Ve Yazıyoruz… « Mavi Didim Gazetesi

17 Haziran 2021 - 20:04

Ve Yazıyoruz…

Ve Yazıyoruz…
Son Güncelleme :

29 Aralık 2020 - 9:53

466 views

Ve Yazıyoruz…

Biliyoruz ki yaşam; iki nokta arasındaki uzam… Bekleme hiç yukarıdakinden sana yapacak diye zam !…
Giriş, gelişme, sonuç…Yaşamlarımız ödünç… Doğduk; yaşıyoruz. Tükenmez sandığımız enerjimizle… Üstelik de dolup, dolup taşıyoruz. Can borcumuz ödenecek sonuçta; Tanrı’ya/Allah’a/Budha’ya/Ulu Manitu’ya ya da Doğa’ya…Yine de selam olsun bu gençlikten bizlere…Ve bizlerden de bugün yeni doğana…
İşin özü; tümden gelim, tüme varım. Yarın olmayabilirim, olmayacağım kesin ama bugün için VARIM !…
Dolayısıyla yazıyoruz; aklımızın erdiğince, gözümüzün gördüğünce, elimizin yazdığınca eleştirel içerikli yazılar…
Örneğin bugünlerde yine büyük kentlerimizde gündeme gelen Kentsel Dönüşüm bilinmezliği üzerine de yazıyoruz, elbette ki yine eleştirel bakış açımızla…
Arsa mafyalarından, emlak danışmanlık şirketlerine ya da toprağın karnını, bağrını yaran her kim varsa şu ülkede, yıllardır usanmadan dedik onlara; HEY RANTİYE; KURMA ARTIK ŞANTİYE !…
Ne yazık ki artık şantiyeler kurulmakta HÜKÜMET eliyle; KENTSEL DÖNÜŞÜM bilmecesiyle… Ama yine de “kentsel dönüşüm” bağlamında, kanımızca yapılması gereken bir gönderme var ki duramayacağız düşürmeden dile… Nasıl ki 1999 depreminde, özellikle İzmit’de, geri almıştı deniz, aç gözlü insanların ondan çaldığı topraklarını…
Sanki “kentsel dönüşüm” uygulaması da bir bakıma öyle mi acaba?… Kentlerden, kentin güzelliklerinden çalınanların, geri alınması amaçlı bir işlem mi bu çalışmalar, acaba ne ?…
Amaç ne ?… Bozulduğunda, yitirildiğinde; yeniden üretilemeyen doğal kaynak bilindiği gibi toprakdır. Artık şantiyeci için kalmadıysa bağrı, karnı yarılacak toprak; bundan mıdır “kentsel dönüşüm” uygulamasını başlatmak yeter ki şantiyecinin rantiyeciliği sürdürülebilir olsun ki özellikle kendisi bir de “yandaş” taifesindense… Yahudi’nin eski defterleri karıştırması gibi, eski ve yıkık, dökük mahallelerin de karıştırılarak, üzerlerine çok katlı konutlar, AVM’ler ve başka kar amaçlı yapılar kondurulsun.
Bu bağlamda sormak istediğim bir soru var ki o da şudur:
– KÖYLÜ; bu ulusun efendisi mi, yoksa tembeli mi ?…
Silah mı dayadılar bedeninin üzerindeki, düşünce organı beynini taşıyan kemikten kafesine ki tarım topraklarını sanayi ya da konut alanlarına çevirenlerle işbirliği yapması için ?…
Ve hemen atladı balıklama üzerine, kolay parayı görünce; toprağı işlemekten kaçınıp, göçerek kente ortak oldu pek çok soruna…
Ve…
Sonrasında da lahmacun kokularıyla, arabesk yaşam tarzlarıyla; kente, kentliye, kent kültürüne saldırının bini bir para… Dün yaşananları hiçe sayıp da, şimdi bugün, en çok öfkelenenler onlar “kentsel dönüşüm” uygulamalarını gerçekleştirmek isteyenlere… Oysa onlar dünlerde kentliye hiç danışmadan, onun yakınmalarına, sakınmalarına aldırmadan, önce onlar dönüştürmemiş miydi kentleri; yaşanılabilir olmaktan uzak kocaman, kocaman köylere ?…
Bu nasıl bir kısır döngüdür ki birileri kazanırken, yitiren hep kentler, kentlerin güzellikleri, özgün yapıları, doğal özellikleri… Nasıl ki dün umurunda olmadı bütün bu sorunlar şu “gecekonducu” ahalisinin; bugün de o gecekondu bölgelerinden elde edilecek rantın peşine düşenlerin umurunda değil kentin kimliği, geleceği ve yitirilen değerleri…
Çünkü onlar “kentsel dönüşüm” derken yalnızca düşmekteler paranın peşine, kasalarına akacak sıcak paranın aşkına ne yazık ki…
Ve dünün ” konducuları” da bugün dikilmekteler onların karşılarına; yıktırmam evimi, sakın yuvama dokunma diyerek… Bunca sorunun arasında; bir de kentsel dönüşüm kavgası yaşanacak gibi yönetenlerle, yönetilenler arasında… Küresel salgın, ekonomik sorun, en haksızca olanı da ayrıcalıklılarla-halk arasındaki uçurum çok derin, bir de ev, yuva derdin mi olacak senin canım, ciğerim?…
Acıları tatmak için ya savaşlara katılmış ünlü yazarlar ya da sömürünün, açlığın, yokluğun, kavgaların yaşandığı ülkelere gitmiş ve kitaplarını yazmışlar.
Bizim bir yere gitmemize gerek var mi?… Kör istemiş bir göz, bizim her yanımız göz, göz ve oyuk, oyuk ve de yara, bere… Sularımız kurutulsa da acımasız ellerce, yaralarımızdan akıyor kan dere, dere… Pes edip de serilmemek için yere biz acıları değil umutları serpmek istiyoruz harflerimizle… Yazıyoruz, yazıyoruz usanmadan; umut çiçeklerini ekmek için yarınlara…
Biliyoruz yıllar da yaşlarımız gibi yalnızca birer rakam… 2020 ya da 2021 diye tanımlansalar; bundan ne çıkar?… Her türlü güzelliği ya da çirkinliği gerçekleştiren insan!… Uğurlu ya da uğursuz diye yılları tanımlamak; yalnızca sorumluluktan kaçmaktır. Dolayısıyla geçip, giden yılda yaşanan yanlışlardan ders alıp, gelen yeni yılda bunları yinelememek için çabalamak insanca bir yaklaşımdır. Gelen yeni yılı güzelleştirmek, günleri, ayları güzelliklere üleştirmek bizim elimizde, biz insanların!… 2021 yılını güzelleştirmek için; insan olarak, insanlık olarak elbirliğiyle çabalayalım, çalışalım. Mutlulukla geçsin; gelen her yeni yılımız !… Sağlıkla, neşeyle; gelen her yeni yılı umutla kutlayalım!…
Değerli Okurlarım; Kutlu Olsun Yeni Yılınız!…