POSTMODERN SAVAŞLAR DÖNEMİ

Tarih boyunca savaşlar hep olmuştur. Ülkeler, bir amaç uğruna ya da amaçsızlığın kalbinde ayakta kalma istemi, kazanma hırsı, güç üstünlüğünü test etme, maddi ve manevi gerekçeler, iktidarını koruma ve nedeni sayılmayacak birçok saikle savaşmışlardır. Günümüzde ise postmodern savaşlar çağındayız. Savaş nedenleri daha anlaşılmaz, teknolojik ağırlıklı ve daha çok güç dengelerinden kaynaklanmaktadır. Toprak kazanımından çok hedef ülkeyi "yıpratma, hizaya getirme ve kontrol altında tutmaya" yöneliktir.

Dünya tarihinde en büyük savaşlar; Moğol istilası, Haçlı savaşları ve Dünya savaşları göze çarpar. İkinci dünya savaşından sonra savaşsızlık ve çatışmasızlık üzerine konumlanan bir süreç başlamıştır. Birleşmiş Milletlerin kurulması, savaş hukuku ve ülkelerin egemenliğini koruyan bir takım önlemler, caydırıcı yaptırımlarla desteklenmiş hatta birçok çatışma bölgesinde Birleşmiş Milletlere mensup askeri birlikler görev almıştır. 1950’ den sonra dünya üç kutba ayrılmış, NATO Paktı, Varşova Paktı ve Bağlantısızlar. Bu dengeler dünyada çatışmasızlığı önlemede önemli bir kontrol sağlamıştır.

Dünya savaşlarında ise Hitler Almanya'sının faşist uygulamaları insanlık tarihi açısından ender olumsuz örneklerdendir. Neo Nazi' lerin aşırı milliyetçi duyguları, Gobels’in propaganda stratejisi ve onun üzerine inşa edilen nefret duygusu bir devlet politikası haline gelmiş zamanla halk tarafından da benimsenmiştir. " Nefret etmesini bilmeyen sevmesini bilmez" mottosu üzerine inşa edilen savaş stratejisi yüzbinlerce masum insanın ölümüne yol açmıştır. Özellikle Yahudiler bu uygulamalardan en çok bedel ödeyen kesim olmuştur. Şu anda İsrail’in benzer uygulamaları ise trajik olduğu kadar manidar ve psikolojik birçok sorunu barındırmaktadır. Aynı yöntemleri Filistinlilere uygulamakta beis görmeyen bir terör ülkesi olmuştur.

Soğuk savaş dönemine damgasını vuran NATO- Varşova dengesinin başat ülkeleri ABD ve SSCB birçok çatışmayı önlemiştir. Soykırım ( Jenosit) Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nca suç sayılmıştır. Hitler Almanya'sının faşist uygulamalarından ders alınmış, aşırı milliyetçi duyguların şiddete dönüşmemesi konusunda çeşitli önlemler devreye alınmıştır. 1990’ larda Sovyet Rusya'nın dağılmasıyla Varşova Paktı işlevsiz kalmış ve tek taraflı NATO Paktı kalmıştır. NATO'nun en büyük ortağı ABD, Ortadoğu başta olmak üzere NATO'ya üye olmayan ülkelerde de üsler kurarak dünyayı bir ahtapot gibi sarmıştır. Zamanla Rusya- ABD dengesi Çin'in ekonomik gücündeki geometrik gelişme, özellikle ABD' yi rahatsız etmiş, dolaylı yollardan bu ülkeyi tehdit unsuru olarak görmeye başlamıştır. Güç ekseni bağlamında Trump'ın ikinci döneminde ABD’ nin başına geçmesiyle sahip olduğu özgüven ve sorunlu kişilik yapısıyla herkesi hizaya getirmeye yönelik tutarsız ve tutarsız olduğu kadar acımasız hamlelerle dünyayı kendi lehine dizayn etme macerasının bugünkü sonuçlarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Gümrük vergileri, egemen ülkeleri işgal tehditleri, Venezüella devlet başkanın derdest edilip tutuklatması ve en son İran saldırısı bu sürecin bir parçasıdır. İsrail’in Gazze katliamı, İran'ın yıllardır Ortadoğu'daki amaçları, ülke içindeki baskıcı rejim ve teokratik yönetim sistemi ve buna eklemlenen ekonomik ve diğer sosyal sorunlar, Netanyahu'nun iktidarda kalma mücadelesi ve Trump'ın tarihe geçme saplantısı tüm bu süreçlere olabildiğince zemin hazırlamıştır.

ABD’nin Rusya'yı Ukrayna’yla oyalatması, Venezüella’daki petrolü kullanmak için Mudoru'yu iktidardan uzaklaştırması, bir kaç günde değişen Suriye'deki süreç, Colani’yi devlet başkanı yapıp, İsrail’in İran saldırısı için Suriye'deki yol temizliği, bugünkü İran operasyonuna giden süreç için iyi çalışılmış operasyonel ve profesyonel çalışmaların sonucudur. Artık devlet başkanlarını hedef alan kuralsız ve asimetrik savaşların yaşandığı bir dönemdeyiz. Rusya sessiz, Çin ekonomi ağırlıklı politikalar peşinde, Avrupa deseniz ABD' nin korumasında savunma sanayisindeki geç kalmışlık- yetersizlik ve güçlü devlet başkanlarının olmayışı bu süreci güçlendiren etkenlerdendir. İspanya devlet başkanının kendi hava üslerini kullandırtmaması, amiyane tabirle dik duruşu Avrupa için bir şey ifade edecek mi onu zaman gösterecek.

Şu andaki ABD- İsrail ile İran çatışmasının farklı sonuçlar doğuracağı kesindir. Bir ucu Türkiye'ye de zarar verecek bu savaş özellikle Ortadoğu'nun ABD' ye teslim olmuş zengin ülkelerini gelecekte ne bekliyor bilmiyoruz. Üzerinde uzun yıllara yönelik çalışılmış bu süreçte yine masum insanlar en çok zarar görüyor. Gazze’deki ölümlerden sonra İran'da vurulan bir kız okulunda 160 masum öğrencinin ölmesi ve yan yana açılan mezar görüntüleri hafızalarda silinmeyecektir. Konu ile ilgili dünyanın birçok ülkesi ABD’yi kınamaktan çekinmiş ve bu olay karşısında vicdanlarını tatile çıkarmaları da ayrı bir trajedidir.

Ortadoğu halklarının teknolojiye, eğitime ve insan kaynaklarına gerekli yatırım yapmayıp sadece dini söylemlerle sınırlı kalan" Kahrolsun İsrail, Kahrolsun Amerika" söyleminden ne zaman kurtulacakları sorusu da bir yerde duruyor. Petrol zengini bu ülkeler Amerika'ya teslim olmayı ne zaman bırakacaklar, gelecekleri ne olacak, petrol bitince onları nasıl bir gelecek bekliyor sorularını kendilerine sormaları gerekiyor. Üst yöneticilerin kendi konformist alanında çıkıp uzun vadede vatandaşlarının geleceğini garantiye alan bir yönetim anlayışı benimsemezlerse istenmedik sonuçlarla karşılaşabilirler. Bir gün namlunun onlara dönmeyeceğini kimse garanti edemez. Artık savaşların en acımasız dönemindeyiz. Birbiriyle barışık toplumlar oluşturmak yerine ötekileştirmenin fazla olduğu Ortadoğu coğrafyası etnik ve mezhepsel saplantılarını bırakmazlarsa daha çok bedel ödeyeceklerdir. Acımasız yeni savaş konseptinin mağduru olmaktan kurtulamayacaklardır.