18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sür­gü­nü: Türk Ta­ri­hi­nin Bit­me­yen Acısı

Giriş
18 Mayıs 1944 ta­ri­hi, yal­nız­ca Kırım Türk­le­ri için değil, bütün Türk dün­ya­sı için derin bir acı­nın ve büyük bir in­san­lık tra­je­di­si­nin sem­bo­lü­dür. Sov­yet yö­ne­ti­mi­nin al­dı­ğı ka­rar­la yüz bin­ler­ce Kırım Tatar Türkü, bir ge­ce­de ata yurt­la­rın­dan ko­pa­rı­la­rak hay­van va­gon­la­rı­na dol­du­rul­muş; kadın, çocuk, yaşlı ay­rı­mı ya­pıl­mak­sı­zın Orta Asya’nın çöl­le­ri­ne ve sür­gün böl­ge­le­ri­ne gön­de­ril­miş­tir. Bu sür­gün; sa­de­ce bir göç ha­re­ke­ti değil, sis­tem­li bir kim­lik yok etme gi­ri­şi­mi, kül­tü­rel ha­fı­za­yı silme ope­ras­yo­nu ve in­san­lık vic­da­nın­da ka­pan­ma­yan bir yara ol­muş­tur.
Ara­dan geçen 82 yıla rağ­men Kırım Ta­tar­la­rı­nın ya­şa­dı­ğı acı­lar hâlâ ha­fı­za­lar­da­ki ye­ri­ni ko­ru­mak­ta­dır. Çünkü 18 Mayıs 1944, yal­nız­ca geç­miş­te ya­şan­mış bir tra­je­di değil; Türk mil­le­ti­nin ortak ta­ri­hin­de unu­tul­ma­ma­sı ge­re­ken bir ibret ve­si­ka­sı­dır.

Kırım’ın Ta­ri­hî ve Türk Kim­li­ği
Kırım, yüz­yıl­lar bo­yun­ca Türk yurdu olmuş st­ra­te­jik bir coğ­raf­ya­dır. Altın Orda Dev­le­ti’nin mi­ra­sı üze­ri­ne ku­ru­lan Kırım Han­lı­ğı, uzun yıl­lar bo­yun­ca Türk-İslam me­de­ni­ye­ti­nin Ka­ra­de­niz’deki en önem­li mer­kez­le­rin­den biri ol­muş­tur. Özel­lik­le Gazi Giray Han ve İsmail Gas­pı­ra­lı gibi şah­si­yet­ler, Türk dün­ya­sı­nın kül­tü­rel ve fikrî ge­li­şi­mi­ne büyük kat­kı­lar sağ­la­mış­tır.
1783 yı­lın­da Çar­lık Rus­ya­sı’nın Kırım’ı işgal et­me­siy­le bir­lik­te böl­ge­de­ki Türk var­lı­ğı sis­te­ma­tik bas­kı­lar­la karşı kar­şı­ya kal­mış­tır. Ancak bütün bas­kı­la­ra rağ­men Kırım Tatar Türk­le­ri di­li­ni, di­ni­ni, kül­tü­rü­nü ve millî kim­li­ği­ni ko­ru­ma­yı ba­şar­mış­tır.
Ne var ki Sov­yet dö­ne­min­de uy­gu­la­nan ağır po­li­ti­ka­lar, özel­lik­le II. Dünya Sa­va­şı yıl­la­rın­da daha sert ve yı­kı­cı bir hâl al­mış­tır.

