Derde der­man olmak

Akşam sa­at­le­rin­de bir ar­ka­da­şı­mız ile bu­luş­mak için nefes ne­fe­se koş­tu­ru­yo­ruz, bir­den ko­lu­mu­za bir ta­nı­dık girdi "-Baş­ka­nım bir da­ki­ka ne­fes­len, Seni sos­yal med­ya­dan takip edi­yo­rum, ile­ti­şim araç­la­rı va­sı­ta­sı ile her gün ya­zı­la­rı­nı oku­yo­rum, sanki dün­ya­nın bütün der­di­ni sen ta­şı­yor­muş­sun gibi bir psi­ko­lo­ji içe­ri­sin­de­sin lüt­fen bizi de düşün biraz ne­şe­len" diye ikaz edin­ce ken­di­si­ne " Şu an işim acele yarın sabah çay ıs­mar­la o arada bizde hem mem­le­ke­tin hemde bizim içe­ri­sin­de bu­lun­du­ğu­muz du­ru­mu sana tane tane an­la­tı­rız" de­dik­ten sonra ran­de­vu­mu­za ye­tiş­mek için kal­dı­ğı­mız yer­den ko­şuş­tur­ma­ya devam ettik.

He­ki­moğ­lu İsmail, “Der­di­mi se­vi­yo­rum” isim­li ese­rin­de

“Bah­çe­nin su­yu­nu kes­ti­ler, çi­çek­ler sordu, mey­ve­ler dö­kül­dü ve yap­rak­lar sa­rar­dı. Dünya di­ken­le­re kaldı.

Ka­pı­nın önüne gül dik­tim, sar­ma­şık ektim, gelip ge­çen­le­rin içi açıl­sın diye. İnsan­lar gül­le­ri ko­par­dı, hay­van­lar sar­ma­şık­la­rı yedi, ge­ri­ye yine di­ken­ler kaldı.

Hiç unut­mam, hasat mev­si­mi yak­la­şı­yor­du, mah­sul bol mu, boldu. Bir gün, bir sam yeli esti, yap­rak­lar sap­sa­rı oldu, mey­ve­ler bu­ruş­tu, di­ken­ler bay­ram edi­yor­du.

Fe­la­ket el ele, kol kola ge­li­yor­du: Bir başka zaman bulut gibi çe­kir­ge geldi, yeşil yap­rak­la­rın hepsi gitti, ge­ri­ye sa­de­ce di­ken­ler kal­mış­tı.

Ye­şi­le düş­man olan­lar, di­ken­le­re dost ol­muş­tu. Çiçek gibi in­san­lar gitti, iba­det mey­ve­le­ri dö­kül­dü, yem­ye­şil kül­tü­rü­mü­zü sam yeli aldı, son ka­lan­la­rı da kuzey rüz­gâr­la­rı don­dur­du, dünya di­ken­le­re kal­mış­tı.

Ol­ma­yan bah­çe­nin bah­çı­va­nı­nı bul­dum, onun ya­nı­na çırak gir­dim "Dert­ler­den dert, di­ken­ler­den diken beğen" dedi.

An­la­dım ki "Der­di­mi sev­mek­le işe baş­la­ma­lı­yım. Bir­den­bi­re iç dün­ya­mı bir çığ­lık do­laş­tı: "Çi­le­si­ni çek­me­di­ğin şey senin de­ğil­dir!"

Her­kes bir şeye sahip çı­kar­ken, benim pa­yı­ma DİN düş­müş­tü. O'na sahip çık­mak is­te­dim, bak­tım ateş! Elime aldım ya­nı­yor­dum, bı­rak­sam din­siz ka­la­cak­tım. İster is­te­mez "Der­di­mi sev­dim". diyor ve bizi bir di­yar­dan başka bir di­ya­ra sü­rük­lü­yor.

Bu kadar derdi olan in­sa­nı gör­dük­ten sonra çev­re­miz­de olup bi­ten­le­re anlam ve­re­bil­mek ger­çek­ten zor.

