Gizli Açlık…

Gizli açlık, boş mideyle değil, eksik besinle başlar. Sofralar dolu görünür, ama bedenler ve zihinler yoksun kalır. Çocukların gözlerinde, yaşlıların bedenlerinde, hastaların nefesinde görünür olur.

Bu çöl aymazlığıdır yaşamları susuz kılan,

Dağların kış bakışlarını yüreklerde donduran!

Ve insanları sokaklarda ve evlerde bulan…

Öpülür evladına yanan anaların yüreğinden!...

Adaletsiz paylaşımın gölgesinde, hukukun erozyonunda, yolsuzluğun ve kayırmanın karanlığında büyür gizli açlık. Baskı ve şiddet, zayıf halkaları daha da kırılgan kılar. Toplumun en sessiz çığlığıdır bu: içten içe kemiren, görünmeyen bir zincir.

Çocukların büyümesi yarım kalır, öğrenme açlığı derinleşir. Yaşlıların bağışıklığı çöker, hastaların direnci tükenir. Obezite ve yetersizlik, aynı çarpık düzenin iki yüzü olur.

Dal duruşuna boyun eğen yaprak suskularında,

Buza kesen yüreklerde donar çocuk sesleri ki;

Çaresizce sıcağı sönen tenlerde söz biter!

İnsanlar yok olurken, kaybeden insanlıktır!

Toprağın açlığı ile toplumun açlığı birleşir. Toprağa hakkı verilmezse, ürün de verimsizleşir. Ekolojik döngü bozulduğunda, insan ile toprak arasındaki bağ kopar. Gizli açlık, yalnızca insanı değil, doğayı da tüketir.

Çaresizlik nasıl vurur insanı bilir misin?

Ayağı dolaşır, eli düğümlenir, dili söner!

Döker yaprağını umut, düş soyunur hayallerini;

Geleceksiz kalır gelecek, silinir boynu bükük istemler!

Ama biz biliyoruz: Çözüm, sorun sahiplerinin doğru önderlik çizgisinde buluşmasıdır. Çözüm, adaletin sofrasını kurmaktır. Çözüm, toprağa hakkını, insana onurunu, topluma umudunu vermektir.

Ve biz haykırıyoruz:

Kurtuluş yok tek başına;Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Bu manifesto, yalnızca bir metin değil; bir çağrı, bir söz, bir yemin. Gizli açlığa karşı, adaletle, dayanışmayla, umutla. Toprağı doyurmak, insanı özgürleştirmek, geleceği kurmak için. İnsanlığın gereği olan barış, dostluk ve kardeşlik için…