YENİ SINIFLAR. « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 22:10

YENİ SINIFLAR.

YENİ SINIFLAR.
Son Güncelleme :

04 Haziran 2021 - 16:42

75 views

YENİ SINIFLAR.

Toplumda farklıları olan ve farklı benzerlerden oluşan bir yapı sınıf denmektedir. Benzerlikteki ortak paydaları şöyle saptayabiliriz; bireyin toplumsal konumu(prestij), toplumla ilişkileri, iş alanları, sahip oldukları varlıklar(üretim araçları ve kaynakları). Bir toplumsal sınıfın var olması ve varlığını sürdürebilmesi için; yasal ve kurumsal yapıların yanı sıra, değerlerin oluşması ve toplumsal rızanın varlığına gerek duyulur. Bu değerlerin güvenli ve sürekli olması bir sınıfın varlığı için zorunludur. Kısa süreli oluşumlar arızi olup, genel durumu etkileyemez konumdadır. Akarlar normal yatağına döndüğü zaman, toplum kaldığı yerden yoluna devam eder. Buna karşın, kayıplar öncelikle muhataplarını ve sonuçları itibariyle de toplumu etkiler(!)                                                                                                                                                                                          Öteki sınıflar olmadan var olamayacak olan sınıftır ruhbanlar. Kendi başına sınıf olamayan, ancak her koşulda güçlülerin yanında yer alan ve onların varlıklarını sürdürebilecekleri iklimi yaratanlardır onlar. Kendisi için sınıf olamayan bu kesim, öteki iki sınıfın oluşumundan sonra varlık bulan bir asalak kesimdir!

Varlık sürdürmedeki zorunluluklar sınıf aidiyetini işaret eder. Emekçiler, üretenlerdir. Sermaye, düzenlediği organizasyonlar aracılığıyla üretilenlere el koyanlardır. Ruhbanlar, soyut varlıklarla somut varlıklara(değerlere) el koymanın kolaylaştırıcısı olduğu için; el konan üretim gelirlerinden pay alırlar. Yani, yırtıcı parçalar, ganimetten başkaları da yararlanır(!)

Sınıf olgusunun temelinde farklılıklar var. Farklılıkları benzer olanlar bir toplumsal katman oluştururlar. Aslında farklılıkları belirleyen, üretim araçları sahipliğidir. Buna karşın, paylaşım biçimi de önemli bir belirleyendir. Paylaşım biçiminde söz sahibi olanlar, farklılıklarında belirleyeni olurlar.

Güvenli ve sürekli bir ekonomik güce sahip olan; kültürel ve toplumsal açıdan konumunun bilincinde olan; aynılar arasında bile rekabetin varlık nedeni olduğunu gören bireyler topluluğu sınıf tabanını oluştururlar. Bu aynı zamanda bir ideolojisi olan ve buna bilinçli olarak sahip çıkan kişiler topluluğudur.

Sınıflar olgusu, varlık sürdürmek için gerek duyulan kaynaklarla olan ilişkiler dolayımında şekillenmektedir. Bu oluşumda süreklilik ve kurumsallık çok önemlidir. Kurumsallaşan yapı, hukuki dayanağını ve ilkeleriyle birlikte yönetim biçimini belirler. Bu oluşumlar hukukun üstünlüğü ile, çağdaşlıkla(laiklik) ve demokratiklikle bağdaşır mı? Hiç kuşkusuz, bağdaşmaz. Bu nedenle yeni oluşan sınıfların kalıcılığından söz etmek güçleşir. Özellikle kaybedenler kesiminde biriken öfke dalgalarının, tüm engelleri yıkarak yerle bir etmesi her an için gündeme taşınabilir. Şimdi kulağı geçen boynuzların oluşumuna bakalım; eş zamanlı gelişen ruhbanlar ve aracılar sınıfı hangi dinamiklere dayanmaktadır?

