Yine yükselen milli gelirimiz dolayısıyla uluslararası sıralamada yükselen ülke konumumuz; bir başka deyişle Bakan Mehmet Şimşek'e göre 18 bin dolar düzeyinde ortalama gelirimizle sınıf atlamışız.
Allah, Allah; atlamışız da biz neden gerilerde kalmışız, neden üst basamaklara sıçrayamamışız?
Önceki Bakan Nebati'nin gözlerindeki pırıltıya göre altı ayın sonunda gönence ulaşacaktık ama Bakan Şimşek ondan da başarılı çıktı; sayesinde halkımızın payına ortalama 18 bin dolar düşerken, ülkemiz de uluslararası alanda ekonomik şahlanışımızla sınıf atladı!
Emeği geçenlerden Allah razı olsun, olsun da biz en iyisi şu "milli ya da ulusal gelir" kavramına bir açıklık getirelim; dilimiz döndüğünce, elimiz yazdığınca...
Kişi başına düşen “Ortalama Milli Gelir” açıklandığında; hani benim dolarlarım diye hesap soranlar, elleri boş kalınca da şaşıranlar var. İşte onlar için bu konuyu birazcık aydınlatalım.
Bilindiği gibi bu hesaplar Amerikan Ortalama diye tanımlanan yöntemle yapılır. En küçük değerle, en büyük değer toplanır, toplam değer ikiye bölünür, çıkan sonuca da; ortalama değer denir. Elbette ki bu durumda güzelce kazık yenir. Çünkü hiçbir değer elde etmeyenin katkısı SIFIR ise, en çok değer elde edeninki YÜZ ise, ikisinin toplamı 0+100=100 olduğuna göre, bu değer bölününce de yüz bölü iki diye, sonuç da elli çıkar.
Ne var ki sıfır katkı paylı birey bu sonuçtan ola ki beklentiye girerse bilin ki o işte o an ekonomi dersinden sınıfta çakar. Çünkü kendisi hiçbir şey üretmemiştir ki gelir elde etmiş olsun. Bir üretim karşılığı bir değer elde edenin, yüz lirasına ortak olsun; yoktur öyle yağma, bu da burada bilinsin. Dolayısıyla Amerikan Ortalama yöntemiyle saptanan, belirlenen, hesaplanan Ortalama Milli Gelir sonuçlarını da sakın ola ki gerçek sanmayın.
Bir başka deyişle, Amerikan Ortalama yöntemiyle yapılan hesaplarla ortalama geliri belirlemek için ülke nüfusuna kayıtlı kelle sayısı; toplam gelire/toplanan para tutarına bölünür. Bu arada ekonomik faaliyetlere katıldıklarından dolayı paraları kapanlarla, istihdam sorunu ya da haylazlıktan ekonomik faaliyetlere katılmayanlar “ki bunlar avucunu yalayanlar olarak da tanımlanarak” halk da ikiye bölünür. Ve bu avucunu yalayanlar topluluğu için yazgı genellikle değişmez; çoğunlukla açlıktan ölünür. Onlar öldükçe; kelle sayısı azalır (ki milli gelire ortak oldukları varsayılan sayısı azalır), ölümler nedeniyle de istatistiksel olarak kelle başına düşen Ortalama Milli Gelir artar.
Açlıktan ölenlerin hazin sonu; kimilerinin vicdanını kanatır, yırtar, ama uluslar arası kalkınmışlık sıralaması safsatalarında, ülke bir basamak daha yukarıya bile çıkar.
Kamusal alanda, kişi başına düşen Ortalama Milli Gelir söz konusu olunca; ”Hani benim dolarlarım nerede?” diye kendilerini ortaya atanlara yapılabilecek kısa bir açıklama bundan ibarettir. Bir başka deyişle kişi başına düşen Ortalama Milli Gelir konusu; zenginin malı, züğürdün çenesini yorar meselesidir. Kuşkusuz almadan vermek Allah’a mahsustur. Üretime katılamayanlara istihdam çözümleri sunamamak; bir ülkenin ekonomi yönetiminde en büyük kusurdur. Elbette ki çalışmaktan kaçınan haylazlar da toplumun sırtında asalaktır, ama Ortalama Milli Gelir açıklandığında; “Hani benim dolarlarım?” diye ortaya atılanlar da her nedense işte bu haylazlar takımıdır.
Ülkemiz genelinde, ekonomik kalkınmışlık çabalarının hedefe ulaşmış olduğu bir gelecekte; herkes için iş, aş, eş diyerek daha güzel yarınlara, gönenç toplumuna ulaşmak umuduyla diye bir kaç söz geveleyeceğim de…Diyemiyorum ve sanırım diyemeyeceğim de bu gidişle… Çünkü ülkede üretim yapılmıyorsa, fabrikaların kapısına kilitler asılıyorsa, işverenler tası tarağı toplayıp yabancı ülkelere kaçıp, oralarda ucuz iş gücü için yatırım yapıyorsa nasıl çözülecek Ortalama Milli Gelir sorunsalına ilişkin bu bilmece?
İşte bu nedenle siz, siz olun Ortalama Milli Gelir açıklandığında "Hani benim dolarlarım?" diye hiç ama hiç sormayın. Çünkü o dolarlar hiç bir an sizin olmadı ki... Ama temel sorun şudur ki bugün yalnızca "avucunu yalayan" işsiz güçsüz takımı değil; elinde kapı gibi diplomasıyla işsiz kalan mühendisler ve mimarlar var, atanamayan öğretmenler var. Üstelik onları uzaklarda aramayın; her gün gittiğiniz alış veriş merkezlerinde, çay kahve içtiğiniz pastanelerde; sizlere hizmet ediyorlar.
Bir ülke düşünün ki üretime katılması gereken mühendisler garsonluk, eğitim ordusunda yer alıp geleceğe aydınlık yeni kuşaklar yetiştirmesi gereken öğretmenine kasiyerlik, tezgahtarlık yapıyorsa... Yetkililer nasıl oluyor da "Kişi başına düşen milli gelir arttı, sınıf atladık!" içerikli sözler söyleyebiliyorlar? Acaba hangi sınıfa atladık? Tezgâhtarlık sınıfına mı? Kasiyerlik sınıfına mı? Yoksa işsizlik sınıfına mı?
Ülkede iş yok, üretim yok. Üretim olmayınca da gelir yok. Ama açıklamalar, özellikle de istatistiksel açıklamalar var, o açıklamalara göre bu ülkede işler yolunda... Ama halkın cebinde kaç kuruş, sofrasında yenecek ne var? Bu konulara ilişkin şu istatistiksel veriler acaba neler söylüyorlar? Birazcık da onları açıklasa çok sayın yetkililer; bizler de bilelim, nasıl sınıf atlamışız öğrenelim, bu sonuçlarla mest olup bizler de saltanat sürelim. İyi olmaz mı çok sayın ve de yetkili baylar, bayanlar?