“Yazının bulunmasından günümüze kadar insanlar okuyup yazıyor” klişesiyle başlayan bir yazı yazmak istemiyorum. Çünkü o süreç çoktan bitti. Tarihsel olarak okuyan toplumlar ve okumayan toplumlar diye ayırmak en mantıklısı. Hatta okuyan kişiler ve okumayanlar diye de ayırabiliriz. İnsanın hayatla ilişkisi okumayla anlam kazanmıştır. Okumanın en önemli öznesi de kitaplardır. Kitaplar öyle sıradan şeyler değildir. Düşüncelerin, duyguların, hayallerin, çıkmazların, üzüntülerin, mutluluk ve mutsuzluk gibi insana özgü birçok şeyin topluma taşıyıcısıdırlar. Tarihe ışık tutan, yaşama yön veren ve insana dair hikâyelerin kayıt altına alındığı önemli vesikalardır. Özellikle roman, hikâye ve deneme.
Kiminin kitaba bakışı ders kitaplarından ibaretken kimisi de romancıların kaleminden dünyayı keşfeder. Hikâyeler; yazarların kaleminden duygu yüklü ifadelerle bizi edebiyatın o gizemli topraklarında farklı yolculuklara çıkarır. Zamanın ruhu, okumanın alışılagelmiş kurallarına neşter vurmuş olsa da halen kitaplar yazılıyor ve okunuyor. Zamanın kısıtlı olduğu günümüzde daha kısa, daha öz ve daha derinlikli kitaplar tercih ediliyor. Okuma koşulları otuz yıl öncesinden hatta on yıl öncesinden farklıdır. Burada sorun, çağdaş kurmacanın zamana nasıl uyarlanacağıdır. Tim Parks’ın ifadesiyle: ” Hiçbir sanat dalı tüketildiği koşullardan bağımsız var olamaz.”
Kurmacanın niteliği kadar uzun ve karmaşık kitaplar da eskisi gibi rağbet görmüyor. Bunun için daha çok zamana ve enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Elbette uzun kitaplar halen yazılıyor. Otobüslerde, metrolarda Yüzüklerin Efendisi okunuyor. Özellikle ergenler kalın fantastik romanları okumaya devam ediyor. Ancak ana akıma baktığımızda kitapların hacmi gittikçe küçülüyor. Bir bakıma Podcast’lere dönüşen bir sürece doğru gidiyoruz. Zaman, günümüzde daha önemli hale gelmiş. Bu nedenle kitaplar da bu süreçten nasibini alıyor. Çünkü ciddi okuma için gerekli konsantrasyon, odaklanma, yalnızlık ve sessizliğe ihtiyaç var. Çağımız bunlara pek imkân sağlamıyor.
Günümüzde yazılanlar eskinin halen yazma kuralları üzerine inşa edilmiş olsa da kurmaca zamana uyum sağlayarak kavramsal incelik, çağdaş anlatımsal mimari, sözdizimsel karmaşıklıktan uzak ve kısa bölümlere ayrılmış eserlerin sayısı da artıyor. Aslında yazınsal eserlerin belli bir protipten uzaklaşması giderek artıyor. Yeni yazma formları, türlerin iç içe girmesi ya da hiçbir türe girmeyen eserler yaygınlaşıyor. Bazı eleştirmenlerin itirazı olsa da edebiyat ancak böyle gelişir. Zaten yazmanın kökeninde kuralları esnetme ve farklı ifade şekline alan açan bir özgürlük dünyası vardır. Eğer böyle olmazsa özgün eserler nasıl ortaya çıkacak?
Okumaya zaman ayırmanın zorlukları günümüzde artıyor. Yazma koşulları ve eserleri yayımlama ise kolaylaşıyor. Yayınevlerinin artması, dijital platformlarda yazma imkânının oluşması, aslında yazma enflasyonu oluşturmuş durumda. Bunun iyi tarafı yazdıklarını yayımlama sorunu yok. Geçmişte yazarların hayat hikâyesine eklenen eserlerin yayınevleri tarafından reddedilme sorunu ortadan kalmış görünüyor. Büyük yayınevlerine ulaşmak zor olabilir. Ama birçok alternatif var. Andy Warhol’a atfedilen; “herkes bir gün on beş dakikalığına ünlü olacaktır” sözü kendini gerçekleştiriyor.
Eserlerin kalitesi artıyor mu sorusuna ise cevap vermek kolay değil. Tüketim arzusu hayatın her alanında boy gösteriyor. Edebiyat dünyası da bu gelişmelerden yeterince etkileniyor. Hayatın her aşamasındaki “kullan at” süreci; okuma ve yazma standartlarına da sirayet etmiş durumda. Fast food yiyecekler, günlük hayatta kullanılan birçok araç-gereç, insan ilişkilerindeki dalgalanmalar, arkadaşlıklar, nice değerler hatta duyguları tüketme biçimi gibi yeni alışkanlıklar edebiyatın da kurallarını değiştiriyor. Kaliteden çok tüketime yönelik kitaplar daha çok satılıyor. Bunun en bariz örneği son zamanlarda yayınevleri çok satılıyor diye habire çocuk kitapları basıyorlar. Çoğu pedagojik açıdan sorunlu ve birbirini taklit eden bu kitapların tüketimi aslında sektör açısından pek sağlıklı bir durum değil. Bunun yanında çok kaliteli ve orijinal kitaplar da yazılıyor. Fakat “ bestseller” diye tabir edilen kitapların çoğu yazın dünyasına nitelik kazandırmaktan uzaktır.
Bu durum adeta edebiyatın kodlarını değişiyor. Geçmişte de bu sorunlar vardı. Ancak günümüzde bu durum çığırından çıktı. Reklamlar, kamuoyu oluşturma ve iyi bir “piar” ile sinema sektöründe olduğu gibi yayın konusunda sınırlar iyice zorlanıyor. Klasik eserlerden çok gençler fantastik eserlere yöneliyor. Sonuçta edebiyat, zamanın ruhuna uygun ve asimetrik değişimin bir parçası olmaktan kurtulamıyor. Bu durum okuma yazma standartlarını başka bir yere taşıyor. Yapay zekânın devreye girmesiyle durum nereye evirilecek onu da zaman gösterecek…