Al­go­rit­ma­la­rın Gör­mez­den Gel­di­ği Acı­lar

Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu, Roma gibi, yüz­yıl­lar bo­yun­ca üç ana­ka­ra­ya ya­yıl­mış de­va­sa bir si­ya­sal var­lık­tır. Böyle bir mi­ra­sın, yal­nız­ca za­fer­ler­le değil, ye­nil­gi­ler­le; yal­nız­ca "övgü" ile değil, yan­lış­lar­la; yal­nız­ca "ku­ru­cu öy­kü­ler" ile değil, trav­ma­lar­la da anıl­ma­sı ka­çı­nıl­maz­dır.

Ama or­ta­da bir sorun var­dır ki son yıl­lar­da bu ta­rih­sel geç­miş; bel­gey­le tar­tı­şı­la­cak bir alan ol­mak­tan çıkıp, ulus­la­ra­ra­sı si­ya­set­te baskı ve pa­zar­lık di­li­nin bir par­ça­sı­na dö­nüş­tü­rül­mek­te­dir. Üs­te­lik yal­nız­ca ger­çek dün­ya­da değil; di­ji­tal dün­ya­nın, al­go­rit­ma­lar­la ku­ru­lan "sanal mah­ke­me­le­rin­de" de Os­man­lı Dev­le­ti ve bu dev­le­tin ar­dı­lı Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti acı­ma­sız­ca yar­gı­lan­mak­ta­dır.

Bugün "Er­me­ni Soy­kı­rı­mı" baş­lı­ğı çer­çe­ve­sin­de yü­rü­yen tar­tış­ma­lar, ço­ğun­luk­la "ta­ri­hi an­la­ma­ya ya da ger­çe­ği or­ta­ya çı­kar­ma­ya" değil, hüküm ver­me­ye, ger­çe­ği temel al­ma­dan yar­gı­la­ma­ya odak­la­nı­yor. Oysa tarih, hük­mü­nü özel­lik­le de böy­le­si ağır bir suç­la­ma­da slo­gan­la değil; arşiv, ta­nık­lık, bel­ge­sel kanıt ve yön­tem ile verir.

Daha da önem­li­si di­ji­tal çağda sorun, yal­nız­ca "ne oldu?" so­ru­su değil; "ne gö­rü­nür kı­lın­dı, ne gö­rün­mez kı­lın­dı?" so­ru­su­dur. Çünkü al­go­rit­ma­lar, nötr de­ğil­dir. Neden mi? Çünkü bi­ri­le­ri ko­nu­yu öne çı­ka­rır, baş­ka­la­rı aşağı iter. Ki­mi­le­ri acıyı sü­rek­li anım­sa­tır, ki­mi­le­ri "konu ya da gün­dem dışı" sayar. Ba­zı­la­rı top­lum­sal ha­fı­za­yı trend yapar, ba­zı­la­rı dip­not ola­rak ge­çiş­ti­rir. Hiç kuş­ku­suz bu uy­gu­la­ma­lar tarih ya­zı­mı de­ğil­dir; di­ji­tal çağa özgü dik­kat eko­no­mi­si­nin ha­fı­za si­ya­se­ti­dir.

El­bet­te ta­rih­te yal­nız­ca "biz" yokuz; ama yal­nız­ca "onlar" da yok. Dün­ya­nın her dev­let ge­le­ne­ği­nin si­ci­lin­de ka­ran­lık say­fa­lar var­dır; sa­vaş­lar, sür­gün­ler, kat­li­am­lar, bas­kı­lar var­dır. Ama bu­ra­da ince bir çizgi de var­dır; baş­ka­la­rı­nın acı­la­rı­nı anmak, bizim acı­la­rı­mı­zı azalt­maz ya da bizim acı­la­rı­mı­zı ko­nuş­mak da baş­ka­la­rı­nın­ki­ni yok etmez. Yine de di­ji­tal ik­lim­de sıkça gör­dü­ğü­müz yak­la­şım­da; acı­lar, bir­bi­ri­ni an­la­mak için değil; bir­bi­ri­ni sus­tur­mak için kul­la­nıl­mak­ta­dır. Öyle ki "Se­nin­ki ko­nu­şu­lu­yor­sa be­nim­ki ko­nu­şul­ma­sın" ya da "be­nim­ki­ni söy­lü­yor­san se­nin­ki yok" gibi bir dil… Oysa ada­let duy­gu­su, ya­şa­nan acı­la­rın ya­rış­tı­rıl­ma­sın­dan değil, ger­çe­ğin ço­ğul­lu­ğun­dan bes­le­nir.

Ama neden bazı tra­je­di­ler "ev­ren­sel", ba­zı­la­rı "gö­rün­mez" sa­yı­lır? Dünya ka­mu­oyu, ta­rih­te­ki büyük fe­la­ket­le­ri ko­nu­şur; Nazi soy­kı­rı­mı, savaş suç­la­rı, büyük sür­gün­ler… Bun­la­rı ko­nuş­mak el­bet­te in­san­lık gö­re­vi­dir. Ama şu so­ru­yu da sor­ma­dan ede­mi­yo­ruz. Ör­ne­ğin En­gi­zis­yo­nun Müs­lü­man­la­ra ve Ya­hu­di­le­re uy­gu­la­dı­ğı vah­şet neden aynı yo­ğun­luk­ta ha­tır­lan­maz? Uk­ray­na'da ya­şan­mış olan Ho­lo­do­mor, kimi di­ji­tal akış­lar­da neden "tar­tış­ma­lı dip­not" ola­rak ge­çiş­ti­ri­lir? Uygur Türk­le­ri­nin ya­şa­dık­la­rı neden ço­ğun­luk­la je­opo­li­ti­ğin gü­rül­tü­sün­de bo­ğu­lur? Neden Bosna'da Av­ru­pa'nın gö­be­ğin­de ya­şa­nan­lar "kısa bir haber ar­şi­vi"ne in­dir­ge­nir? Ame­ri­ka kı­ta­sı­nın yerli halk­la­rı­nın sis­te­ma­tik yok edi­li­şi niçin po­pü­ler kül­tür­de "uzak bir geç­miş" ola­rak gün­dem dışı bı­ra­kı­lıp, üzeri ör­tü­lür? Bu so­ru­la­rın ya­nı­tı, çoğu kez "ta­ri­hin ken­di­si" değil; ta­ri­hin nasıl kul­la­nıl­dı­ğı, kü­re­sel ka­mu­sal alana nasıl pa­zar­lan­dı­ğı, ger­çek­le­ri ob­jek­tif değil de sub­jek­tif (özen­le/ken­di­ne göre) kimin an­lat­tı­ğı ve di­ji­tal dün­ya­da hangi an­la­tı­nın daha çok do­la­şı­ma so­kul­du­ğu ile il­gi­li­dir.
Bugün Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti, Os­man­lı dö­ne­mi­ne iliş­kin tar­tış­ma­lar üze­rin­den ulus­la­ra­ra­sı alan­da sıkça "mah­kûm edil­mek is­te­nen" bir ko­nu­ma iti­li­yor. Da­ha­sı geç­mi­şe iliş­kin ta­rih­sel bir dönem; gü­nü­mü­zün si­ya­sal he­sap­laş­ma­la­rı­na olum­suz bağ­lam­da da­ya­nak ya­pıl­mak is­te­ni­yor. Do­la­yı­sıy­la Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Dev­le­ti; ulus­la­ra­ra­sı alan­da tek yönlü bir yar­gı­la­ma, sor­gu­la­ma gi­ri­şim­le­riy­le eti­ket­le­nip, dış­lan­ma düz­le­mi­ne iti­li­yor.