18 Mayıs 1944: Sür­gü­nün Baş­lan­gı­cı
Sov­yet li­de­ri Josef Sta­lin’in em­riy­le 18 Mayıs 1944 ge­ce­si NKVD bir­lik­le­ri Kırım Tatar köy­le­ri­ni ku­şat­tı. İnsan­la­ra yal­nız­ca bir­kaç da­ki­ka için­de ev­le­ri­ni terk et­me­le­ri em­re­dil­di. Yan­la­rı­na çok az eşya al­ma­la­rı­na izin ve­ril­di. Bin­ler­ce aile, sa­ba­ha karşı silah zo­ruy­la tren is­tas­yon­la­rı­na gö­tü­rül­dü.
Ka­dın­lar, ço­cuk­lar, has­ta­lar ve yaş­lı­lar gün­ler­ce ha­va­sız hay­van va­gon­la­rın­da susuz ve aç şe­kil­de ta­şın­dı­lar. Yol­cu­luk sı­ra­sın­da sal­gın has­ta­lık­lar, açlık ve kötü şart­lar ne­de­niy­le bin­ler­ce insan ha­ya­tı­nı kay­bet­ti. Ce­set­le­rin çoğu zaman tren­ler­den yol ke­nar­la­rı­na bı­ra­kıl­dı­ğı an­la­tıl­mak­ta­dır.
Sov­yet yö­ne­ti­mi, Kırım Ta­tar­la­rı­nı top­lu­ca “hain” ilan et­miş­ti. Ancak ta­ri­hî ger­çek­ler gös­ter­mek­te­dir ki bu suç­la­ma, bütün bir mil­le­ti ce­za­lan­dır­ma­ya yö­ne­lik si­ya­sî bir ba­ha­ne­den iba­ret­ti.
Araş­tır­ma­la­ra göre sür­gün edi­len­le­rin sa­yı­sı yak­la­şık 200 binin üze­rin­dey­di. İlk yıl­lar­da nü­fu­sun büyük bir kısmı açlık, has­ta­lık ve ağır ça­lış­ma şart­la­rı ne­de­niy­le ya­şa­mı­nı yi­tir­miş­tir. Bu durum, bir­çok ta­rih­çi ta­ra­fın­dan etnik te­miz­lik ve kül­tü­rel soy­kı­rım ola­rak de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir.

Sür­gün­de Ya­şa­nan İnsan­lık Dramı
Sür­gün edi­len Kırım Tatar Türk­le­ri başta Öz­be­kis­tan olmak üzere Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin fark­lı böl­ge­le­ri­ne da­ğı­tıl­dı. Sür­gün böl­ge­le­rin­de “özel yer­le­şim­ci” sta­tü­sü al­tın­da ağır gö­ze­tim al­tın­da ya­şa­mak zo­run­da bı­ra­kıl­dı­lar.
Kırım Ta­tar­la­rı­nın:

* Ana dil­le­ri­ni kul­lan­ma­la­rı sı­nır­lan­dı­rıl­dı,
* Millî kim­lik­le­ri inkâr edil­me­ye ça­lı­şıl­dı,
* Ta­ri­hî eser­le­ri tah­rip edil­di,
* Köy ve şehir isim­le­ri de­ğiş­ti­ril­di,
* Me­zar­lık­la­rı yok edil­di.


Bütün bun­la­ra rağ­men Kırım Tatar Türk­le­ri millî ha­fı­za­la­rı­nı ko­ru­ma­yı ba­şar­dı. Sür­gün­de doğan ne­sil­ler bile vatan sev­gi­si­ni kay­bet­me­di. “Bir gün ye­ni­den Kırım’a dönme” ül­kü­sü ne­sil­den ne­si­le ak­ta­rıl­dı.

