Bundan dolayı “kent hakkı” kavramı yaşamsal bir önem taşır. Çünkü "kent hakkı" kavramı; kentin yalnızca içinde yaşanacak bir yer değil, üzerinde söz söylenecek bir ortak yaşam alanı olduğunu anlatır. Daha açık bir söyleyişle de kent; müteahhidin, belediye başkanının, yatırımcının, danışmanın, ihale masasının ve imar oyunlarının özel mülkü değildir. Kent, orada yaşayan insanların hakkıdır; dahası en başta onların hakkıdır.
"kent hakkı" olgusu tam burada devreye giriyor ve çıkar çevrelerini rahatsız edici ama oldukça önemli, oldukça gerekli soruyu soruyor:
Bu, katılım değil; katılım gösterisidir, katılımcılık oyunudur. Dahası bu gösteri; demokratik makyajdır, boyamadır, aldatmacadır. Gerçek katılım, yalnızca görüş bildirmek değil; karar sürecinde etkili olmak, kentin ve kentlinin çıkarlarına ters düşen kararlara kaşı çıkmak, seçenekler sunabilmek ve karar verenleri hesap vermeye zorlayabilmektir. Yurttaş, bu gösterinin sesi, sözü olmayan kuklası değil; gerçekten işleyen yerel demokrasi sürecinin öznesi olmalıdır.
görüyoruz ki birçok yerde kent konseyleri, ya belediyenin gölgesinde kalıyor ya da belediyenin bir uzantısı gibi, yerel yöneticilerin destekleyicisi ve savunmanı gibi bir işlev görüyor, yetmezmiş gibi kentlinin değil de çıkar çevrelerinin yanında tavır alıyor. Oysa bir kent konseyi yalnızca belediyenin düzenlediği toplantıya katılan birkaç tanıdık yüzün konuştuğu bir alan olmamalıdır. Mahallede yaşayan kiracının, pazarda çalışan kadının, genç işsizin, engelli yurttaşın, yaşlı emeklinin, göçmenin ve dijital erişimi olmayan insanın da sesini duyurabileceği gerçek bir kamusal alan olmalıdır.
Günümüzde yaşanan dijital devrimle birlikte; dijitalleşme de kentsel katılımdaki çelişkili işleyişi daha karmaşık duruma getiriyor. Öyle ki birçok belediye dijital katılım platformlarıyla övünüyor; uygulamalar, portallar, çevrimiçi anketler, e-belediyecilik sayfaları, akıllı kent panelleri... Elbette her şey çok çağdaş görünüyor. Ama soralım; bu dijital alanlara kimler erişebiliyor? Yaşlı bir kadın, düşük gelirli bir yurttaş, kırsaldan göç etmiş biri, dijital okuryazarlığı sınırlı bir emekli, bu düzenlemelerin neresinde? En önemlisi de algoritmalar hangi istemleri öne çıkarıyor, hangilerini görünmez kılıyor? Bu dijital dönüşüm sürecinde; (henüz bankamatikten para bile çekemeyenlerin aramızda yaşadığı gerçeği dururken karşımızda) kentlinin katılımı yaşama geçiriliyor mu?
Bir kentte en yüksek yapılar değil, en derin eşitsizlikler büyüyorsa; orada yükselen değer uygarlık değil, yalnızca betonun/rantın/paranın saldırganlığıdır.