Kabahat Gelin Olmuş… « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 23:06

Kabahat Gelin Olmuş…

Kabahat Gelin Olmuş…
Son Güncelleme :

19 Şubat 2021 - 8:12

240 views

Kabahat Gelin Olmuş…

Gara’da yitirilen 13 artı 3, toplam 16 canımızın sorumlusu, suçlusu, müsebbibi sizsiniz demiş Muhalefet…
Yanıt gelmiş öfkeli sesten:
– Sorumlu Devlet !…
Erkler ayrılığının kaldırılıp, tek kişinin egemenliğinde sürüp giderken “ileri” demokratik düzen…
Yanıt gelince birden “Devlet” biçiminde… Herkesin içinde bir merak;  bakındı çevresine:
– Kim bu devlet?…
Kuşkusuz “Bahçeli” olan değildi ama o da “biz de sorumluyuz” diye açıklama yapınca… Yetki değil ama sorumluluk herkese devredilince, dağıtılınca, paylaştırılınca; bir kez daha Devlet kavramı çıktı kamusal alana ya da varlığı, kişiliği yeniden başlandı tartışılmaya…
Oysa “Dört parmaklı” ileri demokratik düzende ya da “şahsım” yönetim biçiminde; bugüne dek  “Devlet” kavramının  tüzel kişiliği hiç gelmemişti gündeme ki Fransa Krallarının ” I am state / Devlet benim” söylemindeki gibi bir konum var olduğundan… Doğal olarak Muhalefet sordu:
– Devlet “Şahsım” değil miydi?…
Değilmiş!…
Çünkü sorumluluk; gerçek anlamda Devlet’in unsurlarını oluşturan iktidar ve de muhalefet, asker ve de millet, herkese üleştirilince; anlaşıldı ki değilmiş.
Ama sıra ülkeyi yönetmeye gelince; TBMM üyelerini atıl bırakarak, yasama, yürütme, yargı erkleri tek elde toplanıp, tek ses / tek söz söylenirken.. O zaman durum başka…
Varsayalım ki…
Gara cehenneminde can veren 16 vatan evladının aileleri; yitirdikleri canlarının hesabını sormak isterlerse… İşte bu durumda karşılarında bulacakları kişi Devlet, daha doğrusu Devletin tüzel kişiliği olacak ve onlar da gerçek kişilerle, devletin tüzel kişiliği arasındaki sorunu çözmek için İdari Yargı’ya başvuracaklar. Neden böyle oldu, neden çocuklarımız bize dönmedi içerikli sorularının yanıtını İdari Yargı’da arayacaklar. Çünkü Gara’da yaşanan acıların sorumlusu “Devlet” imiş, öyle açıkladılar kamusal alana…
Ne diyelim ?… Tanrı sabırlar versin şehitlerimizin en yakınlarına…
Bize gelince…
Düşünsek; dert !…
Sorsak; dert !…
Yazsak; dert !…
Bir tek biz miyiz her şeyi dert edinen “mangal yürekli” mert ?… Değiliz elbette…
Bilindiği gibi…
Günümüzde “lafı koynuna değil de kamusal alana söyleyenlere… Bir başka deyişle; egemenlere karşı düşünce ve sözleriyle konfor alanının dışına çıkabilen cesur yüreklere” pek rastlanmıyor.
Genellikle herkes “ne şiş yansın, ne kebap, konuşursam dilim çok hazır cevap ama susarım, yeter ki başım derde girmesin” ruh halinde… İstiyorlar ki başkalarının çabalarıyla düzen değişsin,  sonra onlar hazır çocuğa ebe olsunlar.
Ve bir de varsa, yoksa “artiz” takımının başına bir şey gelirse, onun yanında dursunlar; Müjdat Gezen’e 4 yıl 8 ay istedi diye (S)avcı, Gezen efendi  için kaygılansınlar.
Oysa; sorgulanan, yargılanan, tutuklanan gazeteciler, acaba ne durumdalar, onları umursayan var mı ?… Elbette ki yok.
Kadına şiddet, kadın cinayetleri diye yakınırken vicdanlı yürekler, bir de “Şehidler ölmez, Vatan bölünmez” haykırışlarıyla; şehidsiz bir günümüz geçmez oldu. Analar, babalar, eşler, çocuklar; boynu bükük kaldı. Onların yürekleri; yangın yeri…
Kim söndürecek bu ateşi?…
Kim durduracak akan şehid kanlarını ?…
Devlet’in tüzel kişiliği mi yoksa Dört Parmaklı ama tek sesli  İleri Demokrasi Düzeni mi?…
İşte “kabahat”  da orada, gelin olmuş bekliyor ve soruyor:
– Kim alacak beni, kim?…