Vasatın Egemenliğinde Yaşarken « Mavi Didim Gazetesi

25 Haziran 2021 - 01:33

Vasatın Egemenliğinde Yaşarken

Vasatın Egemenliğinde Yaşarken
Son Güncelleme :

21 Mart 2021 - 17:07

323 views

Vasatın Egemenliğinde Yaşarken

Anımsıyorum da İlhan Selçuk’un bir yazısından; “hep öğreniyoruz , ne zaman bileceğiz?” sözlerini…
O toprağa karışmış, moleküllerine ayrışmış olsa da; onun bu sözleri hep usumda, hep aklımda…
Çünkü bizler “Büyüklerimiz bizden iyi bilir” söylemiyle yetiştirilen ve yıllanma/yaşlanma anlamında ne kadar yol alsak da her dem çocuk kalan bir toplumda yaşıyoruz. Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi’ne göre bu durumun karşılığı “yetişkin-yetişkin ilişkisi” kuramayan bir toplumsal yapının varlığıdır.
Bazen öfkelendiğimiz, bazen de övgüler düzüp öykündüğümüz, özendiğimiz Batılı toplumlarda durum ne kadar da başka…
Çünkü onlar 18 yaşına gelmiş bir gence; yetişkin kimliği verip, kişiliğine saygı duyuyorlar.
Çünkü onlar öğrendiklerini; korkusuzca uyguluyorlar.
Çünkü onlar; uyguladıkları, denedikleri için biliyorlar.
Çünkü onlar denedikleri için eninde, sonunda başarıyorlar.
Çünkü onlar başardıklarıyla yetinmeyip, sürekli öğreniyorlar, uyguluyorlar, deniyorlar, başarıyorlar.
Çünkü onlar zorluklar karşısında ne yapacaklarına ilişkin karar alacakları zaman geldiğinde de deneyimlerinden yola çıkarak her türlü olumsuzluğa karşı direniyorlar, savaşıyorlar, pes etmiyorlar.
Çünkü onlar ileriye dönük, uzun dönemli planlar yaparak düşünüyorlar.
Böyle çünkü ile başlayan tümceler kurabilir miyiz hiç yaşadığımız toplumun geneline bakarak?…
Ne yazık ki bu sorunun yanıtı; koskocaman bir “hayır” olarak verilecektir.
Ama bizim toplumumuzdan “Batılı gibi davranışlar gösteren” bir kişi ya da kişiler çıkacak olursa…
Hemen kurulur; onu ya da onları eleştiren tümceler/cümleler…
Çünkü bu toplum; vasatın egemenliğinde tutsak… Bu toplumda öncü, ilerici, önder olmak yasak…
Çünkü bu toplumun çoğunluğu; ayakta durmayı başaranı ya da başaranları kendileri gibi çökertmek için uğraşan birer korkak…
Çünkü toplum; özgüvenli olma kavramından çok uzak…
Çünkü bu toplumda; ola ki birileri ileriye dönük yapacak olursa bir atak, “kondukları yerde otlayanlar” ve “değirmen taşı gibi oturdukları yerde kalanlar” sanırlar ki işin içinde var bir tuzak…
Çünkü onların miskin, uyuşuk, tembel benlikleri için başarı kavramı dönülmemesi gereken bir kavşak…
Cehennemde zebaninin biri kaynar kazanın yanında durmuş; kazandan çıkmak için uğraşanların başına elindeki topuzla vurarak, onları yeniden kazanın derinlerine itiyormuş. Yanında bulunan diğer zebani sormuş:
-Bu adamların tepelerine vuruyorsun da şu diğerlerine neden vurmuyorsun?…
Eli topuzlu zebani yanıtlamış:
-Başlarına vurduklarım; Alman, İngiliz, Fransız… Diğerleriyse Türk… Türk olanlar çıkmağa çalıştıkça, nasıl olsa aşağıdaki Türkler onları ayaklarından çekiyor, bu nedenle benim vurmama gerek kalmıyor…
Kıssadan, hisse… Ne acıdır ki Türk’ün genel karakteri böyle… Başaranı kıskanmak, çekememek, onu aşağılara çekmek…
Boşuna mı sözler türetmiş eskiler?…
-Meyve veren ağaç taşlanır!…
-Padişahın bile ardından konuşulur…
Şöyle bir tarihe baktığımızda; kurulan Türk Devletleri’nin her birini… Genelde kimler yıkmıştır onları?… Türkler… Hep Türkler yıkmıştır birbirlerinin devletlerini…
Üstelik günümüzde bile onca Türk Devleti’nin varlığına karşın; ulaşılamamıştır Türk Birliği’ne…
Bizimkiler ya Amerikalı’nın peşine takılır ya da Araplar’ın entarisine yapışır. Sovyetler yıkılmış olsa da Türk Devletleri bugün de Rusya’nun uydusu, Rusya’nın çevresinde… Asya’dakiler de Çin’in egemenliğinde…
Şu Turgut Özal’ın pek çok eylemini eleştiririm de son yıllarında Türk Devletleri’ni toplayıp, Otağ kurduğunda Anadolu’nun bağrında övgüye değer bulmuştum onu… Ama belki de bu davranışı getirdi erken yaşında, yaşamının sonunu… Onun ölümü de henüz çözülmemiş bir bilmece…
İşte bu Türk denen varlık; şöyle bir titreyip de kendine gelse, genlerine dönse… Şu uyuşukluk ateşi bir sönse… Ve yeniden; Attila’nın, Alpaslan’ın, Odman’ın, Fatih’in ve en önemlisi de ATATÜRK’ün çocukları olduğunu anımsasa/hatırlasa…
İşte o gün geldiğinde, tarlada çiftçinin, fabrikada emekçinin teri dökülmeğe başlasa… Öğretmenler okulda Atatürk İlke ve Devrimleri’ni Türk çocuklarına anlatsa… Okullarda ANDIMIZ en gür seslerle, coşkuyla okunsa… Asker; yeniden Gazi Mustafa Kemal’in Harbiyelisi olsa… Bu ülke Cumhuriyet’in ilk on yılında olduğu gibi yeniden doruklara ulaşsa…
Atın üzerinize serpilmiş ölü topraklarını atın… Ve Nazım Usta gibi coşkuyla haykırın:
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!…