Her­ke­sin ken­di­si­ni haklı gör­dü­ğü, Bi­ri­nin di­ğe­ri­nin fik­ri­ne değer ver­me­di­ği, Özel­lik­le si­ya­set ko­nu­şul­du­ğu zaman in­sa­nı­mı­zın kar­puz gibi or­ta­dan ay­rıl­dı­ğı bir sü­reç­te bizde ken­di­mi­zi ola­bil­di­ğin­ce “de­ğer­siz” bu­lu­yor ve “dün­ya­nın kötü za­ma­nı­na kal­dık” diye ha­yıf­la­nıp du­ru­yo­ruz.

Şair Yıl­maz Oda­ba­şı

“Biz şimdi ölsek; en fazla kah­ve­de çay­lar soğur/

Yır­tı­lır öm­rü­mü­zün yalan tu­ta­nak­la­rı,/

Ka­de­ri­mi­zi yazan bem­be­yaz kağıt soğur./

Yak­maz yok­lu­ğu­muz kim­se­nin gün­le­ri­ni/

Üç günde solan, yalan bir keder soğur.”

şek­lin­de içi­mi­zi yakan di­ze­le­ri ile as­lın­da “Umur­san­mak yada Umur­san­ma­mak” gibi artık bizi terk eden in­sa­ni duy­gu­lar ile bir­lik­te bir nok­ta­da içe­ri­si­ne düş­tü­ğü­müz umut­suz­lu­ğun hangi bo­yut­lar­da ol­du­ğu­nu an­lat­ma­ya ça­lı­şı­yor.

Oku­yu­cu­la­rı­mız şu sı­ra­lar bizim ya­zı­la­rı­mı­za daha fazla du­yar­lı­lık gös­te­rip, ya­zı­la­rı­mı­zı oku­duk­tan sonra kendi pen­ce­re­le­rin­den yorum ya­pa­rak bir nok­ta­da bize yeni bir yol ha­ri­ta­sı çi­zi­yor­lar.

Dik­kat edi­yo­ruz yurt için­den yurt dı­şın­dan bize var olan tüm ile­ti­şim araç­la­rın­dan ula­şan oku­yu­cu­la­rı­mız “ Yahu ar­ka­daş öl­dür­dün bizi bu ara bütün ya­zı­la­rın dert dolu, sorun yu­ma­ğı dolu, bir der­din, bir sı­kın­tın varsa bizde bi­le­lim” diye sorup du­ru­yor­lar.

As­lın­da bizi “bu kadar dert­len­me, her şeyi sorun yapma” diye uya­ran dost­la­rı­mız­da umut­lan­mak adına fazla bir ar­gü­man­la­rı­nın ol­ma­dı­ğı­nı çok ama çok iyi bi­li­yor­lar.

Buna rağ­men ken­di­le­ri­ni sarıp sar­ma­la­yan bu kadar sı­kın­tı­ya rağ­men bizim gibi ka­na­at ön­der­le­rin­den iyim­ser­lik dolu öğüt bek­li­yor­lar.

Her sabah ekmek almak için fı­rı­na gi­ri­yo­ruz, sıcak ekmek alan­lar­dan çok bir ön­ce­ki gün­den kalan bayat ek­mek­le­ri daha ucuz fi­ya­ta al­ma­ya ça­lı­şan in­sa­nı­mı­zı gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Ma­na­va gi­di­yo­ruz, iş­ye­ri­nin sa­hi­bi bizi görür gör­mez “ Yük­sel Bey va­tan­daş yemek ye­mi­yor­mu, sat­mak için al­dı­ğı­mız seb­ze­le­ri ayık­la­mak­tan çöpe at­mak­tan bık­tık usan­dık, bu durum daha ne kadar devam edecek, yaz­sa­na bun­la­rı” de­di­ğin­de dert­le­ni­yo­ruz.

Haf­ta­da bir kont­rol için sağ­lık ku­ru­luş­la­rı­nın yo­lu­nu tu­tu­yo­ruz.

