Yolsuzluk; hak, hukuk, adalet ve ahlakla bağdaşmayan ve her koşulda eşitliği bozan bir çıkar sağlama ve gasp olayı olarak her koşulda suçtur! Bu suç, uygun koşullarda çoğalma eğilimindedir(!)
Y/Z konuyu şöyle özetliyor:
“Yolsuzluk, kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanılmasıdır.
Yolsuzluğun bazı türleri:
- Rüşvet. İki taraf arasında bir çıkar ilişkisi kurarak, maddi veya manevi kazanç sağlama.
- Zimmet. Görev gereği kendisine tevdi edilen veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kötüye kullanma.
- İrtikap. Kamu görevlisinin, görevi icabı sahip olduğu "başkasının parasını harcama yetkisini" kendine menfaat sağlayacak şekilde kullanması.
Yolsuzluğun diğer türleri arasında dolandırıcılık, iltimas ve cebri veya müsamahalı yolsuzluklar da bulunur.
Yolsuzluk, sadece kamuda değil, apartman yönetiminden firma, kooperatif veya dernek yönetimine kadar her alanda görülebilir.”
Bunlar en sık rastlanan yolsuzluk biçimleridir. Hak, hukuk ve adaletle bağdaşmayan olaylar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Örneğin, sınav sorularının el altından sızdırılarak belirlenmiş kişilere bir menfaat karşılığı verilmesi, etkileri çok büyük olan olumsuz olaylardandır. Ya da giriş sınavını kazanan hak sahibini eleyip, onun yerine hak etmeyen birini mülakatta kazandırmak, erk kullanılarak gerçekleştirilen yolsuzluktur. Kendi sorumluluğunda olan varlıkları kamu yararına aykırı olarak kendi yararına kullanmak da yolsuzluktur!...
Bu ve benzeri olaylar tekil olarak yapıldığında, suçluları cezalandırılır. Benzer olaylar örgütlü biçimde yapıldığında, olayın etkisiyle birlikte cezası da artar. Mahir Kaynak’ın bir söylemini anımsıyorum. Yaklaşık olarak şöyleydi; “Örgütlü suçlardan güvenlik güçlerinin haberinin olmaması mümkün değildir!” Bu gibi hallerde genellikle güvenlik güçleri görevini yaparak suçluları adalete teslim eder. Zaten olması gereken de budur. Ancak, suç işleniyor ve suçlular yakalanmıyorsa; suçluların suçuna ortak olanlar var denebilir.
Yolsuzlukla ilgili olay ve işlemler duyulduğunda, bir toplumsal tepki oluşur. Suçu sabit olanları toplum dışlardı. Bu olgu, normal koşullar için geçerlidir. Tolumda çözülme ve çürüme var ise; bu olumsuz örnekler çoğalabilir ve tepki körelmesi kaçınılmaz olur. Alışkanlıkların en kötüsü, kötülüklere alışmaktır! Duyarsızlık ve bana necilik toplumların çökmesine neden olur…Devletin omurgasını oluşturan kurumlar çözülünce, devlet ayakta kalamaz! Toplumsal tümörler bir biçimde büyümeye başlar. Eşitliğin güvenli koruyucu duvarları yıkılırken; özellikle zayıf halkalar enkazın altında kalır!...
Bir ülkede yaygın biçimde yolsuzluk var ise, onun mağduru sadece arkası olmayanlar değil; bütün dürüst, namuslu ve ahlaklı insanlardır. Dolayısıyla yolsuzluk insanlara, son belirlemede insanlığa ve yaşama karşıdır. Özellikle yolsuzluk konusunda yargı üzerine düşeni yapmaz ise, toplumun yok olması kaçınılmaz olur. Çünkü ihmal suçu semirtir…Hak ve menfaatler güvenceye alınmazsa, adalet mülkün temeli olamaz!
“Gökhan Günaydın ve Özlem Zengin arasındaki "utanma" tartışması, bütçe görüşmeleri sırasında yaşanmıştır.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iktidarın mülakatsız ve sınavsız işe alımlarını eleştirerek "Utanmıyor musunuz?" diye sormuş, buna karşılık AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin "Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten" yanıtını vermiştir.
Tartışma, Günaydın'ın Necdet Ünüvar'ın çocuklarının ve AKP'lilere yakın isimlerin kamuya nasıl sınavsız atandığını örneklerle anlatması üzerine çıkmıştır.
Özlem Zengin, kullanılan üslubun siyasi nezaketi aştığını savunmuş ve bu tür ifadelerle karşılaştığında nasıl bir cevap beklendiğini sormuştur.”
Bundan sonrası için bir yoruma gerek var mı? Yetkilendirilenlerin her koşulda hesap verme yükümlülüklerinin olduğu unutulmamalıdır!...