PTT Günlerinde « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 22:13

PTT Günlerinde

PTT Günlerinde
Son Güncelleme :

17 Mart 2021 - 6:52

228 views

PTT Günlerinde

Küresel salgın nedeniyle evlerimizde olmak sağlığımız için gerekli… Biz ne denli özen göstersek de maske-mesafe-temizlik kurallarına; onca ölenlerin sayısına aldırmayan ve kurallara uymayan densizler sokaklarda… Koşullar böyle olunca, bizler zorunlu olmadıkça dışarıda çokça kalmıyoruz. Evde PTT yaşam biçimini sürdürüyoruz; bir başka deyişle üzerimizde pijamalarımız, ayaklarımızda terliklerimiz, karşımızda televizyonumuz yaşayıp gidiyoruz. Bir bakıma televizyon kafalılar gibi, bizler de tutsak olduk televizyonlara… Bağımlı olmasak da, bağlıyız onlara haber kaynağımız oldukları, dışarıdaki dünyayı evimize taşıdıkları için… PTT yaşam biçimi nedeniyle şu televizyon programlarına bozulma dönemim de geçti, gitti. Atlattım bu hastalığımı…
Kitaplar okusak da, belgeseller izlesek de, ülkede olan bitenleri öğrenmek için; haberlerden, magazin programlarına, futboldan (ki Fenerbahçe’nin FETO ile kavgasını nasıl öğrenecektik ?) eğlence programlarına (ki bitik İbrahim Tatlıses’in acınası sömürülüşünü nereden görecektik?) kendimizi sınırlamadan “temaşa” ediyoruz olan biteni “aptal kutusu” namlı şu elektronik aygıt aracılığıyla…
Üstelik herkes akıllı, uslu, dengeli ve değerli olmak zorunda değil ki… Bunun akili var, alkoliği var, ahlaksızı var, ahmağı var. Herkes allame-i cihan olmak durumunda mı?… Herkes bilimsel araştırma, siyasal soruşturma, hukuksal kovuşturma, ayrılanları kavuşturma yeteneğini ve yeterliliğini edinmeli mi?…
Herkesin her işi yapması, çok yönlü ve her konuda başarılı olması, bilgiyle dolması beklenebilir mi?…
Elbette ki kimileri evlilik programlarına takılacak, moda yarışmalarına katılacak, pembe dizilerde aşkı tadacak, şans oyunlarıyla kolayından parayı kapacak…
Ve ben gibi aymazlar, bu türleri adamdan saymazlar da oyundan atılacak “aptal kutusu” namlı beyaz camın denetim ve yönetimindeki kafalar marifetiyle…
Kuşkusuz seçimleriyle bu halk, bu millet, belki de bu ümmet ya da ahali diye tanımlayabileceğimiz şu insan topluluğunun; eylem ve söylemlerinin sahnelendiği toplumsal yaşamda bir süzülme yaşanacak.
Son aşamada insanlık arenasında herkes kendi yerini bulacak; elbette ki aydınlık yolcularıyla, karanlıkçıların çarpışması ve çatışması sonucunda…
Eğer televizyon izlemeseydik (bütün gazeteleri almaya ne para yeter, ne de hepsini okumaya zaman) ülkede yaşanan önemli olayları nereden öğrenecektik?… İnternet’den mi ?… Sanalda yazanların çoğunun yalan, yanlış olabileceği kaygısını taşırken içimizde; doğal olarak kalıyoruz televizyon kanallarına…
İşte bugünlerde izlerken televizyon yansılarında; ANDIMIZ üzerine oynanan oyunları…
Çok merak ediyorum; nasıl geçecekler 18 Mart günü Çanakkale Şehidleri’nin manevi varlığının karşısına ?…
Çanakkale Geçilmez diyen ve düşmanı Çanakkale’den geçirmeyen Mehmetçikler’in huzurunda utançla eğilmeyecek mi başları ?…
Elbette ki hep bunları televizyondan izleyeceğiz.
Ve onlar…
TBMM’de “milliyetçilik” gösterileri adına HDPKK’lılar için fezlekeler hazırladıkları üzerine mangalda kül bırakmazlar, ama Türk kimliğinin, varlığının yemini ANDIMIZ okunmasın diye hukuk kararlarına çomak sokarlar.
Bu arada…
Milliyetçilik kavramının en hakiki temsilcisi geçinenlerin başı (başbuğu elbette ki Alpaslan Türkeş’di); bir Türk deyimindeki “eşeğini dövemeyen, palanını dövermiş” sözleriyle anlatılmak istendiği gibi DANIŞTAY’a söz edermiş. Ne diyelim ?… Belki bu da bir şeydir ya da bir şeylere gebedir. Kim bilir?…
Elbette ki bu olaylara ilişkin akışı ve olumlu-olumsuz her bakışı; yine televizyon kanallarından izleyeceğiz.
Sonuç olarak…
Küresel salgın nedeniyle önce can sağlığımız diyerek “çılgın kalabalıktan uzak” yaşarken evlerimizde; ne dost söyleşileri, ne düşünce fırtınaları, ne de siyasal atışmalar yapamaz olduk. Kaldık mı o beğenmediğimiz, aptal kutusu diyerek hor gördüğümüz televizyonlara?… Kaldık elbette… Dolayısıyla yandaş ya da karşıt ayrımı yapmaksızın; her görüşten yayın organının haberlerini izler, akıllı uslu yorumcuların yollarını gözler olduk. Sonuçta da yaşanan olaylar ve de bizlere yansıtılanlar bağlamında; aklımızın süzgecinden geçirerek olayları yorumlar ve yolumuzu, yönümüzü belirler olduk.
Nasıl ki S400 ve F35 sarmalında kalıp, kime mavi boncuk vereceklerini şaşıranlar varsa dış politikada, içeride de “erken ya da geç” yaşanacak ilk seçimde; AÇILIM ve ANDIMIZ ikileminde kalacak şaşkınları izlemek var şu kara bahtımızda diye de kaygılanır olduk.
İşin gerçeği yokluklar, yoksulluklar konusunu örtmek için geçmiş dönemlerde; TÜRBAN tartışmaları yapılırken bu ülkede, şimdilerde AÇILIM ile ANDIMIZ arasında gidip gelen söylemler getiriliyor gündeme… Ama şu bir gerçektir ki hiç kimse bu ülkede “ülke bütünlüğümüz ve ulusal birliğimiz” ilkesine ve Ne Mutlu Türküm Diyene söylemine aykırı gelerek AÇILIM da yapamaz, ANDIMIZ yeminini de kaldıramaz ola ki herkes açlıktan ya da küresel salgından ölecek duruma gelse bile…
Evet bizler; maske, mesafe, temizlik kurallarına uyarak ve genellikle evimizde efendi, efendi oturup televizyonları izliyor olsak da… Biliyoruz ki gün ola, harman ola… Günler akıp geçecek, seçim sandıkları kurulacak; yapılan yanlışların hesapları oylarımızla bir, bir sorulacaktır.
Ülkenin ve ulusun ayarlarıyla oynamak isteyenlerin/oynayanların sunalım bilgisine !…