Kırmızıyı Bayrağımızda Severiz « Mavi Didim Gazetesi

25 Haziran 2021 - 00:14

Kırmızıyı Bayrağımızda Severiz

Kırmızıyı Bayrağımızda Severiz
Son Güncelleme :

04 Nisan 2021 - 13:43

283 views

Kırmızıyı Bayrağımızda Severiz

Biz kırmızı rengi; ulusal bayramlarımızda, bayrağımızla ülkemizi donatırken severiz, bayrağımızı gördüğümüzde göğsümüz kıvançla dolar, heyecanla atar yüreklerimiz…
Ama küresel salgının ülkemizdeki dağılımının izlendiği haritalarda; mavi-sarı-turuncu-kırmızı olarak simgeleştirilen ölüm tehlikesine ilişkin veriler her gün paylaşıldıkça kamusal alanda… İşte o haritada teker, teker illerimizi ya da ülkemizin genelini; kırmızı gördükçe… Endişeleniriz, ülkemiz haritasının böyle bir kırmızıya boyanmasını hiç isteyemeyiz.
Ve sorarız neden?…
Neden halkın sağlığı önemsenmiyor bu ülkede?…
Ya da tersine bakış açısıyla…
Neden halk uyarılara, önerilere aldırmıyor ?…
Kuşkusuz bu salgının yayılma ya da bulaş hızının artışında; tek taraflı olarak suçlu olan ne halkın sağlığını yeterince önemsemeyen yönetenler, ne de yönetenlerin uyarılarına uymayan halktır.
Görev ve sorumluluklar kuşkusuz karşılıklıdır.
Ama ülkemizde sağlık hizmetlerine yeterince, üstelik de gecikmeden ulaşılamıyorsa…
Kaynaklar yetersiz kalıyorsa ya da halk sağlığı için ayrılması gereken kaynaklar başka alanlara aktarılıyorsa…
Bu ölüm, kalım savaşında tek silah “aşı” işe, buna karşın halkın çoğunluğu “yeterli sayıda aşıya ulaşılamadığı için” aşılanamıyorsa…
Bu durumda yalnızca hafta sonlarında değil, gerekli olduğu kadar örneğin Fransa’da olduğu gibi dört haftalığına ülke tümüyle evlere kapansa, her yer kapatılsa…
Giderek artan vaka sayıları ve en kötüsü de can kayıpları önlense…
Her geçen günle birlikte ülke haritasının kırmızıya boyanmasının önüne geçilse…
Üstelik virüs bulaşıyorsa ayrım yapmaksızın hem bebeye, hem dedeye, hem de yirmilik gence…
Ölüm atıyorsa bu ülkenin halkına pençe…
Ve bu durum;
İlgilendirmiyorsa sorumsuz halkı ya da umursanmıyorsa ülkeyi yönetenlerce…
Yazgımızda, fıtratımızda, kaderimizde katliam gibi, soykırım gibi bir son mu var acaba diye sorası geliyor insanın !…
Evet gelişmiş ülkeler için ne kadar da önemli halkın sağlığı…
Bizim ülkemizdeyse; hangi dönemde, hangi partiler halkın sağlığını gereğince, yeterince önemsedi ki?… Belki de hiç bir dönemde, hiç bir siyasal partinin yönetiminde diye yanıtlanabilir bu soru… Bununla birlikte halk da hiç bir dönemde “sağlık” konularıyla ilgili yönetenleri, hükümetleri, yetkilileri sorguladı mı ki ?… Eleştirdi mi ki?… Seçim dönemlerinde “sağlık politikaları” yerine “imar afları” konusunda neler yapacaklarına bakarak, onlara oy vermedi mi?…
Ne diyelim?… Belki de kısa dönemli düşünen, az gelişmiş ülkelerin halklarına özgü tutum ve davranışlar böyle oluyor işte… Amaç yalnızca günü kurtarmak, kısa dönemli çıkarların/kazançların peşinde koşmak… Buna karşın; insan onuruna ve sağlığına yaraşır yaşam koşullarının nasıl olması gerektiğine ilişkin politikalar oluşturmamak…
Sanki birileri diyor ki…
-Bırakın, boşverin, bunca cehaletin, aymazlığın, aldırmazlığın egemen olduğu bir toplumu; ölen, ölür, kalan sağlar bizimdir. Bu salgından sağ çıkabilenler, sağ çıkmayı başarabilenler yaşasın, orman yasalarının egemen olduğu koşullardaki gibi güçlü olanlar ayakta kalsın.
Yönetenler böyle düşünüyorsa eğer, yönetilenler de yeterince vermiyorlarsa kendi sağlıklarına gerektiğince değer; kuşkusuz salgının olumsuz dışsallıklarının etkisi daha artacak ve ölümsüz, can kayıpsız bir tek günümüz geçmeyecektir.
Maske-Mesafe-Temizlik; sözleri, çoktandır nakarat gibi bellendi ama gerçek anlamda özümsendi mi, içselleştirildi mi acaba?…
Yasakların uygulandığı saatlerde bile gecelerde yakalananların varlığı; ne yazık ki bu ülkede ilkelliğin, cehaletin ve belki de aptallığın ne kadar da yaygınlaştığının somut kanıtı, göstergesi…
Televizyon yansılarından izlediğimiz görüntüler; ne yazık ki bu yargımızı haklı çıkarıyor.
Anlıyoruz ki…
Toplumsal yapımız vasatın egemenliğinde diye üzülürken, yetmezmiş gibi toplumsal kirlenme de had safhada… Onca uyarılara, onca ölüm duyumlarına, üstelik yalnızca ülkemizde de değil, dünya genelinde yaşanan kayıplara karşın; yaşananlardan ders almayan, şu ölümcül salgına kör bakan gözler, dolayısıyla beyinler var.
Biliyoruz; bu halk ve artık belki de ümmet, bilimsel bilgiden yana olmak istemiyor. Ussal kavramlara, değerlere beynini açmıyor. Buna karşın “sanki canına susamış gibi” kalabalıklardan kaçmıyor. Sonuç olarak hem kendisine, hem çevresine ölüm saçıyor.
Ülkemizde de, dünyamızda da salgının en korkunç günleri yaşanırken… Şu virüs yayıcılar; gündüzler yetmezmişçesine, bir de yarasalar gibi geceleri de gezerken; sanki her birisi olmuş Ölüm Meleği’nin gönüllü elçisi…
Hiç bir güç onlara dur demeyecek mi yoksa diyemeyecek mi?…
Bu aymazlar, yasa tanımaz, kural saymazlar; halkın yaşam hakkına saldırırken, onları engelleyecek bir otorite, bir yetke yok mu?…
Biz yalnızca bayrak kırmızısıyla donanmış bir ülke istiyoruz; ölüm habercisi kırmızı bir Türkiye haritası değil!…
Bu ülkede yaşayan her yurttaşın ilgisine ve bilgisine sunulur!…