Şaş­kın­lık­la Ya­şa­yıp Gi­di­yo­ruz « Mavi Didim Gazetesi

25 Haziran 2021 - 01:35

Şaş­kın­lık­la Ya­şa­yıp Gi­di­yo­ruz

Şaş­kın­lık­la Ya­şa­yıp Gi­di­yo­ruz
Son Güncelleme :

11 Ocak 2021 - 16:24

229 views

Şaş­kın­lık­la Ya­şa­yıp Gi­di­yo­ruz

Dün­ya­nın henüz ye­ne­me­di­ği, son bul­ma­sı için çözüm üre­te­me­di­ği kü­re­sel bir sal­gın var ba­şı­mız­da; üs­te­lik bu sal­gı­nı ön­le­mek ya da en­gel­le­mek bir yana, o beş be­la­sı da sü­rek­li de­ği­şim (mu­tas­yon) ge­çi­rip, daha da çok can alma sev­da­sın­da… Kuş­ku­suz dün­ya­nın den­ge­si­ni, dü­ze­ni­ni bozan; al­tı­nı, üs­tü­nü eşe­le­yen insan so­yu­nun da suçu var bu ya­şa­nan­la­rın ne­den­le­ri­ni oluş­tur­mak ara­sın­da… İster komp­lo te­ori­si­ne da­yan­dı­rıl­sın vi­rü­sün var­lı­ğı ” ye­ter­siz doğal kay­nak­lar kar­şı­sın­da, artan insan sa­yı­sı­nı azalt­mak ama­cıy­la tü­re­til­miş yapay bir or­ga­niz­ma­dan söz edil­sin” ya da bazı bilim in­san­la­rı­nın var­say­dı­ğı gibi kü­re­sel ısın­ma ne­de­niy­le eri­yen bu­zul­la­rın al­tın­da kalan vi­rüs­le­rin “ki asla öl­mez­ler­miş ken­di­le­ri” açığa çık­ma­la­rı gibi başka pek çok ola­sı­lık olsa da bu ne­den­ler ara­sın­da… Eğer sal­gı­nın önüne ge­çil­mez­se, bi­lin­me­li­dir ki pek çok insan ölüm sı­ra­sın­da…
Çünkü ken­di­ni var­lık­la­rın en akıl­lı­sı ve de dün­ya­nın efen­di­si sayan insan soyu; aç­göz­lü­lük­le, do­yum­suz­luk­la ve ent­ri­ka dolu tutum ve dav­ra­nış­la­rıy­la ha­zır­la­mış ola­bi­lir bu sonu…
Üs­te­lik bir masal, bir ef­sa­ne, bir mi­to­lo­ji öy­kü­sü ola­rak din­le­di­ği şu Nuh Tu­fa­nı’ndan beri; pek çok uya­rı­cı olay­lar,
afet­ler, fe­la­ket­ler, sal­gın­lar olmuş, ya­şan­mış, ama ya­şa­nan­la­rı “idrak” eden insan sa­yı­sı çok ama çok az…
Bu­nun­la bir­lik­te yan­lış ya­pan­la­rın sa­yı­la­rı da ter­si­ne bir oran­la çok ama çok ar­tı­yor.
Ve ne yazık ki…
Doğa düş­ma­nı ka­fa­lar dün­ya­nın her ye­rin­de, aynı tutum ve dav­ra­nış­lar için­de…
İster ge­liş­miş ül­ke­ler­den sa­yı­lan Avust­ral­ya’da “çok su iç­tik­le­ri ge­rek­çe­siy­le, de­ve­le­ri kesen” ka­fa­lar…
İster Tür­ki­ye gibi ge­liş­me­si­ni bir türlü ger­çek­leş­ti­re­me­yen bir ül­ke­de ve bu ül­ke­nin Didim adlı bel­de­sin­de “çok su çek­tik­le­ri ge­rek­çe­siy­le pal­mi­ye ağaç­la­rı­nı kesen ka­fa­lar…
Ki onlar tar­tış­ma­sız “eşit il­kel­lik­te” ya­ra­tık­lar­dır!… Ve böy­le­si us­dı­şı ey­lem­ler; bizi şaş­kın­lı­ğa dü­şü­ren olay­lar­dır. Çünkü akıl­lı ol­du­ğu sa­vın­da­ki insan; nasıl olur da bin­di­ği dalı keser ya da kendi çu­ku­ru­nu kazar?…

