KÖLELİK EKONOMİSİ. « Mavi Didim Gazetesi

21 Haziran 2021 - 23:07

KÖLELİK EKONOMİSİ.

KÖLELİK EKONOMİSİ.
Son Güncelleme :

13 Mart 2021 - 17:16

414 views

KÖLELİK EKONOMİSİ

“Mülksüzleştirmek, yoksullaştırarak bağımlı kılmaktır. Bağımlılık, özgürlüklerden yoksun kalmak ve köleleşmektir. Köleleştirme ekonomisi bu süreci hızlandırmaktadır. Üretmeyen ekonomilerin egemen olduğu yapılar, varlıklarını sürdürmek için tüketmek zorundadırlar. Tüketilen her şeyin bir ederi var. Tüketmek zorunda olan seçeneksiz kişiler harcamalarını var ise gelirlerinden veya birikimleri var ise o zamanda birikimlerinden karşılarlar. İşsizlerin böyle bir seçeneği olabilir mi?”

Üstteki alıntı, “TUHAF ŞEYLER” başlıklı yazımdan. Ekonomik ve siyasi sorunlar aynı veya benzer konularda yazmamıza neden oluyor. İşsizlik ve yoksulluk en büyük sorunumuz. Eve ekmek götüremeyen bir baba, aç olarak yatağa girmek zorunda olan çocuğunun gözlerine nasıl bakar?

Ekonomik güç, belirli ellerde(azınlık) toplanmaya başlayınca; toplumun büyük bir kesimi(emekçiler, esnaf ve küçük üreticiler)mülklerini kaybeder. Çalışan yoksullar, işsiz yoksullar ve emekli yoksullar da bu yığınlara katılır(!) Buna kölelik veya ümmetin güncellenmiş hali denebilir.

Yoksullardan başlayan yoksullaşma, ağır ağır toplumun orta kesimini kuşatır.  Emekçilerin yanı sıra, orta kesimde varlıklarını kaybeder. Bu süreçler sonuçlandığında, geriye şekilsiz bir yapı kalır.

İşin temeli, ülke varlıklarına sahip çıkmak ve üretmektir. Atatürk bu gerçeği şöyle vurguluyor: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.” Fazla söze gerek yok; üretmek, özgürlük ve bağımsızlık demektir. Bunlar yok ise, efendiler ve kölelerin varlığı kaçınılmaz bir sonuçtur(!)

Yığınların işsizliği, vatandaşların ayıbı ya da kusuru değildir. İktidarların temel görevleri arasında, vatandaşlarına insan onuruna yaraşır iş olanakları yaratmak vardır. Bunun için, daha önce yapılan yatırımları koruyup güncelleştirirken; yeni yatırımlar yapmalıdır. Aynı zamanda, ülkenin olanaklarını ölü yatırımlara(inşaat) değil, üretken ve istihdam yaratan yatırımlara yönlendirmektir. Her ekonomik karar bir siyasi tercihtir. Siyasi tercihler, kaçınılmaz olarak sınıfsaldır. Yanıtlanması gereken soru; yönetenler sermayeden yana mı karar alıyor, emekten yana mı? Aslında demokratik yapılarda, olabildiğince bütün kesimlerin çıkarları gözetilmeye çalışılır. Kurumların işlevi, yasalar önünde, tüm vatandaşlarının eşitliğinin güvencesi olmaktır. İlkeler, ayrımsız olarak uygulanmalı ve özellikle liyakat ve laiklik gözetilmelidir.

Vatandaşların affedilmeyecek suçu; ellerinde olmadan, en çok inandıkları kişiler tarafından, sürekli olarak aldatılmalarıdır(!) Aldatılanlar sadece kendilerine kötülük etmez; saplandıkları bataklığa kendileri gibi inanmayanları da sürüklerler. İçinde yaşadığımız olumsuz süreç bir biçimde durdurulamazsa; çöküş ve yarınsızlık kaçınılmazdır!

2003 yılında vatandaşların; konut, taşıt, ihtiyaç kredisi ve kart borçları toplamı, 7,913 milyar dolar iken,2019 yılında 95,6 milyar dolara çıkmıştır. On yıllık süreçte borçlar yaklaşık olarak 12 kat artmıştır. Bu olgu toplumdaki yoksullaşmayı göstermesi açısından çok önemlidir. Borçlar sadece gelirleri ve birikimleri tüketmekle kalmaz, toplumun geleceğini de tüketir(!) O gelecek, bize ait olmayandır; çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğidir(!)

Yeniçağ Gazetesi, 2020’ye ilişkin(15.11.2020) borçlar tablosunu şöyle sıralıyor: “Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin eylül sonu itibarıyla yayımladığı verilere göre 33 milyon 643 bin kişinin 836.8 milyar lira bireysel kredi borcu var. Geçen yılın aynı ayında kişi sayısı 31 milyon 375 bin, borç miktarı 572.1 milyar liraydı. Ortalama borç da 18 bin 235 liradan 24 bin 874 liraya çıktı. Tasfiye edilecek toplam bireysel kredi (batık kredi) miktarı ise 22.7 milyar lira.

Bu kapsamda konut kredisi borcu olan 2 milyon 459 binden 2 milyon 637 bine, ihtiyaç kredisi borcu olan 24 milyon 884 binden 27 milyon 795 bin kişiye çıkarken taşıt kredisi borcu olan 491 binden 425 bin kişiye indi.

Sayıları 26 milyondan 26.9 milyona çıkan kredi kartı sahibi kişilerin ise 133.1 milyar lira kredi kartı borcu var. Ortalama kredi kartı borcu da son bir yılda 4 bin 482 liradan 4 bin 949 liraya ulaştı.”

Yoksulluk olanaksızlık olduğu gibi, aynı zamanda bir seçeneksizliktir. Seçeneği olmayanlar, istemediklerini de yapmak zorunda kalırlar. Bu zorunluluk özünde bir tutsaklıktır. Borçlanan, emir almaktan kurtulamaz. Tutsaklık yaşamın her alanını etkilediği an, bunun adı kölelik olur. İstendiği için istenildiği gibi davranmak, özünde kendisi için yaşamamaktır. Başkaları için yaşamak, yaşamak olarak kabul edilemez! Köleler, efendilerinden önce kendilerinin tutsaklarıdır! Eskiden siyah tenliler köleleştirilirdi, şimdi; din, dil ve ırk gözetilmeksizin kölelik