Olabilirlikler olabilecek olanları kapsadığı zaman, birtakım sınırlara ulaşılmış olur. Sınırlar farklılıkların ayraçlarıdır.
Zekanın parlaklığı ve kıvraklığı, aynı anda tüm ayrıntıları algılayabilir ama bilince çıkarmaz. Görülebilecek olanlar gözlerimizin önündeyken aynı anda tam bir bilinçli algıdan söz etmek olası değil. Sadece bazı bireyler neye niçin baktığı bilinciyle hareket edince ayrıntılı bir algıyı gerçekleştirebilir. Baktığı şeylerde en fazla ayrıntı görenler arasında ressamlar ön sıralarda yer alır. Bu olgunun tipik örnekleri var. Usta yapmadan görür, sanatçı geleceği gelmeden yaşar. Üstünkörü bakanlar bile bütünü, algı havuzuna aktarır. Böylece varlık bilgisi bagaja girmiş olur. Sonradan ve özellikle ihtiyaç duyulduğunda, tam olarak görülmeyenler bilince çıkabilir. İhtiyaç durumunda hiç beklenmedik anlarda beyinde şimşek çakmasının temelinde bu algılar yatar. Temel algılar düşünce sıçramasının manivelasıdır.
Asgari bilinç düzeyinin alt yapısı; beslenme, barınma ve korunma konularının güvenlik ile güvenceye alınmasıdır. Eğitim, sağlık ve güvenlik üçlüsü; gereklilikten de öte bir zorunluluktur. İnsanlar bu yapıları oluşturmak için en sivil yaklaşımlarla, devlet denen yapıyı oluşturarak kamunun bedenini güvenceye almış olur. Devlet gibi, sivil oluşumlarda özgür iradi katılımlı yapılardır. Devlet, tüm katılımcılarının can ve mal güvenliklerini, varlıklarını ve kaynaklarını yasal, kurumsal ve gönüllü katılımlarla sağlamak durumundadır. Bu olgu devlet boyutundaki çözümdür. Devlet çözümü bilimsel ve akılcı olmak zorundadır. Bu vurgu, temel hakların güvenceye alındığı demokratik ve laik yapıların olmasını gerektirir. Ayrıca özgün öneri ve çözümlerin üretilebileceği ortamları hazırlamak bir yükümlülüktür. Yani insanlara akıllarını özgürce kullanabilecekleri bir iklim yaratmakla yükümlüdür. Bütün bunları yaparken, tüm varlıkları ve onlara var olma ortamı sunan doğayı da koruyup kollamayı temel görev olarak algılayıp onun gereğini yapacaktır.
Ne düşündüğümü düşünmüyorum; yaşama ilişkin olan ve usuma gelen ya da algıladığım her şeyi düşünmeye çalışıyorum. Yalnız düşünme çizgi gibi bir hat izlemez. Başlarsın ve bir sıçrama olur, başka konuya geçersin. Eğer ısrarlı bir takipçi değilsen (bilim adamı) zıplayan düşüncenin ardından koparsın ve ilgisiz sahillere ulaşırsın. Düşünmenin bu süreklilikten kaçışlarını azaltan veya kontrol edenler amaçlarına ulaşabilirler. Bedenin doğası zordan kaçış temellidir. Buna önlemde diyebiliriz. Örneğin; yaşamsal bir sorunla karşılaşan beden, önlem olarak bayılır ve en önemli organlarını korur. Kanaatimce, en büyük buluşlar veya çözümler çok kısa sayılabilecek düşünme süresini kapsar; ancak bu kısa süre çok uzun bir zaman dilimine yayılabilir.
Fikri takip bir us eğitme yöntemi olsa gerek. Düşünce kopuşlarına engel olanlar başarılı olabilir. Bu başarının adı, yaratmadır!...
Asgari bilinç düzeyinin alt yapısı; beslenme, barınma ve korunma konularının güvenlik ile güvenceye alınmasıdır. Eğitim, sağlık ve güvenlik üçlüsü; gereklilikten de öte bir zorunluluktur. İnsanlar bu yapıları oluşturmak için en sivil yaklaşımlarla, devlet denen yapıyı oluşturarak kamunun bedenini güvenceye almış olur. Devlet gibi, sivil oluşumlarda özgür iradi katılımlı yapılardır. Devlet, tüm katılımcılarının can ve mal güvenliklerini, varlıklarını ve kaynaklarını yasal, kurumsal ve gönüllü katılımlarla sağlamak durumundadır. Bu olgu devlet boyutundaki çözümdür. Devlet çözümü bilimsel ve akılcı olmak zorundadır. Bu vurgu, temel hakların güvenceye alındığı demokratik ve laik yapıların olmasını gerektirir. Ayrıca özgün öneri ve çözümlerin üretilebileceği ortamları hazırlamak bir yükümlülüktür. Yani insanlara akıllarını özgürce kullanabilecekleri bir iklim yaratmakla yükümlüdür. Bütün bunları yaparken, tüm varlıkları ve onlara var olma ortamı sunan doğayı da koruyup kollamayı temel görev olarak algılayıp onun gereğini yapacaktır. Ne yazık ki, insanlar en çok kullanmaları gereken organı çok az kullanmaktadırlar! “Sürüldüğü yere giden, istediği yere gitmiş sayılmaz!” (F.E)