Vikipedi, ruhbanları, niteliklerini ve ortak özelliklerini şöyle sıralıyor:

  • Ruhban sınıfı, özel bir dini eğitimden geçer,
  • Özel giysileri vardır,
  • Dini törenleri yönetme ve dini metinleri yorumlama yetkisiyle donatılmıştır, bazı mezheplerde törenleri LatinceYunanca gibi dini metinlerin en eski çevirilerindeki dilleri ile icra eder.
  • ‘Din adamlığını’ bir ‘meslek’ olarak seçmiştir, kendisini, hayatı boyunca bu işe adamıştır, geçimini bu işten sağlar,
  • Hiyerarşik bir yapı içinde yer alır, bu yapıya aykırı davranırsa yaptırımlarla karşılaşabilir,
  • Dini yorumlarda, toplumsal ve siyasal konularda, meslek arkadaşlarıyla ve hiyerarşik örgüt yapısıyla tam bir dayanışma içinde olacağı beklentisi vardır.”

Ruhbanlar, sadece bir din hizmetleri veren kesim olmaktan çıkarak, ekonomik alanda da güç sahibi olmuşlardır. Tarikatların holding sahibi olması bu savın kanıtıdır. Sonuçta tarikatlar, iktidar ortaklığına yönelebilirler. Tarikatlar, vakıflar ve dernekler aracılığı ile toplumdaki etkinliklerini, dolayısıyla da paylaşımdan aldıkları payı artırırlar.

Bu sağlıksız gelişim sürecinde birde bir aracı katmanın ortaya çıktığına tanık olunmaktadır. Normalde, kapitalistlerin yapması gereken işi, az sayıda ve belirli kişilerin yapması toplumsal dinamikleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bazı güç odakları güç kaybederken; paylaşımdan daha az pay almaktadırlar. Erk kullananlar yandaş aracıları koruyunca, haksız rekabet değil; rekabetsiz bir ortam yaratılmaktadır. İhale yasasının her yıl on kez değiştirilmesi ve tamamen iktidar tercihi doğrultusunda kullanılması, toplum yararına olmamaktadır. Kendi kendine yetebilen bir ülke artık üretemez olmuştur ve her şeyi dışarıdan almaktadır. Dış alımları az sayıda aracı gerçekleştirmektedir. “ Parayı veren düdüğü çalar!” Bu kayrılıp kollanan aracılar, siyasetin finansmanını sağladıklarında, doğrudan katılıma erişmekte ve nimetlerinden de yararlanmaktadırlar. Bu süreç yaşanırken, kitlelerin katılımı etkisizleştirilmekte ve engellenmektedir!

Onların tek işi, her alanda aracılık yapmak. Tek işi aracılık olan bir sınıf olamaz; sınıf gerçeği böyle bir şey değildir. Bu çarpık gelişme yaşamın her alanına yansımaktadır. Aracılar malı götürürken, ülke sürekli olarak kan kaybetmektedir. Kayıplar sadece var olanlarla ilgili değildir; olası varlıklarda ipotek altına alınmaktadır. Çocuklarımızı ve torunlarımızı borçları karşılayacaktır!

Aracılık temelli bir devlet yaklaşımı olamaz, olmamalıdır. Aracılık, sadece az sayıda kişiye kazandırırken; bu siyasi tercihten dolayı üretim güçleri zarar görmektedir. Çay üreticisi olan bir ülke, çay ithal ettiğinde; kendi üreticisinin elini-kolunu bağlayarak onları işsizliğe ve açlığa mahkûm etmektedir(!) Aynı durum, öteki tarım ürünleri içinde geçerlidir.

Sonuç olarak, aracı bir sınıf zorlaması; ülkenin üretkenliğini yok eder ve bağımlılığını artırır. Çakma asillerin, gerekliliği tartışmalı projelerden(KÖİ, YİD) paylarını alarak yeni bir sınıf olma yolunda ne kadar ilerleyebileceklerini bize zaman gösterecek. Ancak, zamanın daraldığı da unutulmamalıdır!