BARIŞ İÇİNDE VE BİR ARADA…

Barışın Evrensel İradesi ve İnsanlık Onuru

Barış, öz saygı, hoşgörü, uzlaşma, empati ve farklılıkların birlikteliğinin kabulünü zorunlu kılar. Bu niteliklerin içselleştirilmesi, barışın en sağlam güvencesidir. Barış istencinin sürekliliği, yalnızca dünya insanlık ailesinin değil, tüm varlıkların yararınadır. Bu nedenle, “çocuktan katil yaratan karanlıklar” sorgulanmalıdır. Çünkü özgür birey barışın temel öznesidir. Bireyden başlayan barış istemi, helezonik bir yol izler; başladığı noktaya, onu aşarak geri döner. Bu, güçlü bir ileri sıçratan geri besleme yansımasıdır.

Barış, yaşam sürdüğü sürece unutulmaması gereken üstün bir niteliktir. İnsanlığın hiç solmayan umutlarından biri, evrensel barışa ulaşabilmektir. Çünkü barış mutluluk demektir. Barış, insan ilişkilerinin yeniden düzenlenerek hukuka dayalı eşitlik temelinde kurumsal ve yasal güvencelere kavuşturulmasıdır. İnsanın kendisiyle, öteki insanlarla, tüm canlılarla ve doğayla barışık olması anlamına gelir. Aynı zamanda devlet örgütlülüğünün özgür iradi katılımcı eşitlerinin yarattığı kurumlar karşısında da eşitliğin her koşulda sürdürülmesidir.

Bu temel saptamalar doğrultusunda barış şöyle tanımlanabilir: Bireylerin, etnik ve dinsel toplulukların, ulusların ve tüm canlıların; varlıkları koruyan ve yeni yaşamlar üreten ortamlarla ilgili sorun ve çelişkileri insanlık onuruna yaraşır biçimde çözüme kavuşturma bilinç ve iradesi. Bu tanım, kaçınılmaz olarak küresel bir bakışı yansıtır.

Ne var ki küresel barışın önündeki en büyük engel, savaştan çıkar sağlayanlardır. Güç, her koşulda iktidarla ilişki kurma gereği duyar; sürekli olarak iktidara akarak varlığını güvenceye alır. Zaten güç, iktidar demektir. Bu nedenle savaş baronları var oldukça gerçek bir barıştan söz etmek güçleşir. Dahası, sınıfsal farklılıklar sürdükçe savaşların kaçınılmaz olduğu açıktır.

Barış, tüm insanlığın gözetim ve denetimine bırakılmıştır. Yaşamdan sonra gelen ama yaşamın insan onuruna yaraşır biçimde sürmesi için olmazsa olmazların başında yer alır. Dünya insanlık ailesinin en kaçınılmaz hak ve ödevlerinden biri, sürekli barışı tüm koşullarıyla sağlamak ve sürdürmektir.

Ancak unutulmamalıdır ki savaşa karar verenlerden ve onların işbirlikçilerinden barışçıl bir ortam yaratmaları beklenmemelidir. Çünkü savaştan çıkarı olanlar barışı değil, savaşların kaçınılmaz hale geldiği ortamları yaratmaktadır. Dar bir açıdan bakılmadığında bile savaşların kazananı olmadığı görülür. Çünkü savaşlardaki kayıp, sonuçta dünya insanlık ailesinin kaybıdır.

Yaşamak barışa barışa…

Barış, öz saygının sessiz yankısıdır; hoşgörünün sabırlı nefesi, uzlaşmanın ince dokusu, empatiyle örülmüş bir köprü ve farklılıkların birlikteliğini kabul eden bir bilgeliktir.

Bu nitelikler içselleştirildiğinde, barışın güvencesi doğar. Barış istenci, bireyden başlar; bir helezon gibi döner, başladığı noktaya ulaşır, ama her dönüşte kendini aşarak, daha güçlü bir yankıya dönüşür.

Barış, yaşamın unutulmaması gereken üstün niteliğidir. İnsanlığın hiç solmayan umudu, evrensel barışa kavuşmaktır. Çünkü barış, mutluluk demektir. Çünkü barış, insanın kendisiyle, ötekiyle, tüm canlılarla ve doğayla barışık olmasıdır.

Barış, devletin örgütlülüğü karşısında da eşitliğin sürmesidir; özgür iradelerin kurduğu kurumların bileşkesinde, her bireyin eşitliğini korumasıdır.

Ve işte tanım: Barış, bireylerin, toplulukların, ulusların ve tüm canlıların; varlıkları koruyan, yeni yaşamlar üreten ortamlarla ilgili sorunlarını insanlık onuruna yaraşır biçimde çözüme kavuşturma iradesidir.

Ama küresel barışın önünde engeller vardır. Savaştan çıkar sağlayanlar, gücü iktidara akıtarak varlığını güvenceye alanlar, barışın değil, savaşın efendileridir. Sınıfsal farklılıklar sürdükçe, savaşların kaçınılmazlığı da sürer.

Barış, insanlığın gözetimine bırakılmıştır. Yaşamdan sonra gelen ama yaşamı onurlu kılan, olmazsa olmazların başında yer alır. İnsanlığın en büyük ödevi, barışı sürekli kılmaktır.

Ve unutulmamalıdır: Savaşa karar verenlerden barış beklenmez. Çünkü onların çıkarı, savaşın sürmesindedir. Ama biz biliriz ki, savaşın kazananı yoktur. Her kayıp, dünya insanlık ailesinin kaybıdır. Barış insanlığın tek gerçek mirasıdır.