Latmos’un Güneyinde Bir Liman Kenti « Mavi Didim Gazetesi

13 Mayıs 2021 - 08:58

Latmos’un Güneyinde Bir Liman Kenti

Latmos’un Güneyinde Bir Liman Kenti
Son Güncelleme :

17 Şubat 2021 - 17:04

934 views

Latmos’un Güneyinde Bir Liman Kenti

İngiliz alim Richard Chandler, 1764-65 yılları arasında, arkadaşları mimar Nicholas Revett ile ressam William Pars’ın eşliğinde Travels in Asia Minör adını verdiği seyahati sırasında, antik Herakleia’nın kalıntılarını keşfedip, dağın engebeli kayalıkları arasındaki bir mağarada bulunan fresklerin üzerine imzasını koyarak  “ Herakleia’nın konumu, kaderinin sıra dışılığından daha romantiktir. Kentin surları, aralarında uçurumlar ve geniş mağaralar bulunan çıplak, yabanımsı üst üste yığılı koyu ve hazin renkli kayalıklardan bir karmaşayı çevreler. Böyle olmasaydı, bu kayalıklardan belki de taşlar kesilecekti. Türk ailelerin yaşadığı az sayıdaki kulübe de aynı renkte olup, ayırt edilebilmeleri zordur.” Demişti.

Herakleia ile çevresinin bilimsel araştırmaları ise 20, yy.ın başlarında Latmos bölgesini de incelemeleri arasına dahil eden Milet hafiri Theodor Wiegand olmuş, 1974 yılında Dr. Anneliese Peschlow tarafından tekrar başlatılan çalışmalarda, başta tarih öncesi kaya resimleri olmak üzere çok önemli keşifler elde edilmiştir.

Ege Denizi’ne, Latmos Körfezi’yle bağlı olan Herakleia, Büyük Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla girişi kapatılınca, denizle bağlantısı kesilmiş ve böylece Bafa Gölü iç suyuna dönüşerek, liman ve ticaret kenti özelliğini yitirmiştir.

Antik kentte en önemli yapı, yüksek bir kayalığın üzerine kurulmuş görkemli duruşuyla Athena Latmia Tapınağı’dır. Herakleia’nın kurulduğu zamana tarihlenen yaklaşık 6,5 km. uzunluğundaki şehir surları, Anadolu’daki en etkileyici ve en iyi korunmuş yapılar arasında sayılmaktadır.

Avrupa’nın birçok kentinde, katedrallerdeki fresklere, saraylardaki tablolara, müzelerdeki lahitlerin stellerine işlenen Ay Tanrıçası Selene ile Çoban Endymion’un mitolojik efsanesi için yapılan Endymion Kutsal Alanı, Athena Tapınağı’yla birlikte en iyi korunan yapılar arasındadır.

Yaklaşık 2400’den fazla mezarın yer aldığı Herakleia topraklarında, Latmos’un yükseltilerinden, göl kıyısına kadar yayıldığı görülür. En etkileyici olanları da Göl Kalesi’nin hemen altında bulunanlardır.

M.S. 7. yy.da Sina ve Yemen’den göç etmek zorunda kalan kesişler, Latmos’un saklanmaya uygun engebeli yapısı nedeniyle buraya sığınmışlar, hem dağda hem de göldeki adalarda hareketli bir manastır hayatını geliştirmişlerdir.

Adeta zamana yolculuk yapılan bu coğrafyada, tarih öncesi dönemden günümüze kadar kesintisiz olarak insan yaşamının devam ettiği görülmektedir.

Herakleia’nin üzerine kurulmuş olan Kapıkırı köyü, günümüzde yaşayan antik kentler açısından ender görülen yerlerden biridir.

Kapıkırı küçük bir köy olmasına rağmen, tarihi geçmişi, doğal ve kültürel kaynak değerlerinin zenginliği, yöre insanlarının geleneksel yaşamlarını sürdürdüğü otantik görünümü nedeniyle, dünyanın birçok ülkesinden gelen misafirleri konuk eden deneyimli otantik pansiyonların ve restoranların bulunduğu önemli bir ekoturizm destinasyonudur.

Söke-Milas yolundan kuzeye doğru yapacağınız kısa bir yolculuktan sonra, tüm bu olağanüstü güzellikleri görmeniz mümkün olacaktır.

Latmos Dağları; doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle otantik köyleri ve geleneksel yaşamlarını sürdüren insanıyla Batı Anadolu’nun en zengin doğal ve kültürel miras alanıdır. Bütüncül olarak korunmalıdır.

EKODOSD