Yaşamımız yalnızca aşktan mı ibaret ?
En çok konuşulan konu; AŞK.
En çok hakkında kitap yazılan konu; AŞK.
Hiç mi kaygısı yoktur insan soyunun aşktan başka ?
Ve üstelik de bunca sıcakken, ateşle yanarken yaşadığımız coğrafya ve geçen günler… Ve böylesine artarken iklim bağlamında da sıcak varlığımızı sürdürdüğümüz şu gezegende; acaba sonumuz ne olacak ?
Tekerleği bulan erkek, yaşamını kolaylaştırmak için teknolojik araştırmaları geliştirdikçe; kadının tinsel ve tensel sömürüsü de gelişti.
Kol /emek gücü yerine, teknoloji kullanımı arttıkça; boşa çıkan kadın işgücü, onun kişiliğinin de boşa çıkmasına ve teknoloji sayesinde daha az yorulan (emek harcayan) erkeğin, kadının yalnızca dişiliğini algılamasına olanak sağlayan ortamı hazırladı.
Ve teknolojinin etkisinin yanı sıra ya doğa, coğrafya ve iklim koşulları? Onların ne gibi etkisi oluyor insan yaşamında ?
Bilinen bir gerçektir doğanın, coğrafyanın, iklimin insan karakterlerini etkilediği, belirlediği, biçimlendirdiği… Ve bu gerçeğe göre günün, ayın, yıldızların, gezegenlerin de karakterleri etkilediği ileri sürülmektedir ki burçlar üzerine kafa yoran insan soyu astronomiden önce, astrolojiyle ilgilenmiş çağlar boyu… Ve sonunda yükselen burçlar, alçalan karakterler; daha da bir tuhaflaşmaya başlamış huyu… ama… neyse ki konumuz burçlar değil.
Kuşkusuz görgül yöntemlere dayalı olarak ileri sürülen etkilenmeye ilişkin bu bulguların test edilebilirliği, sınanabilirliği de yüzde yüz laboratuarlarda değil; “ doğru yalan söyleme yöntemi” olarak bilinen istatiksel olasılık hesaplarıyla olabilirliği ya da olmazlığı değerlendirilebilir, bununla birlikte hiç kuşkusuz kanıtlanması söz konusu olamaz.
Ve insanlar; kadın-erkek ayrımına tutulmuş canlılar, kendilerini doğanın efendisi sanma sayrılığına kapılmış ölümlüler, “doğanın parçası” olarak, doğadan etkilenen kişiliklerinin ayırdına varmaksızın “efendilik” taslayanlar ki doğaya da, birbirine de ya da biri diğerlerine… Binlerce yıldır dünya genelinde gözlendiği, izlendiği ve günümüzde de görüldüğü gibi erkeğinin de kadına “efendilik” taslaması… Gerçekteyse; buyruklar veren efendi maskesiyle, erkeğin kendini kadına yaslaması…
Bu bağlamda kadın-erkek ilişkisi üzerine birkaç söz söylersek bilindiği gibi mitolojide, masallarda ya da kutsal kitaplarda kadın; kadınlık öncesi “kız”lıkda prenses, peri, melek gibi biri… Sonrasında büyücü, cadı, fettan, fesat, kıskanç kocakarı…
Gerçek yaşamın izdüşümü değil midir masallar? Elbette ki o peri gibi, prenses gibi, melek gibi genç kızlar bakir yaşamlarının sonlanmasının, bekaretlerinin bozulmasının ardından prenseslikten, kraliçeliğe yükseleceklerini umarken, ansızın köleliğe düşmektedirler, fethedilmiş toprakların sömürgeleştirilmesi gibi... Damgalı ya da prangalı olmasalar da görünüşte; onların damgaları, prangaları ancak yaşamları ölümle sonuçlandığında azad edilen türde…
Kadın; doğanın üretken türü, insanı doğuran, doyurup, donatan… Ve sonra ürettiklerinden bir diğerince; sırtından vurulan, sömürülen, yok sayılan… Üstelik bu olumsuz süreçte ilkçağlardan günümüze yol alırken uygarlık; tersine bir değişim göstermiş, geliştiğini sandıkça insanlık, aşağılanma, itilme, kölelik kadının boynuna takılmış bir gerdanlık olmuş.
