TERCİHLERİMİZ VE SEÇME İKİLEMİ

Seçeneklerin çoğaldığı günümüz dünyasında herhangi bir konuda tercihte bulunmak pek kolay olmuyor. “Seçme ve tercih” arasındaki sarkaçtan yarınlara yön çiziyoruz ya da günlük hayatımızı idame ediyoruz. Geleceğe dair tasarruflarımız bu iki kavramda düğümleniyor. Basit veya karmaşık süreçleri yönetmede bu iki kavram ağırlık merkezi durumundadır. Bazen bu kavramlar birbirinin yerine kullanılsa da seçim kelimesi daha geniş kapsamlıdır. Dolayısıyla bu iki kavram aynı anlamı içermez. Fakat birbiriyle ilişkili ve basamaklanan ilişki dizisi içindedirler. Tercih; sınırlı seçenekleri ifade ederken seçim ise sınırsız-çoklu seçenekler anlamında kullanılır. "Tercih etmek diğerlerinden vazgeçmektir." deyimini çoğumuz biliriz. İşte bu vazgeçmede en önemlisi tercih aşamasına gelmek ve sağlıklı bir tercihte bulunmaktır.

Kapitalist dünyanın insanlara sunduğu sınırsız seçenekler arasında tercih yaparken çoğu zaman zorlanırız. Seçenekleri azaltırken karar verdiğimiz anda bile diğer seçenekler gözümüzde canlanır. Acaba doğru bir tercihe mi bulundum sorusunu kendimize sorarız. Bunun en önemli nedenlerinden birisi günümüzde birçok konuda bizi bunaltacak kadar fazla seçeneğin olmasıdır. Mağazadaki ayakkabıdan tutunda marketteki peynir, telefon, ev eşyaları ve birçok tüketim malzemesi konusunda zorlu bir süreç yaşıyoruz. Bu konuda belli sınırlar dâhilinde özgür olmak sorunu çözmüyor. Özellikle tüketim ürünlerinde bizi zorlu seçimler bekliyor.

Peki, daha hayati meselelerde? Örneğin parçası olduğumuz dünyanın bazı kurallarını ve pratiklerini kendimize göre seçme şansımız var mı? Soruları çoğaltabiliriz. Sonuçta seçenekler dünyasının kulvarlarında yürürken küresel güçlerin dayattığı tüketim mekanizmasının birer müşterisiyiz. Örneğin yeni çıkan bir cep telefonunun çalışma şeklini ve algoritma seçeneklerini biz belirleyemiyoruz. Ancak versiyonlar arasında bir tercih yapmak bize düşüyor. Burada seçim ve tercih arasındaki sınırlılık-sınırsızlık daha bariz şekilde kendini gösteriyor.

Sloven filozof, sosyolog ve hukuk teorisyeni Renata Salecl’in Seçme İkilemi adlı kitabı konu hakkında kapsayıcı bilgiler sunuyor. Renata Salecl; her şeyden önce kapitalist düzenin sunduğu içi boş seçeneklerle bireylerin nasıl hayatlarını istedikleri gibi şekillendirebilecekleri yanılsamasına sevk ettiğini ifade ediyor. Salecl' e göre modern kapitalist toplumda yaşam tercihleriyle tüketici tercihlerine aynı muamele yapılıyor: "Doğru duvar kâğıdını ya da saç kremini bulmaya çalışır gibi 'doğru' hayatı bulmaya çalışıyoruz." Ayrıca gündelik hayatta —örneğin aşk ilişkilerinde veya çocuk sahibi olup olmama konusunda— karşımıza çıkan zor seçimlerde devreye giren rasyonel ve irrasyonel mekanizmaları da inceleyen yazar seçimlerimiz konusunda detaylı irdelemeler yapıyor.

Seçimler yaparken kendimizi sorgulayan ve ona eklemlenen öfkeyi nasıl yönetebiliriz sorusu da bir yerde duruyor. Birçok konuda sürekli başarılı olmaya zorlandığımız bir zaman diliminde yaşıyoruz. "Hayatındaki her şey senin elinde" ideolojisi hâkim. Öyle olmadığı halde öyleymiş gibi davranınca sürekli suçlu, endişeli ve yetersiz hissediyoruz kendimizi. Bu yetersizlik ve kaygı hissi, neo-liberal söylemin bu kadar uzun hayatta kalmasına yardımcı oluyor. Şimdi Tik Tok ve Instagram gibi mecralar, bu yetersizlik hissini daha da körüklüyor. İnsanlar bir şey yapmaya ve başarıya giden tüm yolları mubah görme yanlışına düşüyor. Bir taraftan seçenekler diğer taraftan bu seçenekler içerisinde kendine önemli bir yer kapma ve egoyu tatmin etmeye yönelik bir sürü ilişki ağlarının labirentlerinde geziyoruz. Sonuçta sürekli anksiyete, yetersizlik duygusu, öfkeyi ödüllendirmeye yönelik ve sizi rehin alan birtakım süreçler…

Üretmek, başarılı olmak ya da görünür olmak! Bu üçlü bağın neresinde olduğumuz bazen bir anlam ifade etmiyor. Önemli olan hayatı anlamlandırmak, geleceğimizi sağlıklı bir şekilde inşa etmek ve yarınlara önemli eserler bırakmaktan geçiyor. Bu nedenle tercihlerimiz ve seçimlerimizi yaparken birçok bileşeni bir arada düşünmek zorundayız. Yoksa hayata yeniden başlamak için kalan süremiz yeterli olmayabilir…