Bir ülke en çok ne zaman kendi aydınına ihtiyaç duyar?

Aydın, algılayan, kavrayan; sorunlara çözün üretip yol gösteren, anlatan ve öğretendir. Geleceği gelmeden görebilen aydınlar, koruyucu önlemler için gerekli plan ve projeler üretenlerdir.

Özellikle yeterince gelişmemiş olan ülkelerde, en olması gereken ülke aydınlarıdır. Ne yazık ki, gelişememiş ülkelerde, öncelikle yok edilenler hep aydınlar olur(!) Kendi düzenini kuran düzenbazların yıldızı aydınlarla barışmaz. Oysa insanlık için, doğa ve yaşam için en çok gerek duyulan aydınlardır:

Aydın dendiği zaman, genel çoğunluğu oluşturan sıradanlardan farklı niteliklere sahip bir kişilik kastedilmektedir. Bu tıpkı meslek gibidir, dünyanın neresinde olursa olsun, yaşama ilişkin sorunların algılanmasında, onlarla ilgili çözümler üretilmesinde aydının niteliği belirginleşir. Bu gibi nitelikli kişilerin en önemli farklılıkları ürettikleri çözümlerdir. Bu çözümler insanları iyiye, güzele ve istendik yaşamlara taşır. Bu nedenle aydınların algı düzeyleri farklıdır bu farklı algılar yarınları bugünlere taşır yani, toplumsal değişim ve dönüşümlerin itici gücü konumundadır. Bu özellikleri nedeniyle iktidarlar ile ters düşme olasılıkları yüksektir. Demokratik ve laik olmayan yapılarda aydınlarla iktidarlar uzlaşamaz. Aydınlar değişimden, dönüşümden yana tavır alırken; iktidarlar statükoyu korumak ister. Bu özellikleri nedeniyle iktidarlar tarafından, kitlelerin gözünde itibarsızlaştırma amacıyla suçlanırlar. Bu suçlamaların önde geleni de “vatan haini” olarak suçlanmalarıdır. Oysa normal bir aydın ülkesini sevdiği için iktidarla çatışmaya girer. Aydının yurtseverliği tartışılamaz çünkü onlar yaşamdan yana ülke sınırlarını aşarak dünya insanlık ailesine katılır. Sevgileri sorumluluklarıyla birleşir ve varlık severlik noktasına ulaşır.

Aydınlara özgü nitelikleri sıralamaya çalışalım:

-Aydın, vicdanı ve ahlakı olan kişidir.

-Aydın bilimden yana olup, bilimin yol göstericiliğini rehber kabul eden, özgürlüklerden ve bağımsızlıktan yana olandır. (Hayatta en hakiki mürşit ilimdir-Atatürk)

-Yaşamın ve yaşama ilişkin sorunların nedenini araştıran ve yaşam kalitesini artırarak toplumun refah düzeyinin yükselmesine katkılar sunandır. ( bir ayrım yapmaksızın)

-Otoriteye boyun eğmeyen, her türlü baskı ve şiddete karşı çıkan (şiddet kimden gelirse gelsin), bilgisini toplum ve tüm varlıklar yararına kullanan kişidir.

-İnsan onurunu koruyan ve kollayan ve bu doğrultuda düşünce özgürlüğünün, inanç ve ifade özgürlüğünün güvenceye alındığı güvenli yaşam ortamlarının sağlanması doğrultusunda çaba harcayandır. Bu noktada Voltaire’inin söylediği tümceyi anımsayalım: “Senin düşüncelerine katılmıyorum ama; onları özgürce ifade edebilmen için hayatımı bile verebilirim.”

-Aydın, dünyayı olumlu yönde değiştirmek isteyen ve o doğrultuda çaba harcayan kişidir.

-Aydın insan, insanlığa ait tüm değerleri koruyan; aydınlıktan, özgür düşünceden yana olup, kendi dilini (ana dili ana sütü gibi helaldir), ulusunu ve topluluğunun varlığını daha iyi koşullarda sürdürmelerine katkı sunandır.

Aydınlara gerek duyulan süreçler:

Kriz ve çöküş dönemlerinde: Ekonomik buhran, savaş, doğal afet ya da toplumsal çözülme yaşandığında, aydınların sesi hem yol gösterici hem de vicdanın hatırlatıcısı olur.

Adaletin zedelendiği anlarda: Hukukun ve eşitliğin yara aldığı, hakların gasp edildiği zamanlarda aydın, toplumun vicdanı olarak adaletin giysisini yeniden dokur.

Karanlığın yoğunlaştığı çağlarda: Gericilik, baskı ve sansür arttığında, aydın bilimin ve özgürlüğün ışığını taşır. Karanlık koyulaştıkça, aydınların sözleri insanlığın şafağına yaklaştırır.

önsüzleşme ve umutsuzluk anlarında: Halkın geleceğe dair inancı kırıldığında, aydın umut ve yenilenme çağrısıyla toplumu yeniden ayağa kaldırır.

Dönüşüm eşiğinde: Yeni bir toplumsal düzenin, kültürel sıçramanın ya da siyasal değişimin kapısı aralandığında, aydınlar düşünceyi örgütler, halkın iradesini bilinçle buluşturur.

Bir ülke, en çok karanlıkla yüzleştiğinde ve geleceğini yeniden kurmak zorunda kaldığında aydınına ihtiyaç duyar. Çünkü aydın, sadece bilgi taşıyan değil, aynı zamanda vicdanı ve umudu örgütleyen kişidir.

“Aydın, en çok karanlıkta parlar; çünkü halkın yolunu umut söylemleri ve çözümlerle aydınlatır.”

Aydına sorumluluk yüklendiği an, aslında yöneticilerin sorumsuzluğu görünür hâle gelir. Çünkü aydın, kendi iradesiyle değil, toplumun ve tarihin zorlamasıyla sahneye çıkar; boşluğu doldurmak için değil, boşluğun varlığını ifşa etmek için konuşur.

O hâlde çağrımız şöyle yankılansın:

Çağrı

Bugün, sorumluluk halkın omuzlarına yüklenmişken, yönetenlerin sorumsuzluğu meydanlarda saçılmışken, aydın susamaz!

Aydın, halkın vicdanıdır; adaletin terazisi, özgürlüğün nefesidir. Yöneticiler unuttuğunda, aydın hatırlatır: Ekmek, su, eğitim, sağlık, güvenlik — bunlar lütuf değil, hak!

Aydın, karanlıkta ışık, umutsuzlukta umut, sorumsuzlukta hesap sorandır.

Bugün çağrımızdır: “Aydın, halkın sesi ol! Sorumsuzluğun maskesini indir, sorumluluğu yeniden halka kazandır!” “Yöneten sorumsuzlaştığında, aydın sorumluluğun kendisi olur.”

12 Eylül faşizminde aydınlar, suskunluklarında vicdan azabı yudumladılar.12 Eylül faşizmi, yalnızca bedenleri değil, dilleri ve vicdanları da susturdu. O günlerde aydınlar, konuşamadıkları her kelimenin ağırlığını içlerinde taşıdılar; suskunlukları bir tür vicdan azabına dönüştü. Çünkü sustukça, zulmün sesi daha gür çıktı; sustukça, halkın acısı daha derinleşti.

Bu tarih bize şunu öğretti:

  • Aydın susarsa, zulüm konuşur.
  • Aydın korkarsa, halk yalnızlaşır.
  • Aydın sustuğunda, vicdan azabı bir ömür boyu yudumlanır.

O hâlde çağrımızı büyütelim:

Aydınlar Çağrısı – 12 Eylül’den Bugüne

Faşizmin karanlığında sustuk, ama sustuğumuz her an, yüreğimizde bir azap damlası oldu.

Bugün biliyoruz: Aydın, suskunlukla değil, sözle var olur. Aydın, korkuyla değil, cesaretle yürür. Aydın, yalnızca kendisi için değil, halkın özgürlüğü için konuşur.

Çağrımızdır: “Bir daha susma! Bir daha vicdanını azaba mahkûm etme! Aydın, halkın sesi ol; faşizmin karanlığını sözünle parçala!”

“Aydının suskunluğu, faşizmin zaferidir; aydının sözü, halkın direnişidir.”