Didim’de yine bir “arsa” tartışması aldı başını gidiyor.
Konu ne? Söke Belediyesi Didim’den arsa almış.
Vay efendim nasıl almış?
Parası varmış, almış.
Yeri varmış takas yapmış.
“Paran varsa git sen de Söke’den al, Kuşadası’ndan al” diyeceğim ama…
Didim Belediyesinde para zaten yok, belediyemizin kasası desen ayrı bir hikâye.
Didim’de meclisten borçlanma yetkisi isteyen belediye başkanı, bu günden sonra genelde yatırım değil borç öder. Bu herkesin bildiği bir gerçektir. Ama iş Söke Belediyesi’nin aldığı arsaya gelince bir hassasiyet, bir refleks, bir itiraz dalgası…
İlginç olan ne biliyor musunuz?
Yıllardır Didim’de parsel parsel yer toplayan müteahhitlere karşı aynı yüksek desibelde bir muhalefet görmedik.
Onlar alınca “piyasa koşulları”…
Söke Belediyesi alınca “siyasi mesele”…
Daha da ilginci; Söke Belediyesi’nin CHP’li meclis üyeleri dahi bu karara EVET demiş.
Peki o zaman mesele ne?
Sayın Hatice Totik Gençay neden itiraz ediyor?
Söke Belediyesi parti değiştirmeseydi bu gün Hatice Totik Gençay ne yapardı?
Eğer mesele kamu yararıysa, kamunun malının yine kamu eliyle alınmasına neden bu kadar tepki?
Bu yerlerin çok daha değerlilerini özel sektör alırken ve sözde betonlaşmaya karşı olan Didim Belediyesi Başkanı hepsine inşaat ruhsatı veriyor, Söke Belediyesi alınca alarm zilleri çalmak neyin göstergesi?
Didim’de yıllardır şu tabloyu görüyoruz:
Müteahhit alınca “yatırım”.
Belediye alınca “tehdit”.
Oysa kamu malının kamuda kalmasından kim rahatsız olur?
Çok biliyordun maden belediye meclis den borçlandırma yetkisi alıp, Vakıflar arazisini alsaydınız?
Olmaz, niye olamaz derseniz.
Borçlandırma yetkisine dayanarak kredi al, sonra ihalelere harca ki herkes kazanasın.
Şimdi soralım:
Gerçekten Didim’in çıkarı mı savunuluyor, yoksa siyasi pozisyon mu alınıyor?
Eğer mesele şehir menfaatiyse, aynı tutarlılığı geçmiş satışlarda da görmek isterdik.
Yok eğer mesele siyasi refleksse, o zaman başlığa dönelim:
Arsalar bahane, siyaset şahane.
Didim’de arsa bitmez.
Ama güven, tutarlılık ve samimiyet kolay bulunmuyor.