YETER ARTIK! « Mavi Didim Gazetesi

23 Haziran 2021 - 03:24

YETER ARTIK!

YETER ARTIK!
Son Güncelleme :

13 Nisan 2021 - 16:50

428 views

YETER ARTIK!

Sadece fiyatlar artmıyor; gelirler azalırken fiyatlar artıyor! Yani, kırılmalara çökmeler eşlik ediyor(!) Çözülmelerle çürümeler iç içe geçmiş! Artan işsizlikle birlikte yoksulluk da artıyor. Bu olumsuzluklar sonucunda; gözle görülür ve elle tutulur hale geldi açlık!

Sorumsuzluklardan kaynaklanan sorunlar artınca, yaşamın her alanından “Yeter artık isyanları duyulur oldu. Birinci sırada ekonomi yer alıyor. On milyonu aşan işsizlik var(!) fiyat artışları yoksulluğu yaygınlaştırıyor. Toplumsal dayanışma kaçınılmaz olarak azalıyor. Sağlıktaki sorunlar, baş edilmez hale geldi; her gün yüzlerce vatandaşımız yaşamını yitiriyor! Eğitimde çocuklarımız yaklaşık olarak iki yıl kaybettiler.

Bütün bu olanlar, kaynak yetersizliği ile ilgili değil. Mevcut kaynakların kullanımı ve gelir dağılımı toplum yararına değil. Belirleyici olan siyasi tercihtir. Bu tercih, ülke yararına değil; kişi veya grupların çıkarları doğrultusunda kullanılıyor. Siyasetçiler sadece yaptıklarından dolayı değil, yapmaları gerekirken yapmadıklarından dolayı da sorumlu sayılırlar. Bu sorumluluğu onlara, vatandaşlar en uygun yasal yol ve yöntemlerle hatırlatırlar.

Neden sonuç ilişkileri yaşantıları etkiler. Nedenlerde etkili olan değişkenler demeti ve en az bir başat değişken olur. Sonuçlar, nedenlerin belirlediği hal ve durumlardır. Her sonuç, bir veya birden çok olayın nedeni olur. Bu doğal akış, bir neden sonuç ilişkileri zincirini oluşturur. Olay ve olgulardaki neden ve sonuç ilişkilerini kurmak; sağlıklı, tutarlı ve bilimsel düşünmenin nedeni olur. Bu ilişkileri kurmak, ne zaman, nasıl, niçin ve neden sorularının yanıtlanmasını kolaylaştırır. Ekmek fiyatları arttığında, fırıncıya veya bakkala kızmak, kolaya kaçarken gerçeklikten uzaklaşmaktır. Yaşamsal maddelerdeki ölçüsüz fiyat artışları, özünde sınıfsal ve siyasi bir tercihin sonucudur! Bu ve benzeri tercihler kavrandığında, özgür birey olma yoluna girilir. Yönetime katılmanın anlam ve önemi de kavranmış olur. Yönetime katılmak, yaşama ve kendi yaşamına ilişkin çözümler üretmektir. Kendi yaşamına ilişkin konularda söz ve karar sahibi olmayanlar kaçınılmaz olarak; başkaları tarafından kendileri için belirlenmiş olan yaşamların tutsağı olurlar! Bu nedenle yönetenler irdelenirken, yönetim biçimleri de dikkate alınmalıdır.

Kendini her şey sananlar, hiçbir şey olmayanları yönetirken hiç zorlanmamaktadırlar. Hiçbir şeylere her şey olabilir ve bundan hiç kimse sorumlu olamaz! Kontrol edilemeyen doğa olaylarından dolayı yaşanan can kayıpları doğal ve sıradan olarak kabullenilir. Önlem olarak yapılması gerekirken yapılmayanlardan dolayı da kimse suçlanamaz(!) Bütün bu olumsuzluklar, aklın ve mantığın devre dışı bırakıldığı; onun yerine inanma ve itaatin konduğu bir çağdışı yapıyı işaret eder.

İstedikleri için olmazların olmadığı ve çevresinde olanların sadece kendisinin hizmetinde olduğuna inanmak ve buna onları da inandırmak inanılır gibi değil. Kendilerinin, inandıkları gibi yaşamalarının doğal olduğu ve fakat, çevresindekilerle ötekilerinde onların istediği gibi yaşamaları gerektiğine inanılmaktadır(!) Gerçeklerle bağdaşmayan bir yaşam biçimi, taşınamayacak kadar ağırdır!

Muktedirlik, istediklerine sahip olma ayrıcalığıdır. Aynı zamanda, muktedir olmak; adil olmayan paylaşımlarla, gerçek hak sahiplerini haklarından yoksun bırakmaktır!

Yönettiklerini eşit olarak görmeyenler adil olamaz! Onlarla birlikte iken, olağan sayılabilecek süreçlerden sonra yönetir konuma ulaştığını anımsayanlar geride bıraktıklarını anlama olanağına sahiptirler. Geçmişini anımsamayanlar, içinden çıktıkları yapıdan koparak uzaklaşırlar. Adına yönettiklerinden kopanlar, adil yönetimden de uzaklaşırlar.