ÇOCUKLUK EKRANA SIĞAR MI?

Sabah uyandığımızda ilk baktığımız şey çoğu zaman telefon ekranı oluyor. Gün içinde iletişimimizi, işlerimizi ve hatta dinlenme biçimimizi ekranlar aracılığıyla sürdürüyoruz. Çocuklarımız ise bu dijital dünyanın içine doğuyor. Onlar için ekran, sonradan öğrenilen bir teknoloji değil; yaşamın doğal bir parçası.
Tam da bu nedenle kendimize şu soruyu sormalıyız: Ekranlar çocuklarımızın gelişimini destekleyen bir araç mı, yoksa çocukluk deneyiminin önüne geçen görünmez bir engel mi?
Bir klinik psikolog olarak ailelerle yaptığım görüşmelerde son yıllarda en sık karşılaştığım konulardan biri ekran kullanımı. "Telefonu elinden bırakamıyor.", "Tableti alınca öfkeleniyor.", "Bizimle eskisi kadar konuşmuyor." gibi cümleler, birçok ailenin ortak kaygısını yansıtıyor.
Ekranlar çocukları kısa süreliğine oyalayabilir, eğlendirebilir ve doğru kullanıldığında öğrenmelerine katkı sağlayabilir. Ancak hiçbir dijital içerik, göz göze kurulan iletişimin, birlikte geçirilen kaliteli zamanın ve oyunun yerini tutamaz. Çocukların ruh sağlığını güçlendiren en önemli unsur, güvenli ve sıcak ilişkiler içinde büyüyebilmeleridir.
Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ve denetimsiz ekran kullanımının dikkat, uyku düzeni, duygu düzenleme ve sosyal beceriler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini gösteriyor. Özellikle sürekli değişen görüntüler ve kısa içerikler, çocukların bekleme, sabretme ve sıkılma becerilerini zayıflatabiliyor. Oysa sıkılmak, hayal kurmanın ve yaratıcılığın başlangıcıdır.
Özellikle sosyal medya kullanan çocuk ve ergenlerde bir başka risk de sürekli karşılaştırmadır. Beğeni sayıları ve kusursuz görünen yaşamlar, çocukların benlik algısını fark edilmeden etkileyebilir. Zamanla "Nasıl görünüyorum?" sorusu, "Ben kimim?" sorusunun önüne geçebilir.
Elbette teknolojiyi bütünüyle zararlı görmek doğru değildir. Eğitimden iletişime kadar pek çok alanda önemli fırsatlar sunmaktadır. Asıl mesele, ekranın çocuğun hayatındaki yeridir. Araç olmaktan çıkıp merkeze yerleştiğinde hem gelişim hem de aile içi ilişkiler bundan etkilenmeye başlar.
Belki de önce yetişkinler olarak kendi ekran alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz. Çünkü çocuklar öğütlerden çok örnekleri izler. Sürekli telefonuyla meşgul olan bir ebeveynin "Telefonu bırak." demesi beklenen etkiyi yaratmayabilir.
Bu nedenle ailelere çoğu zaman tek bir öneride bulunuyorum: Ekran süresini azaltmaya çalışırken birlikte geçirilen nitelikli zamanı da artırın. Birlikte yemek yiyin, oyun oynayın, yürüyüşe çıkın, kitap okuyun ya da sadece sohbet edin. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendilerini görülmüş, dinlenmiş ve değerli hissetmeleridir.
Bugün belki de sormamız gereken en önemli soru şudur: Çocuğumuz kaç saat ekran kullanıyor değil, bizimle kaç dakika gerçekten bağ kuruyor?
Teknoloji gelişmeye devam edecek. Ancak çocuklarımızın ruh sağlığını koruyacak en güçlü yatırım, ekranlara değil; ilişkilere yapılan yatırımdır. Çünkü güçlü çocuklar, yalnızca teknolojiyi iyi kullananlar değil; kendini güvende hisseden, duygularını ifade edebilen ve sevildiğini bilen çocuklardır.
Haftaya ruh sağlığımızı ilgilendiren başka bir konuda yeniden buluşmak dileğiyle…
Klinik Psikolog
Asuman Köseoğlu

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }