SUÇ.

Suç görecedir. Konum, koşullar, kültürel altyapı ile eğitim ve bilinç düzeyi suçu belirler. Bunun için suç, kimin nereden ve hangi amaçla baktığı ile ilgilidir. Önemli olan, evrensel geçerli kuralların oluşturulmasıdır. Normal koşullarda suç, yaşama, varlıklara ve temel haklara yönelik; aykırı, üzücü, kırıcı, yaralayıcı veya yok edici olumsuz yaklaşımlardır.

Yaşama ve varlık sürdürümüne ilişkin mücadele yaşamın olmazsa olmazıdır. Hak savunuculuğu ve talebi suç sayılamaz. Özellikle iktidara karşı iktidar mücadelesinin, yasal ve kurumsal güvencelerle yürütülmesi suçlanamaz ve suç sayılamaz. Muhalefetin iktidar mücadelesini hukuka aykırı yol ve yöntemlerle engellemeyi amaçlayan suçlamanın suç olduğu unutulmamalıdır. Otoriter yönetimlerde bireysel veya örgütlü mücadele suç olarak yaftalanabilir. Suçu, suçlayan belirlediğinde; hüküm önden verilmiş demektir!

Suçun Göreceli Niteliği

  • Suç, yalnızca eylemin kendisiyle değil, bakış açısı ile tanımlanır.
  • Konum, koşullar, kültürel altyapı ve bilinç düzeyi, aynı eylemi farklı toplumlarda farklı biçimde yorumlatır.
  • Bu nedenle suç, mutlak değil; yorumlanan bir olgudur.

Evrensel Kuralların Gerekliliği

  • Göreceliğin ötesinde, yaşama ve varlıkların korunması için evrensel geçerli kurallar oluşturulmalıdır.
  • Bu kurallar, temel haklara yönelik saldırıları suç olarak tanımlar: yaralama, yok etme, kırma, üzücü ve aykırı yaklaşımlar.
  • Evrensel ölçüt: Yaşama hakkı ve varlık sürdürümü.

Mücadele ve Suç Ayrımı

  • Hak savunuculuğu ve talebi suç sayılamaz.
  • İktidara karşı iktidar mücadelesi, yasal ve kurumsal güvencelerle yürütüldüğünde meşru bir hak arayışıdır.
  • Otoriter rejimlerde ise bu mücadele, iktidarın çıkarına göre “suç” olarak yaftalanır.
  • Böylece suç, suçlayan tarafından belirlenir; hüküm önden verilmiş olur.

Suçlayan ve Suçlanan İlişkisi

  • Suçun tanımı, iktidarın dilinde bir araçtır.
  • Suçlayan, kendi çıkarını korumak için suç tanımını genişletir ya da daraltır.
  • Bu durumda suç, adaletin değil, iktidarın süpürgesi haline gelir.
  • Suç tanımları net, anlaşılır ve yoruma gerek duyurmayacak şekilde formüle edilmelidir.

“Suç, eylemden çok bakış açısında doğar; hak arayışı suç değil, yaşamın nefesidir.”

Sorun toplumsal, insani ve hatta evrensel boyutta varlıksaldır. Burada öncelikli görev yargıya düşer. Kısaca vurgulamak gerekirse, yargıç devletten yana değil, hukukun üstünlüğünden yana olmalıdır; dahada önemlisi, devlet her koşulda hukukun üstünlüğünden yana olmalıdır.

Suçun toplumsal ve evrensel boyutu ile yargının rolü. Yargının rolü aslında adaletin özünü hatırlatıyor: yargıç, devletten yana değil, hukukun üstünlüğünden yana olmalıdır.

Yargının Varlıkla İmtihanı

  • Suçun göreceli doğası, onu tanımlayanın iktidar mı yoksa hukuk mu olduğuna bağlıdır.
  • Eğer suç tanımını iktidar yapıyorsa, suçlama bir yaftaya dönüşür; hüküm önden verilmiş olur.
  • Eğer suç tanımını hukuk yapıyorsa, ölçüt yaşama ve varlıkların korunmasıdır.
  • Kamu yararı ülke yararı ile, ülke yararı dünya insanlık ailesinin çıkarlarıyla ve yaşam yararı ile bağdaşır. Bu olumlu oluşumdan tüm varlıklar yararlanır.

Yargıcın Görevi

  • Yargıç, devletin çıkarını değil, hukukun üstünlüğünü gözetmelidir.
  • Çünkü devlet, iktidarın aracı olabilir; hukuk ise toplumun vicdanıdır.
  • Yargıcın tarafı, halkın yaşam hakkı ve varlık sürdürümüdür.
  • Yargıç öncelikle gerçeğin ve dolayısıyla yaşamın savunucusudur.

Evrensel Boyut

  • Suç, yalnızca bireysel değil; toplumsal ve evrensel bir olgudur.
  • Evrensel ölçüt: Yaşama, varlıklara ve temel haklara yönelik saldırı.
  • Bu ölçüt, kültürden ve koşullardan bağımsızdır; insanlığın ortak vicdanıdır. Her koşulda aidiyet üstüdür.

Yargıç devletten yana olduğunda suç iktidarın yaftasıdır; hukuktan yana olduğunda adalet insanlığın nefesidir.

İnsanlığın ve tüm varlıkların güvencesi, aynı zamanda varlık sürdürümünün de güvencesidir!...

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }