Bu alışılmış bir söylem değil. Normal koşullarda sermaye devleti dense de o hal bir kapitalist yapıyı işaret eder. Kapitalist sistemde devlet, sermayenin devletidir. Bu gibi yapılarda, yasalar, kurumlar, kurallar, ilkeler ve teamüller vardır. İşin özü sınıfsal, olay ve olgular siyasal olmasına karşın bir uzlaşma ve dengenin varlığından söz edilebilir.
Sistem otoriterleşmeye başladığında; kayırmalar ve yandaşlık ön plana geçer. Bu süreçte ayrışmalar ve ötekileştirme kaçınılmazdır. Paylaşımda erk ayrımcılığı belirleyici olunca, adil paylaşımdan uzaklaşılır. Bu süreçte normal şansa şans tanınmaz. Sınav soruları çalınabilir, sınav sonuçlarında başarılı olan ve fakat yandaş olmayanlar mülakatta elenir. Aynı süreçte orta sınıf çözülür ve çöker. Oysa orta sınıf devletin omurgasını oluşturur. Yatırımlar, girişimler ve üretim bu kesim aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu süreç sermayenin devletini, hızla devletin sermayesini yaratmaya yöneltir. Aynı anda birden fazla değişken harekete geçirilince, değişim kaçınılmaz olur. Teşvikte kollama, vergide muafiyet gibi ayrıcalıklarla birlikte, atanmış aracılar ayrıcalıklı hale getirilir. Devletin sermayesini yaratabilmek için önce devletin kritik makamları ele geçirilmelidir. Devlet parti devletine dönüştürüldükten sonra, partinin de şahıs partisine dönüştürülmesi gerekebilir. Bu oluşumlardan sonrası, halkın anlatımıyla; “Çorap söküğü gibi gelir!” Aslında bu süreç bir yapım süreci değil, yıkım sürecidir.
Kendi sermayesini yaratan bir partinin uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar, tasarlanarak uygulanmış olabilir. Bu noktada özellikle altının çizilmesi gereken konu şu: Yönetemiyorlar veya beceremediler gibi söylemler geçersizdir. Gerçekte olan şu; kendi sermayesini yaratabilen oluşum tüm uygulamaları tamamen bir tercihle ilgili olabilir. Yani yönetemiyorlar değil, tasarladıkları gibi yönetiyorlar olabilir.
Yağmalama süreci, yabancılarla yerli işbirlikçiler ve karar vericiler çevresinde yoğunlaşır. Hukukun siyasileşmesi istendik kararlar üretilmesini kolaylaştırır. Yaratılan yandaş sermayeden aykırı hareket edenler olursa, Kemal Tahir’in dediği gibi: “Kurtlukta kanundur, düşeni yerler(!) Yaratılan devletin sermayesinden, aykırı hareket edenler kolayca yok edilir!... Bu gibi olaylar, toplumsal tepkileri törpülemek içindir. Halkın gazı dolaylı biçimde alınır.
Ne yazık ki, devletin sermayesi nelere nasıl sahip olduğunu bildiği için, fırsatını bulduğu an varlıklarını güvenli ortamlara taşır. Bu olgu, yaratılmış olan sermayenin güven ve güvence sorunu olduğunu gösterir.
Yoktan var edilmiş olanların, bir anda yok edilmesi her an olabilirlikler kapsamındadır. Bir yan bakmak bile yeter ve artar!... Kötülükte birleşenler, kişisel çıkarlar söz konusu olduğunda hemen ayrışabilir. İşin içinde olup, nelerin nasıl kotarıldığını bilenler; nelerin olabileceğini de tahmin edebilir…
Bütün bunlar olurken, ağır ağırda olsa muhalefet hareketlenmeye başlayabilir. Öncelikle muhalefetin oluşmasını ve birleşmesini engellemek için, tüm tuşlara birden basılır. Muhalefetin oluşmasını dahada önemlisi birleşmesini engellemek için tüm olanaklar; kanun ve kural tanımaksızın kullanılabilir! İşte bu nokta, “onu da yapamazlar” denen ve ne yazık ki, hiç beklenmeyenlerin yapıldığı bir sürece evrilir! Ne yazık ki, yasalara uyulmaması halinde harekete geçecek bir kurum ve yaptırım yok. Her şeye karşın, hak savunucuları yasal haklarını yine yasalara uygun biçimde kullanmalıdır. Barış her koşulda gözetilmesi gereken temel ilkelerden biridir. Eğer bu güzel vatanda birlikte yaşayacaksak; temel haklara ve yaşama saygılı olmamız gerekir!...