NEOLİBERAL TOPLUMUN İKİ TEMELİ.

Y.Emre Ceren- ADNAN GÜMÜŞ ikilisinden uzun bir alıntıyı okurlarımla paylaşmak istiyorum. Aynı konuda bende benzer şeyler yazabilirdim. Kamuya mal olan yazılmış bir metin var iken, yeni bir metin üretmek gerekmez diye düşündüm. Üstelik konu çok güzel anlatılmış. Ayrıca belirtmem gerekir ki; yurtsever arkadaşlarımdan yaptığım alıntılarla oluşturduğum makalelerden herhangi bir maddi menfaat sağlamıyorum. Kendi yazdıklarımda kamu yararı temellidir. Bu doğrultuda paylaşım yapmayı bir dayanışma olarak kabul ediyorum. Şimdi bu güzel alıntıya göz atabiliriz:

“Devlet okullarının hızla imam hatipleştirilmesi, okul seçimlerinde mahalli okullar üzerinden bir nevi imam hatiplerin zorunlu tercih haline getirilmesi de özel okullara yönelik bir teşvik olarak görülebilir mi?

Yukarıda söylediklerimizle çok iç içe bir durum. Toplumsal üretim biçimim, mübadele biçimim sınıfsal bir temele dayanıyor ve bu sınıfsal temelin oturması için ayrıca insanlarda bir sınıfsal rızası olması gerekiyor. MEB’in adlandırılmasıyla değerler eğitimi. Özel mülkiyetin, sınıfsal ayrışmanın meşrulaştırılması gerek, halkın bulunduğu duruma razı olması, direncinin kırılması, tüm bunlar olurken de rahatlaması, bu kadar eşitsizliğe, ölüme, farklılaşmaya tepkisiz kılınması lazım. Toplumsal olarak çeşitli zümre ayrışmalarına, kadın erkek ayrışmalarına, tüm bunların doğal olduğuna dair bir meşruiyet alanı sağlanması lazım. Neden imam hatipler bu kadar meşrulaştırılıyor dendiğinde bu sanki Türkiye’ye özgü görünüyor. Oysa batıda da liselerde değerler eğitiminin artırılması, kilise eğitiminin artırılması neden bu kadar istendi? Çünkü neoliberal dünyada muhafazakarlığın temeli bu düzene rıza üretmek üzerine kuruludur. İmam hatip sadece bir dini ideolojinin dindar bir neslin yetiştirilmesi, böyle bir dünyanın sürdürülmesi değil, mevcut eşitsizliklerin yaşandığı dünyanın sürdürülmesi, en alt kesimde bunların oluşturulması, rıza üretiminin temel bir mekanizması haline geliyor, buradaki değerler sadece iktisadi olarak değil iktidar ilişkilerine de rıza üretiyor. Mecellede de eski ilmihal dediğimiz konularda da yöneticiye uymak vacibi bırakalım farzdır. Yöneticiye uymak dinin zorunlu bir emri olarak oluşturuluyor. Kocaya, patrona, ustaya, tarikata, mürşite boyun eğmek, en temelde otoriteye itaatkâr kişilik yetiştirmek en çok imam hatiplerin görevi, bir rıza üretme mekanizmasıyla toplumun muhafazakâr yapısının korunumu ve sürdürümünün temel aracı haline getiriliyor.”

Sorun gelip özgürlüklerde düğümleniyor. Soru soran, yanıtlar için araştırıp soruşturan birey özgürlüğe adım atmış olur. Üretmek, seçenekler arasından kendince uygun olanı seçmek, bireyin öz yaşamını özgürce belirlemesidir. Özgür iradi belirleyici olan özne, bağımsızlığını ve dolayısıyla da özgüveni kazanmış olur.”

Kurulu düzensizlik düzeninde;

Yığınlar en umarsızken geldiler…

Kutsadılar yaşamları karartanları,

Çünkü sözde kurtarıcılar da ezenlerdendi!

Bir toplumda politikayı güçlü olanlar belirler ve onlar adına yönetenlerde uygular. Her koşulda belirlenen politikalar çıkar temellidir ve sınıfsaldır. Toplumlarda çıkarlarını güvenceye alanlar egemenlerdir. Egemenler her zaman uzlaşır diye bir kural yok. Onların da uzlaşamadıkları anlar olur. Çatışmalı çıkarlar güçlülerin iç ittifaklarıyla çözülebilir. Çünkü genellikle üretilen çözümler kazan-kazan temellidir. Uzlaşmazlıkların bazan çatışma ile sonuçlandığı olur. Bu gibi durumlarda, hiçbir taraf diğerine cepheden saldırmaz. Bunun yerine bir iç ittifak kurulur ve yığınlar ise, dolgu malzemesi ya da manivela olarak kullanılır. Sonuçta yığınların sırtından güçlü odakların sorunları kendilerinin lehine çözülür. Egemenlerin içişleri, odaklar arası tepişmeye dönüşebilir ki, bunun adına darbe denir. Darbede genellikle sistem değişmez, sadece kurumlar el değiştirir ve yeniden bir paylaşım kazananların gücü oranında dayatılır. Bu durum, ulusal gelirlere çökme ile sonuçlanır. Darbe öncesine göre gücünü kaybedenler, paylaşımdan daha az pay almak zorunda kalır. Bu arada değişmeyen şey, darbeden önce faturayı ödeyenler gene faturayı ödemeye devam eder(!)…

Gelecek bizimle, bizim ellerimizdeydi!

Su üstüne yazıldı umut yazıları.

Çıkarcılar korurken kanlı çıkarlarını;

Vakitsiz ölümler gezindi namlularda!...