Ters orantılı bir değişim; yükselen ilerleme, çağdaşlaşma ama kadın sen dur yerinde; sakın kendini aşma! Olanaklar yalnızca erkeğe tanınmış, tahsis edilmiş, kullanımına sunulmuş ve giderek kadın bile insanlığından soyutlanıp; kadın eşittir köle/cariye/tarlada ırgat ve dahası metres olup kat, kat sömürülmüş.
Oysa Doğu, Batı, Kuzey, Güney hiç başkalık göstermemiş bu konuda dersen; pek doğru bir gözlem ve pek doğru bir söylem olmaz. Çünkü Kuzey’de yaşayan insanlar arasında kadın-erkek eş, eşit… Belki bu durum soğuk havanın etkileri, ettikleri… Çağdaşlık savındaki toplumun ektikleri, etkileyememiş kadınla, erkeğin arasındaki ilişkinin bozulmasını, giderek yozlaşmasını, kadının birinci sınıflığının tozumaya uğramasını, tozlaşmasını…
Hani ilk tümcemizde belirtmiştik ya coğrafyanın insan karakterini biçimlendirdiğine ilişkin bir sav; kadınlar soğuk coğrafyalarda olmamışlar erkeklerin vahşiliğine, sömürüsüne, ilkel benliğine yönelik bir av… Çünkü doğa koşulları zor; kadın ve erkek dayanışmak durumunda, güçlükler karşısında… Ve anlaşmak zorunda… Ve paylaşmak zorunda işleri… Bu paylaşma, bu dayanışma; doğal olarak sağlamlaştırmakta aralarındaki ilişkiyi… Örneğin Orta Asya’da eski Türkler’de kadın olmak; Han’ın yanında Hanım/Hatun olmak… Oysa Orta Asya steplerinin biraz Güney’inde, Çin’de kadın olmak; ancak Mao’nun “uzun yürüyüşü”nden sonra insan olmakla eşdeğer sayılmış, Kızıl Devrim’in ardından kadın haklarını kazanmış.
Ve Türkler; Doğu’dan, Batı’ya yürüdükçe, yitirmişler pek çok özelliklerini, değerlerini… Suyun girdiği kaba göre biçimlenmesi gibi; yaşadığı coğrafyaya/coğrafyada yaşayanlara benzemeye, benzeşmeye, dönüşmeye başlamışlar. Oradakiler gibi giderek kadınını, aralarındaki ortaklıktan dışlamaya, ezmeye, üzmeye, sömürmeye, aşağılamaya başlamışlar ki bu olumsuz süreç; günümüzde de sürmekte… Batılılaşma, uygarlaşma ya da İslamlaşma (gerçekteyse Araplaşma) gibi dış etkenlerin etkisiyle, Batı’dan ve Güney’den Türkün yaşamına giren düşünce, değer, yargı düzenlerinin baskısıyla…
Coğrafyanın etkisine dönersek; Ekvator enlemine düşen güneşin ışınlarıyla yanan erkekler, kadının canını daha çok yakıyor. İklim soğudukça; erkek ve kadın yaşamda birlikte savaşıyor.
Afrika’nın güneşinde, Arap’ın çöllerinde; kadın cariye, erkek sultan… Kadının yaşamı, benliği, özgürlüğü; toz duman…
Sıcak iklimin uyuşturduğu erkek; tembel ve kadının fiziksel güçsüzlüğüne, dayanıksızlığına bakıp, üstelik de yaşamda her alanda, her anlamda yoksun ve yoksul bırakılmışlığını da fırsat bilip, üstünlüğünü sağlıyor, egemenliğini kuruyor.
Ve küremiz; erkek egemen toplumda, erkeklerin uğraşları sonucunda giderek ısınıyor, sıcaklık yükseliyor, Ekvator’dan Kutuplar’a… Artan sıcaklıkta birlikte; kadınlar yitiriyor kazanımlarını her geçen günle birlikte bir parça daha… Ve artık küremiz, gezegenimiz, dünyamız daha sıcak… Ve kadınlar bu gidişle sanki daha çok yanacak… Ve bu gidişin sonucunda erkek, kadını yenecek… Nasıl bu denli duyarsız kalabiliyorsun kadın? Aldırmazlığın, duyarsızlığın sürdükçe bu yaklaşan gelecek senin kimliğini de kişiliğini de yenecek!