Yılın-sonunu geçtik, sıradakinin en başına ulaştık.
2026 ocak ayının ilk günü, ilk sabah.
2025’ten arta kalmış şuur-altı sancılar içinde geçen birkaç [‘tan çok daha fazla kadeh rakının] ardından sızarcasına bir uyku… Ve yatağın içinde sağa-sola dönerek içine düşülen bir acayip rüya… İşte oradayım.
Çıkmaya çalışıyorum o rüyanın içinden, olmuyor.
- Hayırdır, diyor eşim.
- Hayır!.. Hayır, beceremiyorum.
O zaman anımsadığım kadarıyla şuur/altımın tortularını satırlara dökeyim, diyorum kendimin kendisine [belki de] kurtulurum o çamurdan.
Sıkıca kapatıyorum gözlerimi rüyamın içine tepetaklak dalıyorum:
Şuur-altı atık deposunun en dibine ben-merkezcilik çökelmiş. Koyu sarımtırak bir irin gibi, neredeyse katılaşmış.
Bu katı tabakanın üzerinde birileri bağdaş kurmuş oturuyor.
Aralarında fısıldaşıyorlar:
- Ben bu yapıyı ayakta tutan tek kişiyim ben; yani ben, sadece ben…
- Yerime geçecek hiç kimse yok.
- Aslında ben o koltuğu bırakmak istiyorum ama… Herkes gitme, n’olur bizi yalnız bırakma, diyor.
Rüya işte bu, bir türlü anlayamıyorum.
Ne diyor bu adam?
Kim bu adam?
O’nu tanıyan biri var mı aranızda?
Ben -biraz- tanır gibiyim aslında. Hani şu İran başbakanı vardı; Ahmed-i Nejat!.. Sonra ne oldu? Rüya ne tarafa gitti? Sağ omuzumdan sol omuzuma dönüyorum bir kez daha.
Ağzım kupkuru, acımtırak bir ekşilik var dilimin çevresinde.
Ve…
Sonra birden karşıma orta halli bir adam çıkıyor. Üstüme üstüme geliyor. Yüzü gevşek, sakin, gülümser gibi acı acı:
- Eleştiri içerik üzerinden yapılmalı, mirim, diyor bana. Niyet üzerinden değil!
- Nasıl yani?
- Aksi halde tartışma kavgaya dönüşür, eleştiriyi yapan düşmanlaştırılır.
- Sonra?
- Sonra topluluklar içinde körlük başlar; sessizlik, suskunluk, kabullenişler yoğunlaşır, etraf kapkaranlık olur.
Peki sonra?
Tamam da… Artık kaldıramıyorum bu rüyayı… Beni dürtükleyip uyandırsın birisi. Ama adamın susacağı yoktu, söylenip duruyordu:
- Bundan sonrası tufan… Kıskançlık ve tehdit algısı. Yetkinlik değil, itaat egemen olur!
İşte tam da bu noktada avazım çıktığı kadar bağırmışım:
- Yeter artık dayanamıyorum!..
Peki ya sizler [yani sabırla hala bu satırları okumayı sürdüren inatçı kişiler] sizler bu yazıyı sonuna kadar okumaya nasıl dayanıyorsunuz?