Oysa tarih, bir mah­ke­me sa­lo­nu de­ğil­dir; hele hele di­ji­tal plat­form­lar, asla adil bir yar­gıç ola­maz. Al­go­rit­ma­la­rın di­liy­le ya­zıl­mış bir tarih, ger­çe­ğin değil, gücün di­li­dir. Bugün bir top­lu­mun ha­fı­za­sı, bir baş­ka­sı­nın si­ya­si ajan­da­sı­nın kur­ba­nı edi­li­yor­sa; bir acı gö­rü­nür kı­lı­nır­ken bir baş­ka­sı sis­te­ma­tik ola­rak si­li­ni­yor­sa, orada ada­let­ten değil, ik­ti­da­rın yeni te­za­hü­rün­den söz ede­riz. Ta­rih­sel ger­çek­ler, ne bir trend lis­te­si­nin te­pe­si­ne tır­ma­na­rak haklı çıkar, ne de bir arama mo­to­ru­nun ka­ran­lık say­fa­la­rın­da kay­bo­la­rak yok olur. Onlar, sa­bır­la bek­ler; bel­ge­le­rin tozlu raf­la­rın­da, ta­nık­la­rın ses­siz çığ­lık­la­rın­da, ar­şiv­le­rin yo­rul­mak bil­me­yen satır ara­la­rın­da... Bu­ra­da önem­li olan; di­ji­tal çağın gü­rül­tü­sün­de bu ses­siz­li­ği du­ya­bil­mek, al­go­rit­ma­la­rın da­yat­tı­ğı unu­tu­şa karşı ha­fı­za­yı diri tu­ta­bil­mek­tir. Çünkü unut­ma­ya­lım ki, bir mil­le­tin acı­sı­nı gör­mez­den gelen al­go­rit­ma, o mil­le­tin ge­le­ce­ği­ni de ipo­tek al­tı­na alır ve hiç­bir kod, bir vic­da­nın ye­ri­ni tu­ta­maz.
Hiç kuş­ku­suz geç­miş­te ya­şa­nan­lar olum­lu ya da olum­suz yön­le­riy­le ko­nu­şul­ma­lı, tar­tış­ma­ya açıl­ma­lı­dır ama ger­çek­le­re ulaş­ma, ger­çe­ği bulma ara­yı­şı, "önce hüküm, sonra delil" yön­te­miy­le değil, ar­şiv­ler açı­la­rak, ob­jek­tif ta­nık­lık­lar, kar­şı­laş­tır­ma­lı tarih ça­lış­ma­la­rı, ba­ğım­sız araş­tır­ma­lar ile ya­pıl­ma­lı­dır. Bunun dı­şın­da ileri sü­rü­len tek yönlü, ta­raf­lı, düş­man­ca söy­lem­ler; bi­lim­sel cid­di­yet­ten uzak, yal­nız­ca düş­man­lık ve ça­tış­ma üre­ten gi­ri­şim­ler ol­mak­tan bir adım öteye ge­çe­mez. Do­la­yı­sıy­la ta­rih­sel ger­çek­ler, ya­şa­nan acı­la­ra iliş­kin olay­la­rın; yar­gı­la­ma­sı, sor­gu­la­ma­sı, yaf­ta­la­ma­sı ke­sin­lik­le al­go­rit­ma­la­ra bı­ra­kıl­ma­ya­cak kadar önem­li­dir. Bu bağ­lam­da di­ji­tal çağın büyük teh­li­ke­si ola­rak top­lum­sal ya da ta­rih­sel ha­fı­za­nın; ger­çek ar­şiv­ler­den kay­nak­lan­ma­dan ve di­ji­tal çağın efen­di­le­ri­nin yaz­mak is­te­di­ği ger­çek dışı "sözde" ta­rih­sel olay­la­rın al­go­rit­ma­la­ra yük­len­me­si yan­lış­tır, hak­sız­lık­tır, say­gı­sız­lık­tır.

El­bet­te ki ta­rih­sel ger­çek­ler, ya­şa­nan­lar; ne yal­nız­ca övünç kül­li­ya­tı­dır, ne de tek ta­raf­lı ya da at göz­lü­ğüy­le ta­ri­he ba­kı­la­rak yanlı ya­zıl­mış bir suç dos­ya­sı­dır. Tarih, ço­ğun­luk­la aynı anda hem tra­je­di hem ders, hem yüz­leş­me hem de ona­rım çağ­rı­sı­dır. Unut­ma­ya­lım ki ta­rih­sel ger­çek denen olgu; yal­nız­ca ba­ğı­ra­nın değil, bel­gey­le ko­nu­şa­nın ya­nın­da durur. Buna kar­şın ta­rih­sel ger­çek­ler al­go­rit­ma­lar­da "kim daha gö­rü­nür" ya da "kim yer alır­sa" o hak­lı­dır al­gı­sı; yal­nız­ca ya­nıl­gı­la­ra, ger­çek dışı yar­gı­la­ra neden olur. Çünkü al­go­rit­ma­la­rın se­çi­ci ha­fı­za­sı, ada­let üret­mez; pro­pa­gan­da üre­tir ve pro­pa­gan­da, en çok da ge­le­ce­ği kir­le­tir; ka­ra­la­nan kişi, kurum ya da dev­let kim varsa on­la­ra zarar verir ve on­la­rın ulus­la­ra­ra­sı alan­da hak­sız­lı­ğa uğ­ra­ma­sı­na neden olur. Kuş­ku­suz ta­rih­te ya­şa­nan acı­la­rı, yan­lış­la­rı unut­mak, bu olay­la­ra neden olan­la­rı ba­ğış­la­mak de­ğil­dir ama ya­şa­nan­la­ra yanlı, ta­raf­lı ba­ka­rak yal­nız­ca bir ta­ra­fı suç­la­ma­ya kal­kış­mak; ta­rih­sel ger­çek­le­ri anmak değil, düş­man­ca pro­pa­gan­da­dır. Ne yazık ki di­ji­tal çağda ob­jek­tif­lik­ten uzak yük­len­miş al­go­rit­ma­lar; yanlı, yar­gı­la­yı­cı, ger­çek­le­ri yok sayan, da­ha­sı düş­man­ca söy­lem­le­riy­le bu iş­le­vi sür­dür­mek­te­dir­ler.