ÜRETİM.

Yaşamın olmazsa olmazı nedir diye bir soru sorsalar, vereceğim yanıt tek kelimeyle üretim olur.

Varlık sürdürümü yaşamın özüdür; bu öz tamamen üretimle ilgilidir. Tüm varlıklar buna göre konumlanır. Var olmak ve varlığını sürdürecek olanı var kılmak. Tohum varlık sürdürmenin anahtarıdır. Varlık olgunlaşınca benzerini geleceğe bırakır. Bu süreklilik yaşam devri ile sürdürülür. Bütün bunların olabilmesi için gerek duyulan şeyler var, bu nedenle de yaşam için gerek duyulan şeyler üretilmelidir.

Yaşam için tartışmasız olarak olması gerekenlerin ilk sırasında, aktarım objesi olan tohum gelir. Tohumun taşıyıcıları, insanlar ve hayvanlardır. Bitkilerde durum değişir ve bu noktada taşıyıcılar devreye girer. Rüzgâr önemli araçlardan biridir. Özellikle yaşama ilişkin söylenen bir gerçek var, denir ki; “Arılar yok olursa, yaşam biter!” Arıların yanı sıra öteki böcek ve hayvanlarda yaşam taşıyıcılığı yapar. Bazı özel konumlarda bilim adamları taşıyıcılık yapabilir.

Bu gerekli bilgileri, sözü üretim olgusuna getirmek için yaptık. Yaşam için bir olmazsa olmaz olan üretim, planlı kararlı ve akılcı bir biçimde yapılmalıdır. Bazı ürünleri dışalım yoluyla temin etmek eğer, teknolojik bazı zorunluluklar yok ise; dış alım, dışarıdaki üreticileri desteklemek anlamına gelir. Özellikle kendi olanaklarıyla üretebileceği ürünleri dışarıdan alanlar, kamu yararına aykırı davranmış olur. Bu olgunun sakıncalarına bakalım: Birincisi kendinin üretebileceğini üretmemiş olursun ve üretim damarlarını köreltirsin. Olası üretim pahalı olsa bile, üretim güçlerini aktif hale getirir. Üretme potansiyeli süreç içinde, maliyetleri aşağıya çekebilecek seçenekler bulunabilir. Atıl güçler üretkenlik bileşenlerini olumsuz etkileyerek negatif maliyet yükler! Örneğin; Buğday, arpa, fasulye, nohut, mercimek, mısır vb. tarımsal ürünleri iç piyasadan daha ucuz olsa bile dışarıdan almak ülke ekonomisine zarar verir(!)Bu yöndeki uygulama sadece al sata aracılık yapana kazandırır.

Ucuz mal kavramı çok iyi irdelenmelidir. Bu malı sen ülkende üretirsen; büyümeye, kalkınmaya ve refaha katkısı olur. Ucuz girdileri dışarıdan alıp, onu katma değerle dönüştürerek satamıyorsan karlı olamazsın ve dış üreticileri desteklemiş olursun ki; bu kendi üreticilerini ihmal etmek anlamına gelir. Sözün özü şu; herhangi bir ürünü, özellikle tarım ürünlerini dışarıdan almak, yan etkileri dikkate alındığında daha pahalıya mal olduğu görülür. Üretmediğin ürünler için ilaç, gübre ve tohum ile ilgili kurumlarını kapatmak zorunda kalırsın(!) Bu aynı zamanda üretkenliğin kanallarını tıkamış olursun. Bu konuda şekerpancarı tipik bir örnektir. Üretim yapan çiftçi, üretime katılan işçiler, ürün aktarıcıları ve şeker fabrikası kazanır ki; bu son belirlemede ülkenin kazanç hanesine yazılır. Şekerin yanı sıra yan ürün olarak küspe ve alkol üretimi gerçekleşir. Bu fabrikalar haraç-mezat satıldığında, alıcı pancar yerine mısır nişastasına yönelebilir. Şeker sağlığa zararlı bir ürün olabilir (gerekli oranlara dikkat edilmezse).2004 Yılında satılan Kütahya Şeker Fabrikası ile ilgili bir haberi izleyelim: “Kütahya Şeker Fabrikası’nı 23,8 milyon TL’ye satın alan şirketlerin fabrikadan elde ettiği kar ise “Ucuza peşkeş” iddialarının haklılığını gözler önüne serdi. BirGün’ün ulaştığı Kütahya Şeker Fabrikası Anonim Şirketi’nin 2022 ve 2023 yılları ile 2024 yılının ocak-eylül dönemine yönelik mali tabloları ise fabrikadan edilen astronomik kârı ortaya koydu. Mali verilere göre, 2022 yılında Kütahya Şeker Fabrikası 465 milyon 414 bin 620 TL’lik net dönem karına imza attı. Şirketin 2023 yılındaki net dönem kârı ise kayıtlara, 236 milyon 651 bin 962 TL olarak geçti. 2022 ve 2023 yıllarında sahibine 702 milyon 66 bin 582 TL’lik kâr getiren Kütahya Şeker Fabrikası’nın Ocak-Eylül 2024 dönemi kârı da hesaplandı. Fabrikanın, henüz denetimden geçmemiş olan 2024 yılının ocak-eylül dönemindeki net kârının 109 milyon 157 bin 945 bin TL olduğu bildirildi. Şirketin 2022 ve 2023 yılları ile 2024’ün ocak-eylül döneminde elde ettiği toplam kâr 811 milyon 224 bin 527 TL olarak kaydedildi.

Olaya kar ve ticaret açısından bakanların ülke yararını göz ardı ettikleri görülür. Bir yurtsever olaya böyle yaklaşmaz. Kendisini düşündüğü gibi; çevresini, bölgesini, ülkesini düşünür. Bu onurlu çaba sonuçları itibarıyla ülkesine, dünya insanlık ailesine ve tüm varlıkların yararına olur. Bu yaklaşım, “biz” olgusunun sonucudur. Bireyler, “ben” diye başlayıp devam ettiklerinde; yakınları, çevreleri, bölgeleri, ülkeleri, dünya insanlık ailesi, doğa ve tüm varlıklar zarar görebilir! İnsan olmak bu nedenle çok zordur. Özellikle yönetenler bu mantıkla hareket ettiklerinde; ülkenin büyük çoğunluğu kaybeder!...