Transparan Yaşamlar « Mavi Didim Gazetesi

23 Haziran 2021 - 02:23

Transparan Yaşamlar

Transparan Yaşamlar
Son Güncelleme :

29 Mart 2021 - 17:53

304 views

Transparan Yaşamlar

Biz insanlar ne anlaşılmaz varlıklarız. Örneğin geçmişte meraklı gözler ve sözler izlemeye aldığında onları; öfke saçardı bu ülkenin halkı…
Ne oldu, ne değişti de bugün meraklı gözlere; nazlanmadan, kendi kendimize teslim olduk.
İşin gerçeği bir bakıma teşhirci yanımız, nispet yaparcasına üçüncü sayfa güzellerine; çırılçıplak soyunduk tinsel ve tensel gizemlerimizle şu sanal aleme…
Oysa nasıl da öfkelenirdik şu dedikoducu elaleme; hakkımızda konuştuklarında, dile düştüğümüzde, düşürüldüğümüzde…
Ve artık fink atıyoruz sosyal medya ortamında; tüm gizemlerimizle, tüm sırlarımızla, dışa vurumcu kişiliklerimizi bazen de sokuyoruz zora, riske, kaos ortamına…
Günümüzde internet okur-yazarı olmak; say ki üniversite diploması, bir övünç kaynağı…
Sırlarımızı dökeceğimiz ortamları bizlere pazarlayanlarsa yemekteler kaymağı; Dünya varsıllar sıralamasında başa güreşmekteler.
Onların sunduğu olanaklarla büyük, küçük, ortanca tüm brother’lar ve sister’lar olarak gözetliyoruz birbirimizi formal ve informal biçimde neredeyse evrensel düzeyde…
Şeffaf, saydam, transparan pencerelerde tüm gözler…
Ve artık resimler; sevilenlerin, sevdiklerimizin resimleri/fotoğrafları cüzdandan değil, cepten çıkmakta…
Cep dediğin de giysininki değil, transparan yaşamın bir başka iletim aracı mobil telefonlar…
Dünün ayağı yalın, abası yamalı halkımızın çoğunluğu say ki annesinin karnından cep’le doğan nesil…
Bakalım nereye kadar sürecek bu fasıl; saydam, şeffaf, transparan koşullarda ?…
Bu arada MOBESE kameralara da sunalım saygılar; karşılıklı dikizleme özgürlüklerimize duyduğumuz kaygılar eşliğinde…
Oysa…
O kadar yazdı George Orwell açılsın gözlerimiz diye şu “Bin Dokuz Yüz Sensen Dört” romanını…
Orwell’dan öncesinde de, Bentham; modern iktidarın anlaşılması bağlamında üşenmedi, oturdu yazdı “Panoptikon” adlı metni…
Ardından Michel Foucault işledi aynı konuyu “Hapishanenin Doğuşu” adlı çalışmasında…
Ve daha yakın bir zamanda “Panoptikon: Gözün İktidarı” üzerine çok yazarlı bir kitap ve benzeri pek çok çalışma yapıldı, yazıldı, yayınlandı…Ama ne işe yaradı ?…
Big Brother bizi gözetliyor diyerek ağızlara sakız edildi ama onun düzeneği DEEP BLUE’ya kendi özgür istenciyle teslim oldu, bağlandı herkes. Paylaşılmadık gizlisi, saklısı, acısı, tatlısı kalmadı hiç kimsenin; ne varsa içinde döktü, ağlandı. Gönüllü bir katılımla, üstelik de para ödeyerek; WORLD WIDE WEB tutsak evinin bataklığına saplandı insanlık…
Teknolojik oyuncaklarıyla herkes bedenine de, benliğine de sanal prangalar taktı. Kim nerede ?… Ne yapıyor ?… Ne diyor?… Ne yiyor?… Kimseler sormasa da herkes kendiliğinden söylüyor. Herkes her şeyi biliyor. İşte bu nedenle mevkufuz DEEP BLUE adlı sanal gözün iktidarına, ağa takılan sinekler gibi…
Marquis de Sade yaşasaydı eğer ne söylerdi günümüzün insanına ?…
Bizler gibi kendini gözetleyene gönüllü olarak tutsak olana; çağdaş mazoşit mi, acı-sever mi, eziyet-sever mi ?…
Ne derdi acaba değerli Üstad bu gönüllü, ama usdışı tutsaklık durumuna?…