üreselciler algı yapıyormuş, bizler de saf, saf inanıyormuşuz.
rant uğruna yok edilen ormanlar, tarımsal alanlar, meralar; yapılaşmaya açılarak talan edilmiyormuş gibi... Akdeniz kuşağında bir ülkeyken tropik iklim özellikleri göstermeye başlayan Türkiye genelinde; dere yataklarına dikilen konutları aşırı yağmurların selleri götürmüyormuş gibi...Yeraltı sularının çekilip, başta Konya Ovası'nda obrukların ortaya çıkması söz konusu bile değilmiş gibi...
insanlık tarihi boyunca çevreye duyarsız, saygısız, kirli üretim ilişkileri ve uygulamaları sonucunda ortaya çıkan bu sorunları; sorgulamak, zararın neresinden dönülürse kardır diyerek önlem almak ve bundan böyle doğaya karşı daha saygılı, daha özenli uygulamalar gerçekleştirmek yerine, neredeyse termometrelere öfkelenecek, meteoroloji uzmanlarını aforoz edecekler. Onların ve diğer doğa bilimcilerinin bilimsel verilerini anlamak, ortaya çıkan sorunların nedenlerini düşünmek tartışmak yerine, “bize oyun oynuyorlar” diyerek sorunları mahalle kahvesi muhabbetlerine çevirecekler.
“Atmosfer 9 yılda kendini temizler” gibi açıklamalar yapıyorlar. Ve birilerinin onlara "Hangi atmosfer? Neyi temizler? Hangi gazı? Hangi araçla temizler? Hangi ölçüme dayanarak açıklanıyor bu veriler?" diye sorularla karşı çıkacaklarını bile düşünemiyorlar.
Komplocunun dili “Ben öyle düşünüyorum” derken, bilim uzmanı bu gerçeğe nasıl ulaştık, nasıl kanıtladık kısaca “Nasıl biliyoruz?” diye sorar.
klim değişikliğinin neden olduğu sorunları görmezden gelmek, bu gerçeği yok saymak, dahası inkar etmek neden bu kadar çekicidir? Elbette ki kamusal yarardan çok özel yararını düşünenlerin sorumluluk almak istemedikleri için, parasal kazançlarını doğaya değer vermeden, saygısızca, açgözlülükle daha çok, daha çok arttırmak istedikleri için çekicidir. Çünkü iklim değişikliği gerçeğini kabul ettiğinizde yalnızca doğada oluşan olumsuzlukları sorgulamakla kalmayacaksınız, ekonomik ve siyasal düzeni de sorgulamak zorunda kalacaksınız. Ve düşünmeye başlayacaksınız "Nasıl üretiyoruz? Nasıl tüketiyoruz? Kentleri kimler için planlıyoruz? Hangi şirketler kirletiyor? Hangi siyasetçiler göz yumuyor? Hangi medya bunları görünmez kılıyor?" gibi sorulara yanıt arayacaksınız. Oysa "bütün yaşananlar küresel oyun” dediğiniz an sorumluluklardan, yükümlülüklerden kaçmış oluyorsunuz. Ne belediyeye hesap soruyorsunuz, ne sanayiyi sorguluyorsunuz, ne enerji politikalarını irdeliyorsunuz, ne de kendi tüketim alışkanlıklarınızı yeniden düzenliyorsunuz. Dolayısıyla bu bağlamda komplo teorisi, yalnızca bir bilgi eksikliği değil, bir bakıma sorumluluktan kaçış ideolojisi oluyor.
Çiftçi mevsimi şaşırdığını söylüyor. Kentlerde yaşayanlar temiz hava soluyamadığından yakınıyor. Acımasızca ormanlar yakılıyor, sonuçları her anlamda yıkım oluyor. Susuzluk, yaz mı kış mı mevsimlerdeki belirsizlik, doğamız yaşanılamaz duruma geliyor. Ama iklim değişikliği diye bir sorun yok sorun küreselcilerin kendisi... Gerçekten de öyle mi?
Sen doğanın dengesine aldırma, dere yataklarından, denizlerden toprak çal; sonra üzerlerine konutlar yap, yetmedi dağları, ovaları, zeytin bağlarını, tarımsal alanları maden şirketlerine talan ettir; sel baskınları, su taşkınları, fırtınalar ve denizlerde hortum yıkımları olunca da "takdir-i ilahi" diye suçu kendinde aramadan, Yaradan'dan bil. Sonra da bilim uzmanlarını "küreselci" diye yaftala ve "iklim değişikliği yalan" sözlerinle de başka insanları olumsuz yönde etkile...
Hiç kuşkusuz böylesi tutum ve davranışlar yalnızca inkâr değil, bir tür politik akıl tutulmasıdır.