Ve yine do­ğa­nın den­ge­si­ne yö­ne­lik sal­dı­rı­lar bağ­la­mın­da bizi şaş­kın­lı­ğa dü­şü­ren nice us­dı­şı uy­gu­la­ma­la­ra ve­ri­le­bi­lecek ör­nek­ler var. Ör­ne­ğin Eski Sov­yet­ler Bir­li­ği dö­ne­min­de; Nük­le­er Sant­ral­lar ko­nuş­lan­dı­rıl­mış­tı Uk­ray­na’da (ki ya­şa­nan fe­la­ket he­pi­mi­zin bel­lek­le­rin­de) ve Ka­za­kis­tan’da…
Bu ko­nuş­lan­ma­la­rın ya da sant­ral için yer se­çim­le­ri­nin olum­suz dış­sal­lık­la­rı­nın et­ki­le­ri de bu böl­ge­ler­de ya­şa­yan hal­kın be­de­nin­de… Ve de ya­şa­dık­la­rı fi­zik­sel çev­re­de ken­di­ni gös­ter­mek­tey­di.
Hal­kın çoğu başta kan­ser ve kı­sır­lık olmak üzere, pek çok has­ta­lı­ğın pen­çe­sin­de kıv­ra­nır­ken; rad­yas­yon yüklü top­rak­la­rı da ta­rım­sal üre­tim ya­pı­la­maz ko­şul­la­ra ve gi­de­rek ot bit­mez kı­raç­lı­ğa dö­nüş­müş­tü.

Gü­nü­müz­de de eski Sov­yet top­rak­la­rı­nın yaz­gı­sı­nı pay­la­şan bir yer var ül­ke­miz­de, Ege’de bir ilçe, maden ka­za­la­rıy­la, ma­den­ci ölüm­le­riy­le acı­la­rın ya­şan­dı­ğı bir ilçe… Ki o bir de Ter­mik Sant­ral­la­rı­nın ze­hir­li du­man­la­rı­nın sal­dı­rı­sı al­tın­da olan SOMA…
Filt­re­siz ça­lış­tı­rı­lan Sant­ral­lar’da; ka­mu­sal alan­dan gelen bas­kı­lar son­ra­sın­da üre­tim dur­du­rul­muş­tu geçen yıl bir ara.. Ama yine aynı gün­ler­de Türk-İş Sen­di­ka­sı Baş­ka­nı da bir açık­la­ma yap­mış­tı “so­rum­suz­ca” ve sanki iş­ve­ren­le­re ve de ege­men­le­re ya­ran­mak is­ter­ce­si­ne…
Öy­le­si­ne ki iş­çi­le­re; ya ze­hir­li du­man­lar ya da iş­siz­lik ara­sın­da seçim yap­ma­lı­sı­nız, sant­ral­lar “filt­re­le­ri ol­ma­dı­ğı ge­rek­çe­siy­le” ça­lış­tı­rıl­maz­sa, bakın siz­ler de işsiz ka­lır­sı­nız de­miş­ti anım­sa­na­ca­ğı üzere…
Bu sen­di­ka ağası, sarı sen­di­ka­cı­lı­ğın gü­nü­müz­de­ki ba­ba­sı; nasıl da açık­ça kim­den yana ol­du­ğu­nu or­ta­ya ko­yu­ver­miş­ti bu söz­le­riy­le…
Ve o iş­çi­ler; ça­lı­şır­lar­sa, has­ta­lık­tan öle­cek­ler, ça­lış­maz­lar­sa aç­lık­tan…
Bakar mı­sı­nız şu sen­di­ka ağa­sı­nın iş­çi­le­re sun­du­ğu se­çe­nek­le­re?…
Ve yine o iş­çi­ler için…
“Zin­cir­le­rin­den başka kay­be­decek hiç bir şey­le­ri ol­ma­yan emek­çi­ler; bir karar alıp, is­ti­fa edi­ver­se­ler o sen­di­ka­dan, ülke ge­ne­lin­de… Ve o sen­di­ka­yı yet­ki­siz, o sen­di­ka ağa­sı­nı da sal­ta­nat­sız bı­rak­sa­lar” diye ümit­siz­ce söz­ler söy­le­miş­tik ken­di­miz­ce…
Ola­cak iş değil el­bet­te de… Olu­ver­se, ah olu­ver­se… Ama olmaz, bi­li­yo­ruz; ola­cak iş değil bun­lar…
Ve gözü “asla” doy­maz­lar­la, cebi “asla” dol­maz­lar ara­sın­da ya­şa­nan bu hak­sız iliş­ki­ler daha ne kadar sürüp gi­decek acaba diye usan­ma­dan sor­gu­lu­yo­ruz biz­ler hem umut­suz­ca, hem de şaş­kın­lık­la…