Sabah erken sa­at­ler­den iti­ba­ren der­di­ne der­man bu­la­bil­mek adına kuy­ru­ğa giren yüz­ler­ce bin­ler­ce va­tan­da­şı­mı­zın du­ru­mu­nu gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Ga­ze­te­ye gelen her on mi­sa­fi­ri­miz­den dokuz ta­ne­si “Oğlum as­ker­den geldi iş yok, Kızım iki üni­ver­si­te bi­tir­di iş bu­la­mı­yo­ruz, Allah rı­za­sı için yar­dım­cı ol” diyen va­tan­daş­la­rı­mı­zın ça­re­siz­li­ği­ni gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Emek­li­le­rin ge­çi­ne­me­di­ği­ni gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Kredi kartı do­la­yı­sı ile bütün var­lı­ğı­na haciz gelen dost­la­rı­mı­zı gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Evin­de aracı ol­du­ğu halde pa­ha­lı yakıt yü­zün­den ara­cı­nı ça­lış­tır­mak­tan kor­kan va­tan­daş­la­rı­mı­zı gö­rü­yor dert­le­ni­yo­ruz.

Bizde hal­kın or­ta­la­ma­sı­nı ya­şa­yan in­sa­nı­mı­zın ba­şa­rı­lar ile se­vi­nen on­la­rın üzün­tü­le­ri ile dert­le­nen bir medya men­su­bu ola­rak var olan bu olum­suz­luk­lar­dan na­si­bi­mi­zi ister is­te­mez alı­yo­ruz her­han­gi bir çözüm bu­la­ma­yın­ca da daha çok dert­le­ni­yo­ruz.

Sabah me­sa­inin baş­la­ma­sı ile be­ra­ber ol­du­ğu­muz mi­sa­fir­le­rin yü­zün­de­ki olum­suz ifa­de­le­ri gör­dü­ğü­müz­de on­la­rın ça­re­siz­li­ği­ne şahit ol­du­ğu­muz­da ken­di­le­ri­ni bu sar­mal­dan kur­ta­ra­cak bir elin ol­ma­dı­ğı da net­le­şin­ce bi­zim­de du­dak­la­rı­mız­dan “ Ölsek hiç kim­se­nin umu­run­da ol­ma­ya­ca­ğız” ifa­de­le­ri dö­kü­lü­yor.

Hal­bu­ki yaş­lı-genç-er­kek-ka­dın kim varsa dev­le­ti yö­ne­ten­le­rin ken­di­si­ni umur­sa­ma­sı­nı, yal­nız ol­ma­dı­ğı­nı his­set­tir­me­si­ni en zor an­la­rın­da bile ken­di­si­ne uza­na­cak bir güçlü elin hemen yanı ba­şın­da ol­ma­sı­nı talep edi­yor.

Ancak gel­di­ği­miz nok­ta­da va­tan­da­şı­mız artık ken­di­si­nin ka­de­ri­ne terk edil­di­ği­ni çıp­lak göz ile gör­dü­ğün­den bu ya­pı­nın de­ğiş­me­si­nin de kısa va­de­de müm­kün ol­ma­dı­ğı­nı bil­di­ğin­den “Biz ölsek kim­se­nin umu­run­da olmaz” di­ze­le­ri­nin ar­ka­sı­na sı­ğın­mak zo­run­da ka­lı­yor.

İşte bu nok­ta­da Yıl­maz Oda­ba­şı’nın

“Biz şimdi ölsek de­ği­şecek bir tek yeri var­dır dün­ya­nın/

Ana­mın ya­na­ğın­da bir yer ıs­la­nır,/

O da anca top­ra­ğa gi­rin­ce soğur…”

şek­lin­de­ki di­ze­le­ri her­kes için sı­ğı­nı­la­cak bir liman gibi hemen yanı ba­şı­mız­da du­ru­yor.

O andan iti­ba­ren her­kes gibi bizde ken­di­mi­zi umut­suz­luk daha da önem­li­si umur­sa­maz­lık dolu o li­ma­na at­ma­nın ve bir daha çık­ma­ma­nın he­sa­bı­nı ya­pı­yo­ruz.

Bu kadar olum­suz­luk içe­ri­sin­de dert­len­me­ye­lim de ne ya­pa­lım.?

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }