensizce…
Hiçbir şey olduğu gibi kalamaz ki, en kötüye evrilirken!
Derinden yürümekteyken acılar yorgun bedende.
Direnmelerde sürüklenir aymaz kötülüklerle birlikte!
Ve yürür kahrından ölümler, yaşamak geride kalır…
Hukuku ilkel yasalarıyla katlettiklerinde,
Gördük adaletin ölümünü ölümlerimizde!
Ve insanca olan şeylerin kanına girdiklerini!...
Tutunmak ister kopan yaprak dönülmeyenin girdabına.
Kötülük sürerken tükenir yalınkat yaşamlar(!)
Birileri zorla koparıldığında yaşamından;
Duyarsız ve örgütsüz yüz binler sırasını bekler!
Yaşamlar kaçınılmazlığınca bir ağır yük;
Yaşamak mı bu yaşayarak ölmeler?
Bir bakış gözlerinden asıldığında suskusuna,
Neye yarar öldükçe tekrar ölmelere dönmeler?
Vicdanlarının gözleri kör
Unutulmuşluk tutsağı bellekleri
Hepsi terk edilmiş sokak saflığında
Önceden planlanmış duyarsızlıklarla…
Yumar gözlerini yorgun sular insanın insana ihanetine…
En ağır yürek yangınlarından geriye küller kalır!...
Ey ölümlere gelesice ölüm, sen dur durak bilmez misin?