Kurumlar çatışıyor ise, devletin işlerliğinde bir sorunun olduğu tartışmaya açıktır. Devlet, tüm kurumlarıyla birlikte ve uyum içinde işleyen bir yapıyı işaret etmektedir. Devlet, oluşumunda etkin olan odaklar çatışıyor ise; bir paylaşım sorunun olduğu ve otoritenin etkinliğinin yetersiz olduğu görülür!..
Yaşadığımız koşullarda her şey yeniden tanımlanmalıdır. Yeniden tanımlama objenin en iyi görüntüsünü, bir resim olarak sunar. Bu bir güncellemedir. Güncelleme mevcuttu yansıtırken, geleceğe ilişkin çıkarsamada bulunmaya da olanak sunar.
Yaşantının alışılmış biçimde sürmesi olanaklı gözükmemektedir. Paylaşımdan pay alanlar, sadece yerli sermaye değil; yerli sermaye ile birlikte olan ve hatta onu yönlendiren yabancı sermayedir(!)…Bu koşullarda yerellikten ve ulusallıktan söz etmek inandırıcı olmaktan uzaktır. Çünkü iş birliği yapılan ve hatta hizmetine girilen güç emperyalizmdir. Bu noktada özellikle milliyetçiliğin tanımlanması ve tartışılması gerekir. Öncelikli öz görev, ülke varlıklarına; havasına, suyuna, doğasına ve doğal kaynaklarına sahip çıkmaktır…
Bu koşullarda kavganın neden ve niçinleri konusunda daha ayrıntılı biçimde düşünmek kaçınılmazdır! Kim, ne için kimle birlikte ve kime karşı mücadele ediyor?
Çıkarlar, günceli ve kavgaları belirlemektedir. Kavga, son belirlemede emek ile sermaye arasında sürmektedir...Bu noktada belirleyici olan, yaşama ilişkin olandır! Yaşamı kolaylaştıran her şey hem pozitif hem de olumludur. Her ne amaç ve gerekçe ile olursa olsun, yaşamı olumsuz biçimde etkileyen her istem ve karar her koşulda kınanmalı ve aykırılığı dillendirilmelidir!..
12 Eylül’ün sırtından nemalanmak hiç dürüst bir davranışmış gibi gözükmüyor. Siyasi literatürde bunun adı oportünizmdir! Bu konuda konuşacak olanlar, taraf olanlar ve yaşanan süreçten dolayı mağdur olanlardır. Mağdurların gördüğü şudur;12 Eylül sağın babası, dinci ve milliyetçi sağın da büyük babasıdır. Köken, ardıllarını belirlemeye devam ediyor. Bilinçli eğitim ve çağdaş akılcı örgütlenmeler, ülke çıkarı ile kamu yararını birleştirebilir. Verili koşullarda kamu yararından söz etmek pek olası gözükmemektedir!...
Devletle vatandaşlar arasında örtük bir sözleşme var ve bunun gereği olarak devlet tüm vatandaşlarının ayrımsız olarak sağlık, eğitim ve güvenlik sorunlarını insan onuruna yaraşır biçimde çözmekle yükümlüdür!...
Lafın özü şu: Sorun tamamen bir paylaşım sorunudur. Eskiden kayırmalı da olsa paylaşılırdı, şimdi artık paylaşma istemiyorlar; onun yerine çökmeyi yeğliyorlar.