Millî Mü­ca­de­le ve Kırım’a Dönüş Ha­re­ke­ti
Mus­ta­fa Ab­dül­ce­mil Kı­rı­moğ­lu başta olmak üzere bir­çok Kırım Tatar ay­dı­nı ve dava in­sa­nı, Sov­yet bas­kı­sı­na rağ­men yıl­lar­ca hak mü­ca­de­le­si yü­rüt­tü. Özel­lik­le 1960’lı yıl­lar­dan iti­ba­ren yük­se­len millî ha­re­ket, sür­gü­nün dünya ka­mu­oyu­na du­yu­rul­ma­sın­da et­ki­li oldu.
Sov­yet­ler Bir­li­ği’nin da­ğıl­ma sü­re­cin­de Kırım Ta­tar­la­rı­nın önem­li bir bö­lü­mü ata yurt­la­rı­na geri dön­me­ye baş­la­dı. Ancak dönüş sü­re­ci de büyük zor­luk­lar, eko­no­mik sı­kın­tı­lar ve si­ya­sî bas­kı­lar için­de ger­çek­leş­ti.
Bugün dahi Kırım me­se­le­si yal­nız­ca ta­ri­hî bir konu değil; Türk dün­ya­sı­nın ve ulus­la­ra­ra­sı si­ya­se­tin önem­li me­se­le­le­rin­den biri ol­ma­yı sür­dür­mek­te­dir.

Türk Dün­ya­sı­nın Ortak Ha­fı­za­sın­da Kırım
18 Mayıs sür­gü­nü, Türk mil­le­ti­nin ha­fı­za­sın­da si­lin­me­yecek bir acı­dır. Çünkü Kırım’da ya­şa­nan­lar yal­nız­ca bir hal­kın sür­gü­nü değil; bir mil­le­tin ta­ri­hi­ne, kül­tü­rü­ne ve kim­li­ği­ne yö­ne­lik büyük bir sal­dı­rı­dır.
Kırım Tatar Türk­le­ri bütün bas­kı­la­ra rağ­men:

* Türk kim­li­ği­ni ko­ru­muş,
* İnan­cın­dan vaz­geç­me­miş,
* Vatan sev­gi­si­ni kay­bet­me­miş,
* Millî bir­lik ru­hu­nu ya­şat­mış­tır.


Bu yö­nüy­le Kırım sür­gü­nü, aynı za­man­da Türk mil­le­ti­nin di­re­niş ira­de­si­nin de sem­bol­le­rin­den biri hâ­li­ne gel­miş­tir

Sonuç
18 Mayıs 1944’te ya­şa­nan Kırım Tatar Sür­gü­nü, in­san­lık ta­ri­hi­nin en acı toplu sür­gün­le­rin­den bi­ri­dir. Masum in­san­la­rın yal­nız­ca kim­lik­le­ri ne­de­niy­le va­tan­la­rın­dan ko­pa­rıl­ma­sı; vic­dan­lar­da ka­pan­ma­yan derin ya­ra­lar aç­mış­tır.
Bugün biz­le­re düşen görev; bu acı­la­rı unut­ma­mak, unut­tur­ma­mak ve ta­rih­ten ders çı­kar­mak­tır. Çünkü geç­mi­şi­ni unu­tan mil­let­ler, ge­le­ce­ği­ni ko­ru­ya­maz.
Sür­gü­nün 82. yı­lın­da; yurt­la­rın­dan ko­pa­rı­lan, sür­gün yol­la­rın­da ha­ya­tı­nı kay­be­den bütün Kırım Tatar Türk­le­ri­ni rah­met, min­net ve say­gıy­la anı­yo­ruz.
"Ey güzel Kırım! Sen yal­nız bir top­rak par­ça­sı değil, Türk mil­le­ti­nin ha­fı­za­sın­da ya­şa­yan bir va­tan­sın.”

Mavi Didim’in de­ğer­li oku­yu­cu­la­rı, tarih sa­de­ce geç­mi­şin ay­na­sı değil, ge­le­ce­ğin pu­su­la­sı­dır. Biz­ler de bu pu­su­la­yı iyi oku­ma­lı, ta­ri­hi­mi­ze, ec­da­dı­mı­za ve on­la­rın bize bı­rak­tı­ğı onur­lu mi­ra­sa sahip çık­ma­lı­yız.
Bir son­ra­ki ya­zı­mız­da bu­luş­mak di­le­ğiy­le...
Ne mutlu Türk’üm di­ye­ne! Son­suz Sevgi ve Say­gı­la­rım­la

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }