Deprem, Yer sarsıntısı, Fay hattı
Neden 3 katlı yapılaşma vardı ülkede genellikle ve doğduğum kent Bursa'da? Bursalılar yoksul muydu da yüksek yapılaşmalar yer almıyordu kentte? Kuşkusuz Bursa'nın zenginler kenti oldu bilinir. Elbette ki neden; parasızlık değildi. Çünkü herkes ülkenin birinci dereceden deprem kuşağında olduğunu biliyordu, gerçekleri göz ardı etmiyordu.
Ne yazık ki 1980 öncesine kadar Devletçilik genel geçer değerken, 80 sonrasında kimileri başını saygıyla paraya eğerken çok katlı yapılaşma yaygınlaştı. Özal döneminde ülke; bildiğin şantiye... Yeter ki mutlu olsun rantiye!
Ve her deprem sonrasında; yıkılan yapıların altında kalan canlar... Ardından da konuyu kadere, kısmete, fıtrata dayandıran açıklamalar...
Yaşadığımız kent Didim ve Ege'nin bütünü; bilindiği gibi deprem bölgesidir. Dolayısıyla Didim'de çok katlı yapılaşma neredeyse yok gibidir. Üstelik bu konuda son derece tutarlı olan, çok katlı yapılaşmaya karşı duran değerli bir Belediye Başkanı da vardı Didim'de... Ki Sayın A. Deniz Atabay bu konuda hiç ödün vermeyen tutum ve davranışlarıyla övgüleri de, alkışları da hak ediyordu.
Bilindiği gibi deprem değil, yapılar (özellikle de çok katlı ve deprem yönetmeliğine aykırı yapılar) öldürüyor halkımızı...
Sayın ATABAY'ın yerine seçilen CHP'li Bayan Başkan Hatice Gençay; ne yazık ki hiç de özenli değil yapılaşmanın hızını kesme konusunda... Dolayısıyla yap-satçılar acımasızca talan ediyor Didim'in son kalan yeşil alanlarını ve tarım topraklarını... Ama kimlerin umurunda?
Ekonomi Sorunsalı
Serbest piyasa... Liberal ekonomi "in"... Devletçilik "out" derken Özal... İşte o günlerde Türk ekonomisine kazıldı mezar...
Devlet ekonomiden elini çeksin dediler. Çekti. Ardından ekonomideki "gizli el" gerekli düzenlemeleri yapar dediler ama o görünmez gizli el; düzenlemeler yapacağına, halkı idam edecek sehpaları dikiverdi memleketin orta yerine... Şimdi gerine, gerine; açlıktan ölmek üzere olan halkın gözünü boyamak için yeni bir düşman pazarlamak ya da "marketler her gün kafalarına göre değiştirdikçe etiketleri" onları azarlamak siyasetçilerin öncelikli işi... Ama fiyatları denetleyen, düzenleyen, bu soyguncu kurnazlara dur diyen var mı? Yok elbette ki...
Şimdi de bakalım madalyonun diğer yüzüne; birazcık da odaklanalım yaşadığımız gelmişe geçmişe...
Örneğin dünlerde...
Bakkal amcanın katili yaparken kocaman marketleri; halkın çoğunluğu olarak pek mutluydunuz.
Bugün neden kızgınsınız ?
Liberal ekonomiler kuramsal olarak "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" ilkesini savunsa da, devlet denetimi olmadığını mı sanıyorsunuz o yabancı ülkelerin topraklarda ?
Devlet denetiminin olmadığı yerde; anarşi olur.
Oysa bu ülkede devlet denetimi; ekonomiyi değil, halkın politik görüşünü denetlemeye yönelik... Siz ekonomi yerine, halkı denetliyorsunuz.
Değil mi ki bu kadar liberalizm yanlısısınız...
Neden ekonomide olduğu gibi politik düşünceler, görüşler konusunda da liberal olamıyorsunuz ?
Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.
Bırakınız düşündüklerini yazsınlar, bırakınız söylesinler.
Eyleme geçen saldırganca bir eylem yoksa; ne var bunda?
Düşüncelerden, sözlerden korkulur mu?
Ama ekonomide denetim olmazsa; halk zarar görür ve son aşamada halkla birlikte, devlet de zarar görür.
Ekonomik çöküntüler; ülkeleri siler, süpürür.
Ekonomide denetim; devlet eliyle denetim, halk için denetim, ülke için denetim gereklidir.
Yoksa... Deistlerin, ateistlerin bile arasından çıkacak "zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var?" diyen ve öncelikle ekmek kavgası veren komünistler, sosyalistler de çoğalır, önünü alamazsınız sonrasında... Açlık kapıyı çaldığında din, iman kalmaz; ne imamında, ne softasında, bilesiniz !
Günümüz Yoldaşları
1980 öncesinde; salon sosyalistleri, meyhane masalarında devrim yapar, "yarin yanağından gayrı" neyi varsa paylaşırdı yoldaşlarıyla...
Sonrasında her biri Marx yerine, Mark'a, Euro'ya, Dolar'a tutkun oldu, komünizm öldü, yaşasın kapitalizm ilkesiyle varlığını sürdürdü.
Günümüzdeyse; kıyı kentlerinde, üç beş masalı meyhanelerde, rakı-balık eşliğinde acemi ve sarhoş solcular yumruklarını sıkıp da havaya, düzene öfke kusuyor. Sabah olup da ayılınca; boşalan ceplerini doldurabilmek için her kapıyı çalıp, iş bulabilmek için birilerine yalvarıyor.
Şimdi biz ne diyelim bu kısır döngüye?