on yıllarda bütün bu öneriler, çözüm arayışları ve tartışmalar, SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA kavramı bağlamında yapılmaktadır.
bir yanda yaşamak için tüketenler, diğer yanda tüketmek için yaşayanlar vardır.
ürdürülebilir kalkınma, yalnızca yoksulların yerine getireceği bir ödev değildir. Öncelikle bugünkü üretim ve tüketim düzeninden en çok yararlanmış, doğal kaynakları sorumsuzca kullanmış ve böylelikle kalkınmasını gerçekleştirmiş ülkelerin sorumluluğudur.
Teknoloji adı altında bağımlılık üretirler. Çevre fonu adı altında yeni denetim mekanizmaları kurarlar. Bir yandan yoksul ülkelere “Doğanızı koruyun.” derken, öte yandan onların madenlerini, ormanlarını, sularını ve pazarlarını paylaşırlar.
Daha çok satmak... Daha çok tüketmek... Daha çok atmak... Sonra da bütün bunların üzerine yeşil bir etiket yapıştırıp “sürdürülebilirlik” demek...
Daha büyük otomobil... Daha çok eşya... Daha çok ambalaj... Daha çok atık... Daha çok tüketim...
Sağlıklı su içmektir. Güvenli bir konutta yaşamaktır. Eğitime, sağlığa ve ulaşıma erişebilmektir.
oksullar genellikle kirli sanayi bölgelerine yakın yerlerde yaşar. Sağlıklı konuta daha zor erişir. Enerji verimsiz yapılarda oturur. Toplu taşıma yetersizliğinden daha çok etkilenir. Afetlerin ardından yaşamını yeniden kurmakta daha çok zorlanır.