Kâğıtlar ve Kitaplar

Tıpkı “ben ne yerim, nereye giderim, ne giyerim, nasıl bir arabaya binerim?” diye sergilenen yaşamlarda olduğu gibi, “ben ne okurum?” da artık entel soslu bir teşhircilik aracı... Kimileri için kitap okumanın amacı; bilmekten çok, görünmek / göstermek / sergilemek olmuş. Gösteri toplumunun ilk basamağı; kitap paylaşımı...

Ve işte o kitapsızlar...

Geçmişi bilmeyen, bugünü yorumlayamayan, geleceği öngöremeyen zihin(siz)ler...

Gün olur ülkeyi bataklığa sürükleyenlere bilinçsizce destek verir.

Sonra da, “sözde” demokrasi değerleri adına ulusunu savunanlara utanmazca saldırır. Çünkü kitaplardan, kitapların aydınlığından korkarlar.

Bu kitapları yazanlar; gerçekten de yaşamı hakkıyla yaşadılar mı? Zorlukları yenebildiler mi? Bir gün bile bunalıp pes etmeden, yaşamla baş etmeyi başardılar mı? Yoksa yalnızca kâğıt üzerinde ahkâm mı kestiler?

Özellikle şu “yaşam koçları”…

Kendi yaşamını çözemeyen, başkalarının yaşamına reçete yazıyor. Hani şu atasözündeki gibi: “Kendi başını bağlayamayan, gelin başı bağlamaya kalkar.”

Ve sonra...

Tarotçular, falcılar, üfürükçüler, büyücüler…

Yetmedi; şifacılar da kitap yazıyor.

Ve kitapla yetinmeyip, yaşamımıza yön vermeye kalkışıyorlar.

Kerameti kendinden menkul bilgilerle “rehberlik” taslayanlar; şeyhler, şıhlar, influencerlar…

Ve onların peşinden giden, aklını, karar mekanizmasını devre dışı bırakıp bir de üstüne para ödeyen zavallılar...

Düşünüyorum…

Ve artık ürküyorum.

Çünkü bu gidişle, ne kâğıt kalacak geriye, ne de kitap...

İnsanlık karanlıklarda yolunu bulmaya çalışırken düşecek bitap...